İSTANBUL'DA EN SOĞUK KIŞ GÜNLERİ (1954-BOĞAZ/1929 HALİÇ)


Buzlarla kaplı Haliç fotoğrafları okuyucuyu böyle büyülüyor. Tıpkı Halley kuyruklu yıldızı, kocaayak ya da uzaylılar gibi, pek çok şahidi olduğu bilindiği halde sık karşılaşılmadığı için bir rivayet, efsane, masal muğlaklığıyla değişe değişe kulaktan kulağa dolaşan bir ‘tuhaf vaka’yı capcanlı fotoğraflarla karşınızda buluyorsunuz. Hem karadan, hem havadan, hem denizden saldıran bir felaketin (hatta hem de ‘ateşle’: 21 Ocak 1929 gecesi, kar bütün şiddetiyle yağmaya devam ederken, Tatavla’da yangın sonucu tam 216 ev kül olmuş) insanları ‘mahsur ve mahzun’ bırakışını; mutlulukla kar topu oynayanların yakınında bir yerde donarak ölenleri; bundan yetmiş sekiz sene öncesinin buz tutmuş bir kaldırımında ayağı kayan bir adamın, yüzükoyun yere kapaklanmadan hemen önceki halini görüyorsunuz. 1929 Kışı’nın içinde, tıpkı bir zamanlar bozulmasını engelleyici kimyevi sıvılara bulanıp bir fanusun içine konulan hilkat garibeleri gibi, şaşkınlık yaratıcı, derin ve büyülü bir şey var.

Tam yetmiş sekiz sene önce, bugünlerde bütün Avrupa’yla beraber Türkiye’yi de kar ve tipi kasıp kavuruyormuş meğer. Yollar kapanıyor, tepelerindeki kar yükünü taşıyamayan ahşap evler çöküyor, her gün birkaç kişi donarak ölüyor, taksiciler fırsattan istifade bol bol müşteri kazıklıyor, vapurlar çarpışıyor, İstanbul’a aç kurt ve yaban domuzu sürüleri iniyor, banliyö trenleri kara saplanıyor, su boruları patlıyor, Şehremaneti nereye, nasıl yetişeceğini bilemiyormuş.
 13 Ocak’ta Trabzon’dan gelen Sakarya vapurunun güvertesindeki koyunların bir kısmı şiddetli dalgalar sonucu denize dökülmüş; 1 Şubat günü, kış beklenenden şiddetli geçtiği için camilere mahya kurulamayacağına karar verilmiş; ekmek yoğurma makineleri elektrikler bir önceki gece kesildiği için çalışmıyormuş, bu yüzden 3 Şubat günü fırıncılara ekmekleri elleriyle yoğurmaları talimatı verilmiş.

11 Şubat günü defnedilmek üzere Topkapı mezarlığına getirilen cenazeler, yoğun kar yağışı yüzünden ertesi gün gömülmek üzere mezarlıkta bırakılmış.
28 Şubat’ta Rusya ve Bulgaristan sahillerinden kopan büyük buz kütlelerinin İstanbul Boğazı’na doğru yola çıktığı haberi alınmış.
1 Mart günü Boğaz buzların istilasına uğramış; 8 Mart sabahı 1929 yılının son karı serpiştirmiş; ve 12 Mart’ta, Ramazan Bayramı’nın ilk günü, nihayet kış sona ermiş.
Ninja



24 Şubat 1954'te Boğaz buz kütleleri yüzünden tıkanmış,
Poyrazköy- Rumeli Kavağı arasında yürüyerek karşı karşıya geçenler olmuştu.
Sabahın ilk ışıklarıyla uyananlar Boğaz'da küçük buz tepelerini gördüklerinde
gözlerine inanamamışlar. Tuna'dan Karadeniz'e ve Boğaz'a yönelen kütleler öğlene doğru tamamen kaplamış denizi...

