Fikrimin İncegülü

istanbul

Yorum (1) Yorum yaz! | Etiketler : Fikrimin İncegülü , istanbul şarklıları, eski istanbul videosu, fikrimin ince gülü videosu

İstanbul'dan Geçen Zaman mı ? İstanbul mu?



İstanbul ,sen Piyer Loti'de Haliç'e bakarak içilen bir bardak demli çaysın.
 Eyüp Sultan'ı ,yeniden berraklaşmaya  başlayan Altın Boynuz'u, karşı kıyıda vızır vızır işleyen arabaları ile  koşuşturan insanları seyrederken,hemen ayaklarının dibinde ölümün daha başka, daha yumuşak bir çehre takındığı sonsuz zamanın içinden hızla yol alan hayali muhteşem İstanbul..
Gözler

(Bu filmde kamera kullanılmadan ,150.000 adet fotografın birleştirilmesiyle, 'Dört Mevsim İstanbul' filmi 5 yıllık bir çalışma sonucu ortaya çıkarılmış.)

Yorum (1) Yorum yaz! | Etiketler : Hızlı İstanbul Vİdeosu, istanbul'dan geçen zaman, istanbul muhteşem videosu,

9 Dilde İstanbul Ve Semtleri

İstanbul'un pek çok dilde çok farklı isimleri bulunuyor:

 
Arapça: Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma
Selçuklular zamanında: Konstantiniyye, Mahrusa-i Konstantiniyye, Stambul
Osmanlıca'da: Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i Saltanat, İstanbul, İslambol, Darü's-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye, Darü'l-Hilafetü'l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergah-ı Mualla, Südde-i Saadet.
Semt isimleri

 

Aksaray: Fatih'in sadrazamı İshak Paşa, İç Anadolu Bölgesi'ndeki Aksaray'ı ele geçirdikten sonra orada yaşayan bölge insanlarını bugünkü Aksaray semtinin bulunduğu yere gönderir. Aksaraylılar da semte adlarını verirler.

Ahırkapı: Marmara Denizi'nin kıyısında yer alan yedi ahır kapısından birisi olan bu semte, Padişah atlarının bulunduğu has ahırın yanında yer aldığı için Ahırkapı ismi verildi.

 

Aşiyan: kuş yuvası
Aşiyan: Günümüzdeki ismini şair Tevfik Fikret'in burada bulunan, Farsça'da kuş yuvası anlamına gelen 'Aşiyan' isimli evinden alıyor.
Bağlarbaşı: Semt, en ünlü bağ ve bahçelerin bir dönem burada yer almasından dolayı bu adla anılıyor. 

Bebek: Semtin isminin nereden geldiği konusunda iki rivayet bulunuyor. Bunlardan ilki, Fatih Sultan Mehmet'in bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının Bebek lakaplı olması. Diğeri ise padişahın semtteki bahçesinde gezerken yılan görüp korkan şehzadesine bebek demesi ve bundan sonra bahçesinin bebek bahçesi olarak anılması.

Beşiktaş: İlk görüş, semtin ismini Barbaros Hayrettin Paşa'nın gemilerini bağlamak için diktirdiği beş taştan aldığı yönünde. Diğeri ise bir papazın burada yaptığı kiliseye Kudüs'ten getirdiği beşik taşını koyduğu ve ismin buradan geldiği yönünde.

Beyazıt: Sultan II. Beyazıt'ın buraya kendi ismiyle anılacak bir külliye yaptırmasından sonra semt, Beyazıt olarak anılmaya başladı.

Beyoğlu: Semtin isminin nerden geldiği konusunda çeşitli rivayetler bulunuyor. Bunlardan ilkine göre, İslamiyet'i kabul edip burada oturmaya başlayan Pontus Prensinden adını alıyor semt. Diğerine göreyse, 'Bey Oğlu' diye anılan Venedik Prensinin burada oturmasından geliyor semtin adı. Son bir rivayet de, burada oturan Venedik elçisine, yazışmalarda, "Beyoğlu" diye hitap edilmesinden semtin bu adla anıldığını söylüyor.

Bakırköy: Bizanslıların 'Makri Hori' dedikleri semt, 14. yüzyılda Osmanlıların eline geçince 'Makriköy' adını aldı. 1925'te ulusal sınırlar içindeki yabancı kökenli adların değiştirilmesi sırasında Atatürk'ün isteğiyle semt Bakırköy adını aldı.

Bostancı: Semt, adını eskiden her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanlardan biri olmasından alıyor.
 

Depremde çatlayan kapı
Çatladıkapı: Bizans zamanında yapılan surların Sidera adı bir verilen kapısı, 1532 tarihinde meydana gelen depremde çatlayınca, hem semt hem de kapı Çatladıkapı olarak anılmaya başladı.

Çemberlitaş: Bizans'ın en önemli meydanlarından Constantinus Forumu'nun bulunduğu yerdeki büyük sütunlardan birisi olan Çemberlitaş, semte adını verdi.

Çengelköy: Eskiden gemi çapaları bu köyde yapıldığı için isminin buradan geldiği tahmin ediliyor.
Çıksalın: Güzel manzaralı, geniş bir çevreye hakim olan bölgeye, halk arasında "çık, salın" denilmeye başlandı.


Eminönü: Osmanlı döneminde çarşıdaki esnafı denetleme yetkisi 'Emin'lere aitti. Semt, adını burada bulunan 'Gümrük Eminliği'nden alıyor.

Feriköy: Semt adını Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde yaşayan Madam Feri'den alıyor. Bölgede bulunan geniş topraklar padişah tarafından Madam Feri'nin eşine bağışlanmıştı. Ama eşi ölünce semt onun ismiyle anılmaya başlandı.

 

Galata: Gala, Rumca da "süt" anlamına geliyor. Bir rivayete göre Galata'nın adı semtteki süthanelere gönderme yapılarak türetildi. Başka bir görüşe göre ise İtalyanca 'denize inen yol' anlamına gelen 'galata' kelimesi düşünülerek bu isim verildi.

Horhor: Fatih'te bulunan semt, adını Horhor çeşmesinden alıyor. Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet bölge civarında yürürken yerin altından su sesleri duyar ve yanındakilere, "Buraya bir çeşme yapın baksanıza 'hor hor' su sesleri geliyor" der ve buraya bir çeşme yapılır. Çeşme de semt de Horhor ismiyle anılmaya başlar.
Okmeydanı: Fetih Ordusu kuşatmanın bir kısmını burada kurulan karargâhta geçirmiş. Semtin ismi de böylelikle Okmeydanı olarak kalmış.

Kadıköy: Futbolun mabedi olan ilçe  Zamanın musiki üstadı Sine Kemani Nuri Bey’in anlatışına bakılırsa, futbola meraklı ilk Türk gençleri bir kulüp kurmağa, daha bir derli toplu birleşmeye karar vermişler. Çok geçmeden arzularını yerine getirmiş, elbiseyi de seçmişler; gömleğin göksü, yakası, kol kapakları beyaz, öbür tarafları kırmızı, pantolon keza beyaz. Kuşdili Papazın çayırlarında kendi aralarında maçlara girişmişler. Moda’daki İngilizlerden, Rumlardan mürekkep (oluşan) takımın derecesine erişmek, onları yenmek baş emelleri(en büyük arzuları). Eski cimnastikçi ve idmancılardan Sine Kemani Bay Nuri’nin rivayetine göre, ilk oynayanları sayalım: Kendisi(Nuri Bey), Emced Bey, Mehmet Ali ve kardeşi Neşet Beyler, Reşat Danyal Bey, Hafız Mustafa, Topçu zabiti Cevdet Bey, Eşref Bey, Hüsnü Paşa zade Bahriyeli Fuat Bey, Mekteb-i Sultani’li Daniş, Tahsin (Şair Tahsin Nahit) Bey, Sarı Şevki.

