En uzak mesafe iki kafa arasındadır...

En uzak mesafe ne Afrika’dir,
ne Çin,
ne Hindistan,
ne seyyareler
ne de yildizlar geceleri isildayan...
En uzak mesafe iki kafa arasindaki mesafedir birbirini
anlamayan...

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : En uzak mesafe iki kafa arasındadır,insan,aşk

Adamın Biri..

Ben dürüst, hiç kanuni suç işlememiş, vergisini muntazam ödeyen, trafik kuralları dahil her türlü kanun ve kurala uyan bir vatandaşım. Bir şahsa hakaretim bile yoktur...... .Ama başkaları tecavüz ediyor, alkollü araba kullanıp sakat bırakıyor, insan öldürüyor, hırsızlık yapıyor.v.s.. ..ben onları vergimle hapishanede besliyorum ve çıktıklarındada mutlaka onlara iş veriyorum, ayrıca aramıza alıyorum ki tekrar tecavüz etsinler, sakat bıraksınlar, öldürsünler.
Ben de düşünüyorum, aklediyorum ve sistemde yanlışlar buluyorum. Sivil Toplum Kuruluşlarıyla çalışıyorum, yazıyorum, oy veriyorum... .. Ama başkaları bölüyor, dağa çıkıyor, bomba atıyor, ağlamayana meme yok diye kırıyor, döküyor ve öldürmeye devam ediyor...... .Ben onların maaşını ödüyorum, liderlerini besliyorum ve kardeşlerimi öldürdüğü için affetmeye zorlanıyorum.
Ben tek çocuk sahibiyim. Doğuramadığım için değil. Sevgimi, ilgimi, bilgimi ve maddi gücümü en iyi şekilde bu insana yatırıp, onu onlarca insana bedel, akıllı, manevi değerler üretebilen ve yaşatabilen, kutsal sisteme saygılı bir insan yapmak istediğim için.....Ama başkaları 10’larca çocuk dünyaya getiriyor. Korunamadıkları için değil. Sayısal üstünlük sağlamak için. Sevmiyorlar, ilgilenmiyorlar. O çocuk dağa çıkıyor, o çocuk kapkaç yapıyor, o çocuk tinerci oluyor, o çocuk okumadığı için özgür olamıyor ağasına maraba oluyor yada bakamadıkları için dedesi yaşındaki birisine 13 yaşında satılıyor ve 14 yaşında o da doğurmaya başlıyor........ Sonra benden o insanlara merhamet duymamı ve benden alınan vergiler onları beslemeye yetmediği için ayrıca çocuklarını okutmamı istiyorlar. Ben marabaların kızlarını okutayım ki ağaları kendi kızlarına kilolarca altın takılan 40 gün 40 gece düğünler yapabilsin. Evlerini ısıtıyorlar benim vergilerimle yada kimbilir o kömürleri satıp sigara parası yapıyorlar. Oysa ben bu kış zamlı doğalgazı nasıl ödeyeceğimi düşünüyorum. Onlar 10’ar 10’ar doğurduğu için işsiz kalıyorlar ve batıdaki fabrikaları doğuya taşımaya zorluyorlar. Öyle ya merhamet etmek lazım. Batıdakiler işsiz kalsada olur malum onların sesi çıkmaz. Oysa toprak reformu, aşiretleri çözmek kimsenin işine gelmiyor. Çünkü oy için 10 000 insanı ikna etmek kolay değildir ama ağasını ikna etmek kolaydır.
Ben daha maaşımı almadan vergim kesiliyor.. .... Ama başkaları vergi ödemiyor ve sıksık affediliyor. Benim maaşım belli. Ama stadyumda sünnet düğünü yapanın geliri nasılsa belli değil. Oysa biz evlendiğimizde düğün bile yapamadık.