Büyükdere, Kanlıca, Çengelköy sahillerinde deniz donmuş...
Tabii vapur seferlerine olmuş olan. Ve bir hafta devam etmiş bu afet hali...
401 yılında, Bizans İmparatoru Arkadius zamanındaki donma 20 gün sürmüş. 739 yılında bir kez daha... 755’teki kışta ise Karadeniz kıyılarının, bütün Haliç’in, hatta Marmara’nın kuzey kesiminin baştan sona buzlarla kaplandığına dair belgeler var.
• 763 kışında Haliç’in çevresindeki kıyılar 100 adım mesafeye kadar donmuş. Hem de yer yer 30 metre derinliğe kadar. Karadeniz’deki buzlar çözülürken, kütleler kenetlenince Boğaziçi ve Haliç tıkanmış. Dönemin metinlerinde, insanların ve hayvanların Üsküdar’dan Galata’ya yürüdükleri yazıyor.
• Tam 100 yıl sonra bu hadise yeniden gerçekleşmiş. Sonra 928’de bir daha. Üstelik buzların erimesi dört ay sürmüş. Ardından 934’te bir daha... 1232’de bir daha...
• İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesine girdikten sonraki ilk büyük don olayı 9 Şubat 1621’de gerçekleşmiş. Yine Boğaziçi ve Haliç donmuş. İnsanlar çoluk çocuk, yaşlı genç demeden Üsküdar’dan Galata’ya yürümüşler; buzların arasında sıkışıp kalan kayıkların arasından geçerek.
• 1823’te, II. Mahmud padişahken yaşanan dondurucu soğuklarda sadece Haliç değil, şehrin çeşmeleri de donunca halk susuz kalmış.
• 1878 yılında aynı olay yaşandığında, Osmanlılar, Plevne’de Ruslar’la savaş halindeymiş. Rumeli’yi kırıp geçiren soğuklar nedeniyle Sultan II. Abdülhamid orduya yardım gönderememiş.
• Günümüzde hayatta olanların anımsayabilecekleri en şiddetli kış 1929 kışıdır. Önce, şubat ayında Haliç dondu. Ardından 1 Mart’ta Karadeniz’den Boğaz’a giren büyük buz kütleleri limanın ağzına yığıldı, şehir hattı vapurları çalışamadı. Sadece Galata Köprüsü-Harem seferleri yapılabildi. Köprü ile Kadıköy arasındaki seferler de aksadı. Buzların üzerinde bulunan, Macar katanalarına ait nal izleri, bu buzların Tuna’dan geldiklerini gösteriyordu.



İstanbul Boğazı 1954

BOĞAZI YÜRÜYEREK GEÇMEK ...
Zaman 1954'ün Şubat ayı. İnsanlar İstanbul Boğazı’nın bir yakasından diğerine, denizin üstünden yürüyerek gidiyorlar.

O tarihte Tuna’dan Karadeniz’e akan büyük buz blokları Büyükdere, Çengelköy, Kanlıca ve Ortaköy kıyılarını bir buz denizi haline çevirmişti.

Tarihçiler, İstanbul'un bu tip kışları zaman zaman yaşadığını söylüyorlar. İstanbul yakın tarihimizdeki en şiddetli kışı, tavuk ve kuşların donup bir buzdan heykel haline geldiği söylenen 1929 yılında yaşamış

İstanbul'un kışları 25 Şubat 2001 tarihli Milliyet Gazetesinde, "Boğaz ve Haliç buz tutmuştu" başlığı altında şu şekilde anlatılmış: "47 yıl önce bu hafta İstanbul Boğazı’nda buz parçaları yüzüyordu. Üstelik bu bir kereye mahsus değildi. İstanbul Boğazı ve Haliç belirli aralıklarla buz tutarmış. Bir de şimdiki kışlara bakın.

Bundan 47 yıl önce İstanbul Boğazı’nın iki yakasında bulunan Poyrazköy-Rumeli Kavağı arasında denizin üstünden yürümek mümkün olmuştu.

Hayır, bu hikaye Hz. Musa ve Kızıldeniz macerasının 20’nci yüzyıl versiyonu değil. 24 Şubat 1954’te İstanbul Boğazı’nın sularına bakanlar - 2001 yılında sıkça gördükleri gibi - parlayan güneşin yansımasını değil, buz parçaları ve minyatür buzdağları gördü. Çünkü Tuna’dan Karadeniz’e akan büyük buz blokları uzun seyahatlerine Boğaz’dan devam etmeyi uygun görmüşlerdi.

Büyükdere, Çengelköy ve Kanlıca kıyıları koyları buzla doldu. Ortaköy önleri de öyle. Ve gerçekten de Poyrazköy ve Rumeli Kavağı arasında yürüyerek karşıdan karşıya geçenler oldu. Vapur seferleri iptal edildi. Buz akımı da marta kadar sürdü.

Buz üstünde fotoğraf - 24 Şubat 1954’te görünen buz kütleleri yine Boğaz trafiğini aksatmıştı. Meraklılar buz üstünde yürümüş, hatta kimileri sandallara atlayıp bu buz kütlelerinin yanına gitmiş, yanlarında getirdikleri bayrakları dikerek fotoğraf çektirmişlerdi. Bu olayın en önemli yanı ise, bu tarihten sonra böyle bir tecrübenin yaşanmamış olmasıdır.