Şişli: Şiş yapımıyla uğraşan ve Şişçiler diye anılan bir ailenin burada bir konağı olduğu ve 'Şişçilerin Konağı'nın zamanla değişikliğe uğrayarak 'Şişlilerin Konağı' hâline gelmesiyle semtin adının Şişli olarak kaldığı anlatılıyor.

Şaşkınbakkal: Henüz yerleşimin olmadığı dönemlerde yaz günleri denizden yararlanmak için bölgeye gelenlere bir bakkal dükkanı açıldığını görenler, burada iş yapılmayacağını düşünerek bakkala "şaşkın bakkal" yakıştırması yaptılar. Bundan sonra da semt Şaşkınbakkal olarak anılmaya başlandı.

Sütlüce: Bugün Sütlüce semtinin olduğu yerde Süt Menbat isimli bir Rum köyü vardı. Köyün bir köşesindeki bakır bir kadın heykelinin memelerinden su akar; bu suyun, kadınların sütünü çoğalttığına inanılırdı. Bundan dolayı semt, Sütlüce olarak anılır oldu.

Tahtakale: Sözlük anlamı 'kale altı' olan Taht-el-kale'nin bozulmasıyla Tahtakale'ye dönüşen semtin, Mercan ya da Beyazıt dolaylarındaki eski sur benzeri yapının aşağı kotunda yer aldığı için bu ismi aldığı tahmin ediliyor.

Taksim: Osmanlı zamanında sucuların; suyu, halka taksim ettikleri yer, Taksim olarak anılmaya başlandı.
Teşvikiye: Sultan Abdülmecit'in bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu semtin adı Teşvikiye olarak kaldı. Bu durumu, Harbiye Karakolu ile Rumeli ve Valikonağı Caddelerinin kesiştiği kavşakta bulunan iki taş belgeleliyor.

Unkapanı: Bazı satış yerlerinde Arapça'da 'Kabban' adını taşıyan büyük teraziler bulunduğundan, buraları Kapan adını taşırdı. Sahiline buğday ve arpa yüklü gemiler demirlediğinden, semt bu adı aldı.

 

Üsküdar: Bizans devrinde, Skutari denilen asker kışlaları, şehrin bu yakasında yer aldığı için semt Skutarion diye anılıyordu. Bu isim zamanla Üsküdar'a dönüştü.

Veliefendi: Hipodrom bir zamanlar Şeyhülislam Veli Efendi'nin sahibi olduğu topraklar üzerinde kurulduğundan semtin adı Veli Efendi'yle anılıyor.

Grekçe: Vizantion
Latince: Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma
Rumca: Konstantinopolis, İstinpolin, Megali Polis, Kalipolis
Slavca: Çargrad, Konstantingrad
Vikingce: Miklagord
Ermenice: Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli

 

Yorum (0) Yorum yaz! | Etiketler : 9 Dilde İstanbul Ve Semtleri, aksaray, çatladdıkapı, eminönü, şişli, taksim, sütlüce, ahırkapı, bostancı, üsküddar, kadı

Bir Zamanlar İstanbul, Dünyaya bedelmiş..!



Şehirde daha tarih öncesi çağlara ait bir takım yerleşim bölgeleri olduğu tespit edilmiştir. 1942 - 1952 yılları arasında Kadıköy çevresindeki Fikir Tepesinde yapılan kazılar sırasında M.Ö. 3.000 yılına ait bir takım aletler, iskeletler bulunmuştur.


Bu durum İstanbul'un Asya kıyılarında o çağlarda insanların yaşadığını açıkça ortaya koymaktadır. Rumeli tarafında da kazılar yapılacak olursa buralarda da çok eski çağlardan kalma çeşitli kalıntılara rastlanacağı sanılmaktadır.

1870-Haliç
Bugünkü İstanbul şehirlerinin çekirdeğinin yani Haliç'in güneyinde kalan parçanın ilk sakinleri Trak'lardı. Fenikeliler ise Kadıköy'ünde yerleşmişlerdi. Bilindiği gibi Traklar Hint-
Avrupa Fenikeliler ise Sami ırklarındandır.

1880-Sarayburnu
Yunanlılara göre; Yunanistan'ın Megara şehrindeki Bizans'ın yönetimindeki bir Yunanlınlar kafilesi M.Ö. 658'de bugünkü Sarayburnu'na gelip yerleştiler. Bundan sonraki yüzyıllarda şehir yavaş yavaş ikinci derecede bir liman ve ticaret şehri olmaya yüz tuttu. Roma egemenliği altında iç bağımsızlığını koruyan bu ticaret şehri, ancak M.S. II. yüzyılda bir Roma sitesi oldu.


Kadıköy Çarşı

İmparator Konstantin, 325'te yeni ve büyük bir şehir yapımına girişti.11 Mayıs 330'da bu şehir kesin olarak Roma'nın yerine dünya imparatorluğunun başkenti oldu. Daha Konstantin devrinde şehrin nüfusu 200.000'i geçti. Fakat birkaç milyonluk Roma'nın kalabalıklığına ve büyüklüğüne erişmekten uzak bulunuyordu. 395'te imparatorluk ikiye ayrılınca İstanbul Doğu İmparatorluğu' nun başkenti oldu. Justinianus devrinde yani VI. Yüzyılda nüfusu milyonu aştı, dünyanın en büyük şehri haline geldi. VII. Yüzyılın sonundan başlayarak Bağdat nüfusu, büyüklüğü ve zenginliği bakımından İstanbul'u geride bıraktıysa da , şehir hiçbir zaman milyonu aşan nüfusunu kaybetmedi. Ancak Latinler' in işgalinde bu büyük nüfus dağıldı.

Asya'da ki imparatorluklarının yıkılması üzerine Avrupa'ya gelen ve bu kıtanın en büyük kısmında olan Hun Türklerinin hakanı Atilla, 447'de Büyükçekmece'ye kadar geldi; fakat Bizans'ı yıllık bir vergiye bağladıktan sonra geri döndü. Hun' lardan sonra gene Asya da ki imparatorluk tahtını kaybeden Avar (Apar) Türkleri Avrupa'ya geldiler ve 616'da İstanbul'un önlerine kadar ilerlediler. 626 yılında Avarlar'ın şehri kuşatması, tarih boyunca Bizans'ın karşılaştığı en önemli tehlikelerden birini meydana getirdi. Kadıköy ve Üsküdar tarafından da İranlılar (Sasaniler) bu kuşatmaya katılıyorlardı. Büyük şans esri olarak Bizans bu kuşatmayı ağır şartlarla atlattı.

Üsküdar iskelesi
İslam dinin ortaya çıkmasından sonra Arapların başlıca hedeflerinden biride İstanbul oldu. 668-669 kuşatması gelecekteki halife Yezid'in başkomutanlığı altında yapıldı. 665'te Bizans donanmasını yok eden İslam donanması bu kuşatmaya açık bir kapı hazırlamıştı. Bu sefere Peygamberin bayraktarı Halid İbni Zeyd (Ebu Eyyubu'l-Ensari) ve Peygamberin birçok arkadaşı katıldı. Bu kuşatmadan bir sonuç çıkmayınca Halife Muaviye, 673-674'te şehri bir kere daha karadan kuşattırdı. Araplar Kapıdağı yarımadasında üslenerek tam yedi yıl sefer mevsiminde İstanbul önlerinde göründüler. Fakat bileşimi yalnız Bizanslılar tarafından biline "Rum Ateşi" yüzünden bir sonuç çıkmadı. 713-714'te tekrar Prens Mesleme, tekrar İstanbul'u kuşattı. Bu kuşatma Bizans'ı yıkılma tehlikesiyle yüz yüze getirdi. Arapların şehri alması ve Avrupa'ya hakim olması bir gün meselesi sayıldı. Fakat İmparator Leon'un enerjisi durumu kurtardı. Bu kuşatma Avrupa tarihinin dönüm noktalarından biri sayılır.781'de gelecekteki halife Harunureşid'te şehri kuşattı; fakat yıllık vergi karşılığında geri çekildi.