Biz evlendiğimizde alacağımız mobilyalarla doğaya zarar vermişizdir endişesi ile nikaha gelen herkese şeker yerine yüzlerce ağaç fidanı dağıttık, doğadan aldığımızı doğaya geri verelim diye......Ama başkaları ormanı yakıp yerine ev yaptılar, sattılar, kiraladılar, zengin oldular ve 2B ile affoldular.
Benim babam ev alabilmek için 12 sene aynı işçi parkası ve pençeli ayakkabısı ile gezdi Çok şükür şimdi evleri var......... ama başkalarının babası devletin arazisi üzerine gecekondu yaptı şimdi mütahite sattı ve bir sitede 60 dairesi var.
Ben dişimi fırçalarken suyu devamlı kapatıyorum. Meyve yıkadığım suyla balkonu yıkıyorum..v.s. Malum suyu israf etmeyeceğiz ya......... Ama başkaları golf sahaları yapıp çimleri için tonlarca su kullanıyor. Yada biryerlerde kaçak kullanıp para vermiyorlar.
Ben bakanımızında tavsiyesine uyarak saçımı havluyla kuruluyorum. Ayrıca Maliye bakanımızın kızına katkısı olsun diye evlerimizi tasarruflu ampullerle donatıyoruz. A+ makinelerimiz var....... Ama başkaları kaçak elektrik kullanıyor ve faturalarını ben ödüyorum.
Ben sağlık sigortamı istemesem bile ödüyorum...... ..ama başkaları yeşil kartla gidip benim paramla muayene oluyorlar. Gerçekten ihtiyacı olana son kuruşuna kadar helal olsun. Ama bu ülkede kaç milyon yeşil kartlı var? Kaçı hak ediyor ?
Ben sabrediyorum, bir yaratıcının var olduğuna bunların bir imtahan olduğuna inanıyorum. Ben doğru yol, iyi iş (salih amel) den hedef ne olursa hiç bir gerekçe ile (cihad, takiye..vs) her ne olursa olsun taviz vermiyorum.. ....Ama onlar takiye diyor, cihad diyor, bu daha iyi diyor, uyduruyor, dinimi bölüyor, kullanıyor.
Vergimle bakılan camide, vergimle beslenen imamın arkasında başım açık olduğu için namaz kılamıyorum.Oysa sadece Yaratıcınınn çağrısına uyup bir iman eden olarak Cuma namazlarında kardeşlerimle sorunlarımı paylaşmak istiyorum... .Ama onlardan bazıları ritüel (adet) diyor, bazıları günah diyor, ellerinde başörtüleri ile gelip cami kapısında bekleyip bizi riyaya zorluyor, kendilerinde bizi camiden atma yetkisi olduğunu söylüyorlar. Yetkilerini Memur oldukları hükümetten alıyorlar, demek hükümet öyle istemiş diyorum. Rabbim istemez çünkü biliyorum Ama çok şükür onun bana şah damarımdan daha yakın olduğunu, camide olmadığını da biliyorum... .Yinede keşke demekten kendimi alamıyorum.
Öyle uzunki bu liste...biliyorum uzun yazıları okumayı sevmiyorsunuz. Her türlü adaletsizliğe rağmen doğru bildiğim yoldan asla dönmeyeceğim. Çok sevdiğim bir fıkra ile bitireyim ;
Adamın biri dünyada hiç kimseye bir kötülük yapmamış, her türlü kurala uymuş, içmemiş, zina yapmamış, uyuşturucu kullanmamış, kimseyi pataklamamış. Neyse bir gün ölmüş büyük bir sevinç ve beklenti ile sorgu meleğinin önüne gelmiş
melek sormuş : içmemişsin
Adam : evet
Melek : Kimseye el bile kaldırmamışsın
Adam: evet
Melek : Kendi karından başkasına yan gözle bile bakmamışsın
Adam : evet
Onlarca sorudan sonra sorgu meleği yanındaki meleğe dönerek : bir çift kanat getirin
Adam heyecanla : Melek oluyorum değilmi?
Melek : hayır kaz oluyorsun
Fıkradır ama doğruyu söylemek gerekirse korkum kaz olmaktır.