Küresel ısınmadan mıdır bilinmez, bu kış İstanbul’da sıcaklık hep mevsim normallerinin üzerinde seyretti. Gazetelerde üç günde bir çıkan "Müthiş soğuk geliyor, kar her yeri vuracak" haberleri hep ıska geçti. Bayram sırasında bol bol edilecek "Nerede o eski bayramlar" muhabbetine ısınma hareketleri dahilinde, gittik tarihçi Eser Tutel’in kapısını çaldık; "Nerede İstanbul’un o eski kışları?" diye sorduk. İşte kimi Tutel’in ağzından dökülen, kimi kitaplarında yazılı eski İstanbul kışları

• 401 yılında, Bizans İmparatoru Arkadius zamanındaki donma 20 gün sürmüş. 739 yılında bir kez daha... 755’teki kışta ise Karadeniz kıyılarının, bütün Haliç’in, hatta Marmara’nın kuzey kesiminin baştan sona buzlarla kaplandığına dair belgeler var.

• 763 kışında Haliç’in çevresindeki kıyılar 100 adım mesafeye kadar donmuş. Hem de yer yer 30 metre derinliğe kadar. Karadeniz’deki buzlar çözülürken, kütleler kenetlenince Boğaziçi ve Haliç tıkanmış. Dönemin metinlerinde, insanların ve hayvanların Üsküdar’dan Galata’ya yürüdükleri yazıyor

• Tam 100 yıl sonra bu hadise yeniden gerçekleşmiş. Sonra 928’de bir daha. Üstelik buzların erimesi dört ay sürmüş. Ardından 934’te bir daha... 1232’de bir daha...

• İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesine girdikten sonraki ilk büyük don olayı 9 Şubat 1621’de gerçekleşmiş. Yine Boğaziçi ve Haliç donmuş. İnsanlar çoluk çocuk, yaşlı genç demeden Üsküdar’dan Galata’ya yürümüşler; buzların arasında sıkışıp kalan kayıkların arasından geçerek.

• 1823’te, II. Mahmud padişahken yaşanan dondurucu soğuklarda sadece Haliç değil, şehrin çeşmeleri de donunca halk susuz kalmış.

• 1878 yılında aynı olay yaşandığında, Osmanlılar, Plevne’de Ruslar’la savaş halindeymiş. Rumeli’yi kırıp geçiren soğuklar nedeniyle Sultan II. Abdülhamid orduya yardım gönderememiş.[/size]

• Günümüzde hayatta olanların anımsayabilecekleri en şiddetli kış 1929 kışıdır. Önce, şubat ayında Haliç dondu. Ardından 1 Mart’ta Karadeniz’den Boğaz’a giren büyük buz kütleleri limanın ağzına yığıldı, şehir hattı vapurları çalışamadı. Sadece Galata Köprüsü-Harem seferleri yapılabildi. Köprü ile Kadıköy arasındaki seferler de aksadı. Buzların üzerinde bulunan, Macar katanalarına ait nal izleri, bu buzların Tuna’dan geldiklerini gösteriyordu.

Çocukların hokkalarındaki mürekkeplerin bile donduğu, kümeslerde yaşayan tavukların kaskatı kesilerek buzdan heykele döndüğü o günleri yaşayanlar, ağaçlarda donarak dallardan düşecek kuşları kapmak için ağızları açık, ağacın altında bekleyen uyanık sokak kedilerini anlatırlar.

Uğursuzluk alameti - Haliç’in tümü, Boğaz’ın da bir bölümü donunca tarihçi Vasıf durumu "Deniz 68’de dondu, buzdan bendeniz geçtim" diye nakletti.

Osmanlı döneminde buz kütleleri Karadeniz’den geldikçe devrin müneccimleri olayı uğursuzluğa yormuşlar, şehri büyük faciaların beklediğine inanmışlar.

Dönemin şairlerinden Seyyid Haşimi, bu olayla ilgili olarak şu mısra ile olayın geçtiği tarihi Hicri takvime göre de belirtiyordu:

"Yol oldu Üsküdar’a, bin otuz’da Akdeniz dondu!"

Şair Neşati ise şöyle yazmış:

"Lütfen ve mana ana dedi Neşati tarih
Be meded dondu bin otuzda soğuktan derya!"

1755 yılında yaşanan soğukta Haliç’in bütün, Boğaz’ın da önemli bir bölümü donunca halk Defterdar ile Sütlüce iskeleleri arasında halk denizi yürüyerek geçmiş.



Boğazın bir yanından diğerine yürüyerek geçemedik ama lise talebesiyken "Deli Tekin'in" motorsikleti ile donan Ankara Gölbaşı'nın üzerinden geçtik.Holey


________________

Yorum Yaz