Edirnekapı
Bundan sonra Bulgar Türkleri, İstanbul için en büyük tehlike teşkil etti.813'te Kurum Han, Bizans ordusunu Edirne meydan savaşında yok ettikten sonra, şehri kuşattı. Fakat kat kat surlarının ululuğu ve dayanıklılığı Bizans'ı gene kurtardı. 1090'da başka bir Türk topluluğu, Peçenekler Çekmece'ye kadar geldiler.

Üsküdar Çarşı
Malazgirt'ten birkaç yıl sonra Selçuklu Türkleri Üsküdar'a kadar geldiler ve İznik'i Türkiye'nin başkenti yaptılar; fakat Avrupa'ya geçemediler. Birinci Haçlı seferi Bizans'ı Selçuk Türklerinden kurtardı. Ve Bizans'ın Türkler tarafından fethini 3,5 yıl geriye itti.

Galata Kulesi-Asya'dan
16 Nisan 1204'te, Bizans'ı Türklerin elinden kurtarmak emeliyle hazırlanan Haçlı Seferinin dördüncüsü, özellikle Bizans'a yöneldi. Şehrin heybeti ve zenginliği karşısında gözleri kamaşan fakir Avrupalılar, İstanbul'u şiddetli bir savaştan sonra aldılar. Tarihte ilk defa olarak şehre barbarlar egemen oldular. Milyonluk şehir en müthiş yağma, katil ve saldırılarla karşılaştı ve zenginliğinin büyük kısmını kaybetti. On binlerce elyazması yakıldı. Kiliseler son şamdanlarına kadar yağmalandı. On binlerce İstanbullu kılıçtan geçirildi. Kadınlar saldırıya uğradı. Bütün bu hareketlere yalnız savaşçılar değil, Latin Rahipleride katıldı. İznik'e sığınan Bizans İmparatorluğu başkentini Latinler'in elinden almak için amansız bir mücadeleye girişti. Latinler İstanbul'da bir imparatorluk kurdular ve tahtı bir Fransız Hanedanına verdiler. Sonunda 1261'de Paleologoslar'ın idaresindeki Bizanslılar İstanbul'dan Latinleri kovdular. İmparatorluğun başkenti İznik'ten tekrar İstanbul'a nakledildi. Fakat bu dönemde şehrin nüfusu tahminlere göre yarım milyondan da aşağıya düşmüştü. Bununla beraber -İspanya'da ki Arap şehirleri hariç- Avrupa'nın en büyük şehri idi. Bu devre kadar Hıristiyan Avrupa'da hiçbir şehrin nüfusu 150.000'i aşmamıştır.


İstanbul-1920
Bundan sonra Bizans, Osmanlı Türkleri ile karşı karşıya kaldı. Daha sonra Orhan bey Üsküdar'a geldi. İmparator ile pek sıkı ilişkiler kurdu. 1390 baharında Orhan Gazi'nin torunu Yıldırım Bayezit, şehri kuşattı fakat ağır vergi karşılığında kuşatmayı kaldırdı. Yıldırım'ın İstanbul'u almak azim ve kararı kesindi. Ancak Timur olayı bu fethi yarım yüzyıl geride bıraktı. 1396'da Türkleri Avrupa'dan sürmek ve Bizans'ı kurtarmak için gelen bütün Avrupa devletlerinin kuvvetlerinden meydana gelmiş büyük Haçlı ordusunu yok eden yıldırım Anadolu Hisarı'nı yaptırdı ve 1397'de şehri kuşattı. Fakat kuşatma savaşına girmedi; büyük Türk birliklerini şehre bağlamak istemedi. Uzun süren bir abluka ile Bursa gibi İstanbul'un da boyun eğip teslim olacağını düşündü. Bizans bu durumdayken Timur, 1402'de Yıldırım'ı yendi.

Salacak Sarayı
Yıldırım'ın oğlu Musa Çelebi, 1411'de İstanbul'u kuşattıysa da alamadı. Yıldırım'ın torunu II. Murat'ın 1422'nin 15 haziranından 24 ağustosuna kadar süren pek şiddetli savaşlara sahne olan kuşatması, artık şehrin son günlerini yaşadığını gösterdi. Anadolu'da bir ayaklanma olması, Bizans'ı bu defada kurtardı. Fakat II. Murat'ın oğlu II. Mehmet, şehri almayı hemen hemen bir sabit fikir haline getirmişti. 29 Mayıs 1453'te İstanbul'u alarak Ortaçağ'a son verdi.

İstanbul'un, surları içinde kalan bölümünün, yedi tepe üzerinde kurulduğu söylenir.

Bu tepelerin yerleri:

1- Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Sultanahmet Camiinin bulunduğu tepe.


Sultan Ahmet Camii

Ayasofya 1870
2- Çemberlitaş ve Nuriosmaniye Camiinin bulunduğu tepe.

Nuruosmaniye Camii
3- Beyazıt Camii, Üniversite ve Süleymaniye'nin bulunduğu tepe.

Süleymaniye Camii
4- Fatih Camiinin bulunduğu tepe.

Fatih Camii
5- Yavuz Selim Camiinin bulunduğu tepe.
6- Edirnekapı semtinde, Mihrimah Sultan Camiinin bulunduğu tepe.
7- Kocamustafapaşa semtinin bulunduğu tepe.

Bunlardan başka, İstanbul'da surların dışında kalan ünlü tepeler şunlardır:
Bunlardan başka, İstanbul'da surların dışında kalan ünlü tepeler şunlardır:
Beykoz'da Yuşa Tepesi, Rumelihisarı'ndaki Şehitlik Tepesi, Sarıyer'de Maden Tepesi, Paşabahçe'de Karlıtepe, Beyoğlu'nda Tepebaşı ve Fetihtepe; Şişli'de Hürriyet Tepesi, Gayrettepe, Esentepe, Kuştepe, Köğıthane'de Nurtepe, Şirintepe Seyrantepe, Gültepe, Çeliktepe; Kadıköy'de Fikirtepe, Göztepe; Usküdar'da lcadiye Tepesi, Sultantepe, Nakkaştepe, Büyük Çamlıca ve Küçük Çamlıca tepeleri.


Beykoz-17 mart-1878

Samatya


Rumeli Hisarı-1870

Kuruçeşme

Bebek -1910

İstanbul Boğazı-1870



Tophane-Atlıtramvay

Tünel-Santral Sineması

Taksim Sineması

Saray Sineması

Taksim Kışlası

Taksim Sular İdaresi-1920


Tokatlıyan Lokantası

Tokatlıyan Oteli

Salı Pazarı-Dolmabahçe

Beşiktaş İskelesi


Galata Köprüsü-1870-11912

Pier Loti'den Haliç-1920

Galatasaray-1958


Galata Kulesi-1920


Nişantaşı  Kavşağı


Meşrutiyet Cadddesi-1960


Göksu(Anadolu yakası)


Su Kemeri -Fatih (Avrupa Yakası)


Fener Patrikhane-1920


Büyükada İskele-1925


Tarabya-1920 ,Fransız Elçiliği-Yazlık Saray

Kağıhane-1920

Unkapanı

Yorum (2) Yorum yaz! | Etiketler : Eski İstanbul Fotoğrafları, Eski İstanbul Resimleri, Gravürler, Bir Zamanlar İstanbul, Kadıköy, fikir tepesi, Rumeli, Ha

İSTANBUL BOĞAZI DEPREMLE KAPANIRSA NE OLUR?

Eğer bir şekilde Boğaz deniz trafiğine kapanır, Karadeniz veya Ege diğer tarafta kalırsa ne olur ?

Türkiye’nin jeopolitik önemi ne olur?

Hayat nasıl değişir? Petrol tankerleri ne yapar? Dünya konsersiyumları biraraya gelip boğazı yeniden açtırmak için devasa borçlandırmalar(!) ile kredi mi verirler? Bombayla açmayı mı denerler? Gerçekten ne olur?

Görsel çalışma:




Ozan Karakoç / 2050 İstanbul. Bak Dergisi 4. sayı / www.bakdergisi.com

 

 

Yorum (0) Yorum yaz! | Etiketler : istanbul bogazı, deprem, kapanırsa, tankerler, konsorsiyum, kredi, dünya, bomba, petrol tankerleri

İSTANBUL ŞEHİR REHBERİ

İstanbul Şehir Rehberi http://sehirrehberi.ibb.gov.tr (ancak yoğunluktan bazen kapalı olabiliyor.) adresine girdiğinizde güzide İstanbul’umuzu harita bazında görüyoruz.  Bilemiyorum Google Earth / Maps ile nasıl kıyaslayalım? Baktığımızda Google Earth serverleri şu an itibariyle daha hızlı bilgi gönderiyor. (Google Maps’i denemek için tıklayın) Özellikle Hybrid denilen hem uydu, hem harita birleşik modunu çok seviyorum. :)
  


İstanbul Kent Rehberi



http://kentrehberi.ibb.gov.tr/ adresi ise başka bir bilgilendirme ekranı. İBB’nin sisteminde katman denilen ek bilgiler işin sadece haritalama olmadığını ortaya koyuyor. Yani yollar, göller, binalar, eczaneden, akaryakıt istasyonuna dek güncel bilgiler, harita üzerinde yerleşiyor veya gizlenebiliyor. Sizi ilgilendiren detayda haritayı görüyorsunuz. İşte işin can alıcı kısmı bu.

Google Earth ile yurtdışındaki Newyork şehri gibi büyük örneklere baktığımızda, çok detaylı bilgilerin girildiğini restaurantların hangi binanın hangi katında olduğuna dek yazıldığını görüyoruz. Bir süre sonra bu biz de gerçekleşecek.

Google Maps ise daha pratik kullanım için mesela bir yerden bir yere nasıl giderim dediğinizde (”Get Directions”) bölümünde size bir rota verebiliyor ki çok kullanışlı. ”Link to this page” ile size tek bir adres veriyor siz bu adresi arkadaşınıza yollayınca bu ekran onda da açılıyor.

İstanbul Belediyesi’nin Altın Örümcek alacak kadar teknolojiyi kullanması çok sevindirici. Yapılan çalışma en güçlü kamu sitelerinden biri olduğunu doğruluyor.

Sayfadaki açıklamalar şöyle (Türkçe imla kuralları neden gözetilmemiş anlayamadım? Ben düzelterek ekliyorum.): 

  • Adres menüsünü kullanarak, ilçe - mahalle - sokak / cadde - kapı numarası sorgulaması yapabilirsiniz.
  • Tür menüsünü kullanarak, tüm İstanbul - ilçe - mahalle bazında toplumsal noktaları sorgulayabilirsiniz.
  • Yol analizi menüsünü kullanarak, İstanbul bazında belirleyeceğiniz iki nokta arasındaki yol sorgulaması yapabilirsiniz.
  • İETT Menüsünü kullanarak, belirteceğiniz iki durak arasındaki otobüs hat isimlerini sorgulayabilirsiniz.

Bu tür sitelerin olası kullanımı, yanımıza bir notebook, internete giren cep telefonu veya  el bilgisayarı alıp, siteye girip arabanızla kaybolmamak. Aradığınızı kolayca bulmak, turistik amaçlı gezilerde önceden fikir edinmek. Gerç, her gün web de alternatif kullanımlarını görüyoruz. Belli bir siteye üyelerin koordinat verip buluşmaları işlerini evlerini göstermeleri gibi. Ancak tanımadığımız kişilere bu tür bilgileri vermeyi tek kelimeyle “cesurca” buluyorum!

Kaynakça:  www.günesintamicinde.com


Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : istanbul şehir rehberi,

PERA'DAN BEYOĞLUN'A ..

Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk modern Belediyesi ve dış dünyaya açılan kapısı olan ‘Altıncı Daire-i Belediye’ 1858′den bugüne gelen 150 yılda geçirdiği değişim ve yeniliklerle İstanbul’un gözbebeği Beyoğlu’nun nabzını tutmaya devam ediyor. Bugün ise bir buçuk asırlık eşsiz tarihinin bu güzelliklerini çeşitli etkinliklerle kutluyor.

Sanayi Devrimi’nin, Batı’daki şehir yapısını ve ürünlerini etkilemeye başladığı 1800′lü yıllarda, şehirlerin tasarlanması ve kullanılması için gerekli hizmetler de karmaşıklaşıyordu. Osmanlı imparatorluğu’nda da, hem bu değişime uyum yapabilmek amacıyla, hem de İstanbul’un batıdaki başkentler gibi yönetilmesi için, 16 Ağustos 1855 tarihinde ‘Meclisi-i Ali-i Tanzimat’ kararıyla ‘ihtisap Vekâleti’ son verilmiş, buna karşılık ‘Şehremaneti Meclisi’ kurulmuştu. Bu değişimin en önemli yeniliği, şehrin güvenliğinin ‘Asayiş Zaptiye Nezareti’ne devredilmesiydi.Böylece ‘Şehremaneti’ artık ‘ihtisap Nezareti’ne ait görevlere bakacaktı. İstanbul halkının temel ihtiyaçlarının sağlanması, yol ve kaldırımlarının yapılıp bakılması, çarşı ve pazarların denetimi, artık ‘Şehremaneti’nin görevleri olmuştu.

Yol, kaldırım yapımı ve onarımı, suyollarının geliştirilmesi için gereken proje ve planlar ‘Şehremaneti Mühendisi’ tarafından hazırlanıyordu. 2 yıl sonra ise, 1857 tarihli ‘Nizamname’yle İstanbul, 14 ‘ Belediye Daîresi’ne ayrılmıştı. Beyoğlu, ilk uygulama olmasına rağmen buraya “6. Daire” denildi. Bu adı almasının nedeni, Paris’te “Six-eme arrondıssement” (6. Bölge) diye bilinen Belediye biriminin kentin en mamur bölgesi olmasıydı. 6. Dairenin amaçları ticareti düzenlemek ve Avrupai kent hizmetlerini getirmekti. 6. Daire kurulunca başına Mehmet Kamil Bey getirildi. Kendisi Baş Hariciye teşrifatçısı olarak yabancılarla ve diplomatik misyonla ilişki içindeydi. Belediye Binası, Şişhane Meydanı’nda, Yolcuzade İskender, Meşrutiyet ve İlk Belediye Caddelerinin birleşme noktasındadır. Meşrutiyet Caddesi’nin başlangıcı “Daire” olarak anılmıştır. Sokakların temizlenmesi, düzenlenmesi, lağım ve suyollarının yapılması ve diğer bazı hizmetlerin getirilmesi kararı uygulamaya konuldu. İlk iş olarak Beyoğlu ve Galata’nın kadastro haritaları çizildi. Taksim ve Tepebaşı’nda umumi bahçeler yapıldı. Bir hastane kuruldu ve sokakların gazyağıyla çalışan fenerlerle aydınlatılması, ilk kez Cadde-i Kebir’de (İstiklal Caddesi) başlatıldı.

İstanbul’da şehir hizmetlerinin ve ürünlerinin değişiminde önemli rolü olan ‘6. Daire-i Belediye’ binası 1879 yılında Tünel ve Şişhane arasında Edouard Blacque Bey’in ilk reislik dönemi olan 1879-1883 yılları arasında inşa edilmişti. Mimari tasarımı İtalyan kökenli Barborini tarafından yapılmıştı. Osmanlı gayrimüslimlerinin ve yabancıların yoğun olduğu Beyoğlu ve Galata bölgesi ‘Altıncı Daire olarak belirlenmişti. Yeni kurulan ‘Belediye Meclisi’ ‘Nizamname’ ile belirlenmiş olan, mahalle, çarşı ve pazarların temizlik ve düzeni ile ilgili kararlar alacak, yasaklar koyup, yapı ve onarım işleri konusunda Talimatname’ler hazırlayacaktı. Altıncı Daire; Osmanlı İmparatorluğu’ndaki değişim gereği olarak, özellikle sefaretlerin bulunduğu bir bölgede yeni bir ticaret düzenini gerçekleştirecek yapıyı kurmak amacıyla çalışmaya başlamıştı. Ama böylelikle İstanbul’da Batı’daki ölçülerde bir belediye hizmetini etkinleştirmek yönünde görev yapmaya başlamıştı. 6.Daire’nin genel yönetmeliği şöyle tanımlanmıştı.

Yollar, sokaklar, lağımlar ve kaldırımların yapılması, kandillerin yanması, yolların süpürülmesi ve sulanması, sokakların geliştirilmesi ve düzeltilmesi, sular, suyolları ve gazların kurallara uygun biçimde işletilmesi…Çeşitli malzemenin tartılması için kullanılan kantar ve terazi gibi ölçülerin, panayır, tiyatro, çarşı, lokanta ve mektepler ile balolar, kahvehaneler, meyhaneler ve bu gibi toplumsal mekânlar….meclis tarafından nezaret olunacaktı. 6.Daire’nin kurulmasıyla Beyoğlu’ndaki olumlu gelişmeler devam ediyor ve Beyoğlu artık hızlı bir değişimin içinde gelişiyordu.

Bu 150 yıllık değişim içinde tarihi şekillendiren bir çok olay ve serüvenle Pera kendini artık Beyoğlu’na hazırlıyordu.

1856 Beyoğlu ‘Havagazı’yla ışıl ışıl

Galata ve Beyoğlu, dönemin modern belediyecilik örneklerinden olduğu gibi sokakların Avrupa kentlerindeki gibi aydınlatılmasında da öncülük etmişti. Burada kuşkusuz yabancıların bu bölgede yoğunluğu ve bu tür hizmetleri talep etmedeki medeni cesaret yanında Dolmabahçe Sarayı ve Gazhanesi’ne yakınlığın etkisi söz konusuydu. 1813 yılında Londra sokaklarının aydınlatılmasında kullanılmaya başlayan ‘Havagazı’ daha sonra Paris ve diğer gelişmiş ülkelerin şehirlerinde de yaygınlaşmıştır. 1850′de de Dolmabahçe Sarayı’nın aydınlatılması için kullanılmıştı.

1861 Beyoğlu Şark Tiyatrosu’nun ilk temsili olan ‘iki Ahbap Çavuşlar’ oyunu ile açılması.

Taksim Gümüşsüyü Kışlasının tamamlanması, ‘Galatasaray Mektebi Sultanisi’nin 1848′de yanmış olan binanın yerine yapılması,

‘Sergi-i Umumi-i Osmanî’ ve Kara köy Köprüsü, 1863 Kasımpaşa ‘Bahriye Nezareti Binası’ inşaatının başlatılması.

1863 Sultan Abdülaziz’in bazı şehzadelerle birlikte Naum Tiyatrosu’nda oyun izlemesi

1867 Sultan Abdülaziz’in Avrupa gezisi sonrası Galata ve Beyoğlu’nda ‘Alafrangalaşma’

Osmanlı İmparatorluğumun sanayinin geliştirilmesi konusunda belki de en köklü girişim, 1867 yılında ortaya atılan ‘İstanbul Sanayi Mektebi’ kurulması düşüncesi olmuştu. Sonuç olarak 1868 yılında Sultanahmet’teki binalarda eğitim başlamıştı. Okulda derslik ve atölyelerin yanı sıra bir de küçük fabrika kurulmuştu. Bu okulun önemli yanı kadrosunda çok sayıda yabancı öğretmen ve uzmanların yer almasıydı. Ayrıca öğrenciler Avrupa’ya da gönderiliyordu.

Beyoğlu’nda Belediye hizmetleri

İstanbul’daki değişim projelerine genellikle Galata yakasına öncelik verilmişti. Örneğin, 1869 ve 1881 yıllarında Galata tarafı için öngörülmüş olan hatlar hizmete girmişti. Aslında bu tramvay hatlarının düzenlenmesinde nüfus yoğunluğu değil, kentin büyümesinin yönelimi ve seçkin nüfusa hizmet götürme isteği yatırımlarda belirleyici olmuştu.

İlk atlı tramvay Galata’da işlemeye başlamıştı; Mühendis Eugene Henri Gavand’e 1869 yılında Karaköy ve Beyoğlu arasında bir metro yapma ve işletme imtiyazı tanınmıştı. İstanbul Tüneli 1875 yılında hizmete başlayacaktı. Gavand ‘in kendi deyişiyle burada bir tür Yeraltı teleferiği, yapılması çok faydalı olacaktı. Aslında Galata ve Pera bölgesinin su sorunu ise, I Mahmut’un katkısı ile 1732 Bahçeköy su şebekesinin yapılmasıyla çözülmüştür.Roma ve Osmanlı Dönemindeki çok kültürlü yönüyle, 19. yüzyıldaki yeni haliyle ve bugünkü yüzüyle ‘Beyoğlu’ her döneme ışık tutmuş çok renkli bir geçmişe sahiptir. ‘Beyoğlu Belediye Başkanlığı’ bu ihtişamlı tarihinin gücüyle ve 150 yıllık birikimiyle aynı heyecanını geleceğe taşımaya devam ediyor.

Ama konutlarda basınçlı su kullanımı en hızlı ve geniş çapta olarak Galata ve Pera’da 1860′h yıllarda uygulanmıştı.

1870 Büyük Yangın ve yeni bir Beyoğlu

5 Haziran 1870 tarihinde Taksim-Galatasaray çevresinde çıkan bir yangın birkaç koldan ilerleyerek pek çok ahşap ve kagir yapıyı yok etmişti. Bu çok değerli alan özellikle varlıklı Beyoğlu sakinlerince alınmış ve yeni binalar yaptırılmaya başlanmıştı. İşte bu değişimin sonucunda bugünkü Beyoğlu kimliği ortaya çıkmaya başlayacaktı.

1870 Atlas Pasajı, İsveç Sarayı, Çiçek Pasajı, Avrupa Pasajı, Hacopulo Pasajı

1876 Sultan İkinci Abdülhamit Dönemi ‘Yıldız Sarayı’ ve Beyoğlu için yeni bir dönem 1876 yılında tahta çıkan Sultan İkinci Abdülhamit döneminde ki yeni düşüncelerde, Beyoğlu üzerinde önemli etkiler yaratmıştı. Dolmabahçe Sarayı’nı kullanmak istemeyerek, onun yerine Beşiktaş sırtlarında yeni bir saray yapımını başlatmıştı. 1876 yılında yapımına başlanan Yıldız Sarayı’nın ülkede ki değişim açısından önemli yanları olmuştu. Bu yüzden Yıldız Sarayı 1870′li yıllarda İstanbul’un değişim projelerinin bir simgesi olarak rol oynamıştı.

1883 Tünel Pasajı

1885 Halep Pasajı

1893 Aznavur Pasajı 1905 Afrika Pasajı, Anadolu Pasajı1910 Karaköy Palas, ilk otobüs ve duraklar

1910′lu yıllar İstanbul için ilk otobüslü yıllardı. Bu gelişmenin şehir içinde ki yeni ürünleri ise otobüs durakları olacaktı. Böylece İstanbul Belediyesi yeni bir yapıya kavuşmuş oluyordu.

1914 Beyoğlu Spor Kulübü

1920 Alkazar Sineması, Elhamra Sineması, Taksim Stadı

1923: Galatasaray ve Karaköy’de ki ilk ‘trafik noktası’

İstanbul’da motorlu araçların artmasıyla, küçük trafik kazaları yaşanıyordu. 1923 yılında ilk trafik şubesi ‘Şehremini’ tarafında, Galata Köprüsü’nün altında ki Belediye Zabıtası’na bağlı olarak açılmıştır. O tarihte İstanbul’da birisi Galatasaray’da, diğeri de Karaköy’de olmak üzere sadece iki adet trafik noktası vardı. İstanbul’da ki ilk ışıklı geçit lambası da Karaköy’de ki Domuz Sokağı’nın başına konuşmuştu.

20 Nisan 1924′te Beyoğlu Belediyesi kuruldu

Cumhuriyetin ilk yıllarında Beşiktaş, Şişli, Kemerburgaz’ı da kapsayan Beyoğlu, 1930′da Beşiktaş’ın ayrılması, 1936′da Kemerburgaz’ın Eyüp’e bağlanması, 1954′de Şişli ilçesinin kurulmasıyla bugünkü haline zemin oluşturuldu.

1928 Taksim Meydanı Cumhuriyet Anıtı 1930 Yeni ‘Belediye Kanunu’

1970′de mahallelere ayrıldı

1984′e kadar İstanbul Belediyesi’ne bağlı şube olarak şube Müdürlerince yönetilen Beyoğlu, 1984′de Büyükşehir İlçe Belediyeleri için çıkartılan “Yerel Yönetimler Kanunu” çerçevesinde yeniden yapılanarak 45 mahalleyi kapsayan “Beyoğlu Belediyesi” mevcut statüsünü almıştır.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : PERA'DAN, BEYOĞLUN'A, SANAYİ, DEVRİMİ, BATI, OSMANLI, TANZİMAT, ŞEHREMENATİ, ZAPTİYE, NEZARETİ, NİZAMNAME, İSTANBUL, ŞİŞ

İSTANBUL'DA EN SOĞUK KIŞ GÜNLERİ (1954-BOĞAZ/1929 HALİÇ)


Buzlarla kaplı Haliç fotoğrafları okuyucuyu böyle büyülüyor. Tıpkı Halley kuyruklu yıldızı, kocaayak ya da uzaylılar gibi, pek çok şahidi olduğu bilindiği halde sık karşılaşılmadığı için bir rivayet, efsane, masal muğlaklığıyla değişe değişe kulaktan kulağa dolaşan bir ‘tuhaf vaka’yı capcanlı fotoğraflarla karşınızda buluyorsunuz. Hem karadan, hem havadan, hem denizden saldıran bir felaketin (hatta hem de ‘ateşle’: 21 Ocak 1929 gecesi, kar bütün şiddetiyle yağmaya devam ederken, Tatavla’da yangın sonucu tam 216 ev kül olmuş) insanları ‘mahsur ve mahzun’ bırakışını; mutlulukla kar topu oynayanların yakınında bir yerde donarak ölenleri; bundan yetmiş sekiz sene öncesinin buz tutmuş bir kaldırımında ayağı kayan bir adamın, yüzükoyun yere kapaklanmadan hemen önceki halini görüyorsunuz. 1929 Kışı’nın içinde, tıpkı bir zamanlar bozulmasını engelleyici kimyevi sıvılara bulanıp bir fanusun içine konulan hilkat garibeleri gibi, şaşkınlık yaratıcı, derin ve büyülü bir şey var.

Tam yetmiş sekiz sene önce, bugünlerde bütün Avrupa’yla beraber Türkiye’yi de kar ve tipi kasıp kavuruyormuş meğer. Yollar kapanıyor, tepelerindeki kar yükünü taşıyamayan ahşap evler çöküyor, her gün birkaç kişi donarak ölüyor, taksiciler fırsattan istifade bol bol müşteri kazıklıyor, vapurlar çarpışıyor, İstanbul’a aç kurt ve yaban domuzu sürüleri iniyor, banliyö trenleri kara saplanıyor, su boruları patlıyor, Şehremaneti nereye, nasıl yetişeceğini bilemiyormuş.
 13 Ocak’ta Trabzon’dan gelen Sakarya vapurunun güvertesindeki koyunların bir kısmı şiddetli dalgalar sonucu denize dökülmüş; 1 Şubat günü, kış beklenenden şiddetli geçtiği için camilere mahya kurulamayacağına karar verilmiş; ekmek yoğurma makineleri elektrikler bir önceki gece kesildiği için çalışmıyormuş, bu yüzden 3 Şubat günü fırıncılara ekmekleri elleriyle yoğurmaları talimatı verilmiş.

11 Şubat günü defnedilmek üzere Topkapı mezarlığına getirilen cenazeler, yoğun kar yağışı yüzünden ertesi gün gömülmek üzere mezarlıkta bırakılmış.
28 Şubat’ta Rusya ve Bulgaristan sahillerinden kopan büyük buz kütlelerinin İstanbul Boğazı’na doğru yola çıktığı haberi alınmış.
1 Mart günü Boğaz buzların istilasına uğramış; 8 Mart sabahı 1929 yılının son karı serpiştirmiş; ve 12 Mart’ta, Ramazan Bayramı’nın ilk günü, nihayet kış sona ermiş.
Ninja



24 Şubat 1954'te Boğaz buz kütleleri yüzünden tıkanmış,
Poyrazköy- Rumeli Kavağı arasında yürüyerek karşı karşıya geçenler olmuştu.
Sabahın ilk ışıklarıyla uyananlar Boğaz'da küçük buz tepelerini gördüklerinde
gözlerine inanamamışlar. Tuna'dan Karadeniz'e ve Boğaz'a yönelen kütleler öğlene doğru tamamen kaplamış denizi...

Büyükdere, Kanlıca, Çengelköy sahillerinde deniz donmuş...
Tabii vapur seferlerine olmuş olan. Ve bir hafta devam etmiş bu afet hali...
401 yılında, Bizans İmparatoru Arkadius zamanındaki donma 20 gün sürmüş. 739 yılında bir kez daha... 755’teki kışta ise Karadeniz kıyılarının, bütün Haliç’in, hatta Marmara’nın kuzey kesiminin baştan sona buzlarla kaplandığına dair belgeler var.
• 763 kışında Haliç’in çevresindeki kıyılar 100 adım mesafeye kadar donmuş. Hem de yer yer 30 metre derinliğe kadar. Karadeniz’deki buzlar çözülürken, kütleler kenetlenince Boğaziçi ve Haliç tıkanmış. Dönemin metinlerinde, insanların ve hayvanların Üsküdar’dan Galata’ya yürüdükleri yazıyor.
• Tam 100 yıl sonra bu hadise yeniden gerçekleşmiş. Sonra 928’de bir daha. Üstelik buzların erimesi dört ay sürmüş. Ardından 934’te bir daha... 1232’de bir daha...
• İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesine girdikten sonraki ilk büyük don olayı 9 Şubat 1621’de gerçekleşmiş. Yine Boğaziçi ve Haliç donmuş. İnsanlar çoluk çocuk, yaşlı genç demeden Üsküdar’dan Galata’ya yürümüşler; buzların arasında sıkışıp kalan kayıkların arasından geçerek.
• 1823’te, II. Mahmud padişahken yaşanan dondurucu soğuklarda sadece Haliç değil, şehrin çeşmeleri de donunca halk susuz kalmış.
• 1878 yılında aynı olay yaşandığında, Osmanlılar, Plevne’de Ruslar’la savaş halindeymiş. Rumeli’yi kırıp geçiren soğuklar nedeniyle Sultan II. Abdülhamid orduya yardım gönderememiş.
• Günümüzde hayatta olanların anımsayabilecekleri en şiddetli kış 1929 kışıdır. Önce, şubat ayında Haliç dondu. Ardından 1 Mart’ta Karadeniz’den Boğaz’a giren büyük buz kütleleri limanın ağzına yığıldı, şehir hattı vapurları çalışamadı. Sadece Galata Köprüsü-Harem seferleri yapılabildi. Köprü ile Kadıköy arasındaki seferler de aksadı. Buzların üzerinde bulunan, Macar katanalarına ait nal izleri, bu buzların Tuna’dan geldiklerini gösteriyordu.



İstanbul Boğazı 1954

BOĞAZI YÜRÜYEREK GEÇMEK ...
Zaman 1954'ün Şubat ayı. İnsanlar İstanbul Boğazı’nın bir yakasından diğerine, denizin üstünden yürüyerek gidiyorlar.

O tarihte Tuna’dan Karadeniz’e akan büyük buz blokları Büyükdere, Çengelköy, Kanlıca ve Ortaköy kıyılarını bir buz denizi haline çevirmişti.

Tarihçiler, İstanbul'un bu tip kışları zaman zaman yaşadığını söylüyorlar. İstanbul yakın tarihimizdeki en şiddetli kışı, tavuk ve kuşların donup bir buzdan heykel haline geldiği söylenen 1929 yılında yaşamış

İstanbul'un kışları 25 Şubat 2001 tarihli Milliyet Gazetesinde, "Boğaz ve Haliç buz tutmuştu" başlığı altında şu şekilde anlatılmış: "47 yıl önce bu hafta İstanbul Boğazı’nda buz parçaları yüzüyordu. Üstelik bu bir kereye mahsus değildi. İstanbul Boğazı ve Haliç belirli aralıklarla buz tutarmış. Bir de şimdiki kışlara bakın.

Bundan 47 yıl önce İstanbul Boğazı’nın iki yakasında bulunan Poyrazköy-Rumeli Kavağı arasında denizin üstünden yürümek mümkün olmuştu.

Hayır, bu hikaye Hz. Musa ve Kızıldeniz macerasının 20’nci yüzyıl versiyonu değil. 24 Şubat 1954’te İstanbul Boğazı’nın sularına bakanlar - 2001 yılında sıkça gördükleri gibi - parlayan güneşin yansımasını değil, buz parçaları ve minyatür buzdağları gördü. Çünkü Tuna’dan Karadeniz’e akan büyük buz blokları uzun seyahatlerine Boğaz’dan devam etmeyi uygun görmüşlerdi.

Büyükdere, Çengelköy ve Kanlıca kıyıları koyları buzla doldu. Ortaköy önleri de öyle. Ve gerçekten de Poyrazköy ve Rumeli Kavağı arasında yürüyerek karşıdan karşıya geçenler oldu. Vapur seferleri iptal edildi. Buz akımı da marta kadar sürdü.

Buz üstünde fotoğraf - 24 Şubat 1954’te görünen buz kütleleri yine Boğaz trafiğini aksatmıştı. Meraklılar buz üstünde yürümüş, hatta kimileri sandallara atlayıp bu buz kütlelerinin yanına gitmiş, yanlarında getirdikleri bayrakları dikerek fotoğraf çektirmişlerdi. Bu olayın en önemli yanı ise, bu tarihten sonra böyle bir tecrübenin yaşanmamış olmasıdır.

Küresel ısınmadan mıdır bilinmez, bu kış İstanbul’da sıcaklık hep mevsim normallerinin üzerinde seyretti. Gazetelerde üç günde bir çıkan "Müthiş soğuk geliyor, kar her yeri vuracak" haberleri hep ıska geçti. Bayram sırasında bol bol edilecek "Nerede o eski bayramlar" muhabbetine ısınma hareketleri dahilinde, gittik tarihçi Eser Tutel’in kapısını çaldık; "Nerede İstanbul’un o eski kışları?" diye sorduk. İşte kimi Tutel’in ağzından dökülen, kimi kitaplarında yazılı eski İstanbul kışları

• 401 yılında, Bizans İmparatoru Arkadius zamanındaki donma 20 gün sürmüş. 739 yılında bir kez daha... 755’teki kışta ise Karadeniz kıyılarının, bütün Haliç’in, hatta Marmara’nın kuzey kesiminin baştan sona buzlarla kaplandığına dair belgeler var.

• 763 kışında Haliç’in çevresindeki kıyılar 100 adım mesafeye kadar donmuş. Hem de yer yer 30 metre derinliğe kadar. Karadeniz’deki buzlar çözülürken, kütleler kenetlenince Boğaziçi ve Haliç tıkanmış. Dönemin metinlerinde, insanların ve hayvanların Üsküdar’dan Galata’ya yürüdükleri yazıyor

• Tam 100 yıl sonra bu hadise yeniden gerçekleşmiş. Sonra 928’de bir daha. Üstelik buzların erimesi dört ay sürmüş. Ardından 934’te bir daha... 1232’de bir daha...

• İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesine girdikten sonraki ilk büyük don olayı 9 Şubat 1621’de gerçekleşmiş. Yine Boğaziçi ve Haliç donmuş. İnsanlar çoluk çocuk, yaşlı genç demeden Üsküdar’dan Galata’ya yürümüşler; buzların arasında sıkışıp kalan kayıkların arasından geçerek.

• 1823’te, II. Mahmud padişahken yaşanan dondurucu soğuklarda sadece Haliç değil, şehrin çeşmeleri de donunca halk susuz kalmış.

• 1878 yılında aynı olay yaşandığında, Osmanlılar, Plevne’de Ruslar’la savaş halindeymiş. Rumeli’yi kırıp geçiren soğuklar nedeniyle Sultan II. Abdülhamid orduya yardım gönderememiş.[/size]

• Günümüzde hayatta olanların anımsayabilecekleri en şiddetli kış 1929 kışıdır. Önce, şubat ayında Haliç dondu. Ardından 1 Mart’ta Karadeniz’den Boğaz’a giren büyük buz kütleleri limanın ağzına yığıldı, şehir hattı vapurları çalışamadı. Sadece Galata Köprüsü-Harem seferleri yapılabildi. Köprü ile Kadıköy arasındaki seferler de aksadı. Buzların üzerinde bulunan, Macar katanalarına ait nal izleri, bu buzların Tuna’dan geldiklerini gösteriyordu.

Çocukların hokkalarındaki mürekkeplerin bile donduğu, kümeslerde yaşayan tavukların kaskatı kesilerek buzdan heykele döndüğü o günleri yaşayanlar, ağaçlarda donarak dallardan düşecek kuşları kapmak için ağızları açık, ağacın altında bekleyen uyanık sokak kedilerini anlatırlar.

Uğursuzluk alameti - Haliç’in tümü, Boğaz’ın da bir bölümü donunca tarihçi Vasıf durumu "Deniz 68’de dondu, buzdan bendeniz geçtim" diye nakletti.

Osmanlı döneminde buz kütleleri Karadeniz’den geldikçe devrin müneccimleri olayı uğursuzluğa yormuşlar, şehri büyük faciaların beklediğine inanmışlar.

Dönemin şairlerinden Seyyid Haşimi, bu olayla ilgili olarak şu mısra ile olayın geçtiği tarihi Hicri takvime göre de belirtiyordu:

"Yol oldu Üsküdar’a, bin otuz’da Akdeniz dondu!"

Şair Neşati ise şöyle yazmış:

"Lütfen ve mana ana dedi Neşati tarih
Be meded dondu bin otuzda soğuktan derya!"

1755 yılında yaşanan soğukta Haliç’in bütün, Boğaz’ın da önemli bir bölümü donunca halk Defterdar ile Sütlüce iskeleleri arasında halk denizi yürüyerek geçmiş.



Boğazın bir yanından diğerine yürüyerek geçemedik ama lise talebesiyken "Deli Tekin'in" motorsikleti ile donan Ankara Gölbaşı'nın üzerinden geçtik.Holey


________________

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : 1954, 1929, istanbul, haliç, kurtlar, beşiktaş, ensoguk, kış, boğaz, buz, halley, mahya, trabzon, sakarya, vapuru, koyun

İSTANBUL, YAŞAM KALİTESİ AÇISINDAN 215 ŞEHİR ARASINDA 114'ÜN


 

 
 Uluslararası İnsan Kaynakları Yönetim Danışmanlığı Firması Mercer'in Dünya Genelinde 215 Şehirde Gerçekleştirdiği "Yaşam Kalitesi Araştırması 2008" Sonuçları Açıklandı. Birinciliği Zürih'in Aldığı Sıralamada, Bağdat Son İstanbul İse 114. Sırada Bulunuyor.

Uluslararası insan kaynakları yönetim danışmanlığı firması Mercer'in dünya genelinde 215 şehirde gerçekleştirdiği "Yaşam Kalitesi Araştırması 2008" sonuçları açıklandı. Birinciliği Zürih'in aldığı sıralamada, Bağdat son İstanbul ise 114. sırada bulunuyor.

Tüm dünyada 40'tan fazla ülkede 25 binin üzerinde müşterisine hizmet veren insan kaynakları yönetim danışmanlığı firması Mercer'ın her yıl yapılan Yaşam Kalitesi Araştırması sonuçlandı. Dünya genelini kapsayan sıralama, Mercer tarafından yapılmış en son küresel yaşam kalitesi anketinden yararlanılarak hazırlanıyor. Eylül-Kasım 2007 arası dönemde toplanan veriler sonucunda Zürih birinci sırayı elde ederken Viyana ve Cenevre ikinciliği paylaştı.

215 şehrin dahil olduğu Yaşam Kalitesi Araştırması'nda puanlama, New York baz alınarak gerçekleşiyor. Bu doğrultuda 100 puana sahip referans şehir New York, sıralamada 49'uncu olarak yer alıyor. Bu puanlama esasına göre Zürih 108 puanla birinci olurken, listesinin sonuncusu Bağdat 13.5 puan alabilmiş durumda. Hükümetlerin ve belli başlı şirketlerin çalışanlarını uluslararası görevlere atamalarına yardımcı olmak üzere yapılanan yaşam kalitesi anketi ile ilgili olarak, Mercer'ın kıdemli araştırmacılarından Slagin Parakatil "İşletmeler, yeni piyasaların belirlenmesi, faaliyetlerin genişletilmesi, kaynakların elde edilmesi ve stratejik olarak yaygınlaştırılmasında sabit güçlüklerle karşılaşmaktalar. Bu araştırma yerel maliyetler ve yaşam kalitesi ile bağlantılı uygun aylık ücretlerin tesis edilmesi, transfer edilebilir becerilere sahip çalışanların uluslararası görevleri kabul etmeye teşvik edilmeleri açısından elzem niteliktedir" açıklamasını yaptı.

Tüm dünya genelinde gerçekleşen araştırmaya göre, dünya genelinde en yüksek yaşam kalitesine sahip şehirler Avrupa'da bulunuyor. İsviçre ve Almanya Avrupa'nın en yüksek yaşam kalitesine sahip ülkeleri olurken, her birinin listede ilk 10'da üç şehri yer alıyor. Araştırmada Türkiye İstanbul'la temsil ediliyor. İstanbul 74.7 puanla 114. sırayı Rio de Janeiro ile paylaşıyor. İstanbul 2007 yılıyla kıyaslandığında 121. sıradan 114'e yükselerek 7 basamak birden atlamış durumda.

-KİŞİSEL GÜVENLİK AÇISINDAN EN GÜVENLİ ŞEHİR LÜKSEMBURG; BAĞDAT SON SIRADA-

Mercer'ın Yaşam Kalitesi Araştırması aynı zamanda iç istikrar, suç seviyeleri, yasaların yaptırım gücü ve diğer ülkelerle ilişkilere bağlı olarak en yüksek kişisel güvenlik düzeyine sahip şehirleri de belirliyor. Kişisel güvenlik söz konusu olduğunda Lüksemburg 131.4 puanla birinci sırayı alırken, sıralamanın sonunda yine Bağdat 3.8 puanla yer alıyor. Sıralamada Amerika Birleşik Devletleri'nin en güvenli şehri olarak görülen Chicago 53'üncü sırada bulunurken, Slagin Parakatil çalışanların deniz aşırı fırsatları değerlendirmeleri aşamasında kişisel güvenlik ve aile güvenliğinin en üst düzeyde öneme sahip olduğunu ifade ediyor. Parakatil konuyla ilgili olarak: "Güvensiz veya güvensiz olarak algılanan şehirler, en iyi personeli ve becerileri çekmekte güçlük yaşayabilirler" ifadesini kullanıyor. Kişisel güvenlikte Bern, Cenevre ve Zürih'in ikinciliği Helsinki ile paylaşıyor olması Avrupa'nın en güvenli ülkesi olarak İsviçre'nin konumunu teyit ediyor.

-KANADA AMERİKA KITASININ YILDIZI-

Amerika kıtasının geneline bakıldığında Yaşam Kalitesi Araştırması'nda ipi göğüsleyen Kanada şehirleri olarak görünüyor. Vancouver dünya sıralamasında dördüncü olarak yer alırken, Toronto 15., Ottawa 19. ve Montreal 22'inci sırada yer alıyor. ABD'de ise Honolulu 28.,San Francisco 29., Boston 37.,Chicago - Washington 44. ve New York 49. sıra ile ilk 50'nin içinde yer alıyor. Yaşam Kalitesi Araştırması'nda Auckland 5., Asya Pasifik'te yaşam kalitesinin en yüksek olduğu şehir. Bu şehri Sydney 10. ve Wellington 12. sırayla izliyor. Asya'nın diğer bölgelerinde ise Singapur 32. sırayı Paris'le paylaşarak 2007'deki yerinin iki basamak üzerinde yer alıyor. Tokyo 35., Pekin ise 116'ncı sırada.

Türkiye'nin yakın coğrafyası Afrika ve Orta Doğu'ya genel olarak bakıldığında, araştırma sonuçlarına göre Güney Afrika'daki Cape Town 80. sırasıyla bölgede yaşam kalitesi en yüksek olan şehir. Bu şehri Dubai 83. ve Abu Dhabi 87. sıra ile izlemekte. Yaşam Kalitesi Araştırması'nda en alt sırada bulunan 25 şehrin 19'u Afrika'da yer alıyor. Kişisel güvenlik açısından Bağdat, 3.8 puanla dünyanın yaşam kalitesi ve kişisel güvenlik seviyesi en düşük olan şehri. Bölgenin en güvenli şehri Abu Dhabi 112 puanla 33. sıradayken onu Dubai 47 ve 60.sırayla Port Louis şehirleri izlemekte.

 

-YAŞAM KALİTESİ AÇISINDAN İLK 10-

1-Zürih(İsviçre) 108 puan

2-Viyana (Avusturya) 107.9 puan

3-Cenevre (İsviçre) 107.9

4-Vancouver (Kanada) 107.6

5-Auckland (Yeni Zelanda) 107.3

6-Düseldorf (Almanya) 107.2

7-Münih (Almanya) 107

8-Frankfurt (Almanya) 107

9-Bern (İsviçre) 106.5

10-Sidney (Avustralya) 106.3

-KRİTERLER-

Eylül-Kasım 2007 tarihlerinde 215 şehirde toplanan verilerle hazırlanan Mercer yaşam kalitesi Araştırması 36 anahtar yaşam kalitesi değişkeninin detaylı bir incelemesine ve değerlendirmesine bağlı bulunmaktadır. Bu 36 değişken aşağıdaki şekilde gruplanmıştır:

• Politik ve sosyal ortam (politik istikrar, suç seviyeleri, yasaların yaptırıma tabi tutulması vb.)

• Ekonomik ortam (kambiyo mevzuatları, bankacılık hizmetleri vb.)

• Sosyokültürel ortam(sansür, kişisel özgürlük sınırlamaları vb.)

Sağlık ve sıhhi temizlik (tıbbi gereçler ve hizmetler, enfeksiyöz hastalıklar, kanalizasyon, atık tasfiyesi, hava kirliliği, vb.)

• Okullar ve eğitim (uluslararası okulların standardı ve mevcudiyeti vb.)

• Kamu hizmetleri ve ulaşım (elektrik, su, ulaşım, trafik sıkışıklığı vb.)

Eğlence (Restoranlar, tiyatrolar, sinemalar, spor ve eğlence vb.)

• Tüketim Malları (gıda, günlük tüketim malları, araba vb. mevcudiyeti)

• Konut (konut, ev aletleri, mobilya, bakım hizmetleri vb.)

• Doğal çevre (iklim, doğal afet kayıtları)

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : İSTANBUL, YAŞAM KALİTESİ AÇISINDAN 215 ŞEHİR ARASINDA 114'ÜNCÜ OLDU

Web Analytics