O.A.S.

Yorum (1) Yorum yaz! | Etiketler : siviltoplum,vergi,hapishane,pkk,tecavüz

VE HARİTA KONUŞTU ..


Astrolog sabit bir şekilde kaldı geriye giderek yaşamımın ayak ucuna vardım dedi.
Yıllardır alçalıyordum artık haritasını çıkardığım yolu rektifiye etmenin etki orbunu azaltmanın kendi şans noktamı bulmanın zamanı geldi,
Yaşamı karşıtlık içinde yaşadım evden eve geçiş yaptım benim olduğunu sandığım uzayı kaplayan büyük kütlelerle tutulmalar yaşadım.
BURÇLARIN anlaşılmaz dilinde konuştum hiçbir açı yapmadan, Başka insanların gezegenlerini birleştiren açılara dikkat ederek diğer insanların acı ve sevinçlerinin logaritmalarını hesaplayarak .
Benim olmayan bir GÜNEŞ’in yörüngesinde giderek, her bir sabit yıldızın kendi kozmik oyununu uzaktan gözlemleyerek kendi umutlarımın sapmasına şahitlik ederek.
‘artık’ dedi kendime paralel oluşturmanın esas yönümü belirlemenin zamanı geldi.
Sonra her gün kendi haritasının sembolleri içinde yüzdü, Onların gizli manalarına daldı…
Yaşamının başlangıcına her progresyonuna dikkat ederek, Sorularına simyasal cevaplar arayarak …
Ama HOROSKOP konuştu… Anlaşılmaz bir dille belirsiz sözlerle çılgın bir DELFİ KAHİNİ gibi… O ise Beyhude anlaşılması güç açılar çizdi. Astroidleri tutulmaları sabit yıldızları işaretledi.
Kozmobiyolojiyi harmonikleri denedi, BOŞU BOŞUNA… Her bir yol sadece teşhisi doğruladı. Reçeteyle ilgili hiçbir ipucu vermeden ortaya koymaya yetmedi her bir ıstırabın altında yatan lütfu, Her bir kareyi üçgene çevirebilmesi için…
Sonra delice bir öfke ile kitaplarını eşyalarını fırlattı bir kenara, Huzuru bulmak için sevdiği adamın resmine baktı uzun uzun…Şiirler yazdı uzun geceler boyunca vazgeçerek rüyalarından sabahın ilk Işıkları karanlık köşesini aydınlatana dek…
Gün üzerine ağardı sonra kalktı pencereleri açtı 12nci evinin ( İçsel gizli benliğinin ) Güneş ışınları yıkadı onu ,sıcaklık ve mucizeleri ile gözleri sönen yıldızların ayın solmakta olan yuvarlağının zevkine vardı…
Astrolog sabit bir şekilde durdu. Sessizce sakince ve sonra HARİTA konuştu. Ben bir haritayım dedi. Bir Pusula değil..Bir rehber değil KİTAP… Bir rehber değil.. Senin için kalın çizgilerle pek çok açı yol çizerim gidebilmen için ancak hangisini TAKİP edeceğini ..
Sadece SEN seçebilirsin şeklini sen doldurabilirsin. Kendi deneyimlerinin adımlarıyla… Bazı sırları ASLA vermeyeceğim araştırmalarını yolunu saptıracağım hayal kırıklığına uğratacağım seni……….
Kendi dönüşümünü gerçekleştirmeye zorlayacağım SENİ.. Seni dışa dönmeye mecbur bırakacağım… Günlük yaşamının sayısız mücadeleleriyle sana şafakta bir sessizlik anı bırakacağım. Ve sonra RUHUNUN derin dehlizlerine sürükleyeceğim.. Seni destekleyen aydınlamanı sağlayan içsel GÜNEŞ’ine …
Ve orada resmin gözler önüne serildiği tüm haritanın okunduğunu ANLAYACAKSIN!!!
Astrolog sabit bir şekilde DURDU…
Dar bir mercekten bakmıştım kargacık burgacık sembollere dedi. Keşfettiğim sadece mikroskobik gerçekler gözlerim tüm teleskobik gerçeklere kapalı , Ama yaşamımdaki her bir karşıtlık genişmi geniş Açılı bir mercek görüş açısı sonsuzluğa uzanan merkezde birleşen iki enerji hattı BİR OLMAK için…
Şimdi şafak vaktinde çarkın merkezine doğru gidiyorum… Gece ile Gündüz arasındaki boşluğa bir KÖPRÜ kurdum. Mimarı oldum ruhumu yenilendim. Her bir evimin penceresini açtım. Dönüştürdüm Işığı her bir şafağın enerjisi ile akan bir yaşama…
Yaşamımın bir köşesine VARDIM haritamdaki ACI gerçekleri gördüm dedi.. Artık ufka doğru yürümeye BAŞLAYACAĞIM

AstrodehA Şenay YANGEL

Evrendeki tüm hareketler kelebek etkisi örneği bizi de etkiliyor . Kuantsal bilinçle baktığımızda mesafe yok olur. Yıldızlar, planetler ve varolan her şey CANLI bir bütündür.... Ve bedenimiz de mikro bir evrendir...

Harun E. Kolçak

 

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : VE HARİTA KONUŞTU,AstrodehA Şenay YANGEL,

Kimsenin Söyleyemediği Kurallar


 

Kural 1: Asla kendinden şüphe etme... Sen ne hissediyorsan o her zaman doğrudur. Dünyadaki bütün insanlar toplansa ve sana aksini söylese bile senin hissettiklerin senin için doğrudur. Onlar farklı hissedebilir, farklı düşünebilir ama bu senin hissettiklerinin yanlış olduğunu göstermez, sadece onlardan farklı olduğunu gösterir.
 
Kural 2: Asla farklı olduğun için utanma. Eğer çevrende senin gibi düşünen, seni anlayan insanlar yoksa, o zaman çirkin ördek yavrusu hikayesini hatırla... Muhtemelen sen yanlış yerde, yanlış insanlarla birlikte olduğun için seni anlamıyorlardır. O halde hedefin, ait olduğun yeri bulmak olmalıdır. Asla muhteşem bir kuğu olduğun gerçeğini unutma ve ördek olmak için uğraşma.
 
Kural 3: Geçmişte yaptıkların için pişmanlık duyma ve özür dileme. Yaşadıklarının senin için önemli bir ders olduğunu kendine hatırlat. Bu tecrübe ile aldığın bilgiyi özenle incele, olayda yaptığın hataları ve yeniden aynı durumda olsan nasıl davranacağını iyice düşün ve gelecek olaylar için kendini hazırla. Kırılan vazo tamir edilemez ama gelecekte başka vazoların kırılması önlenebilir
 
Kural 4: Mümkün olduğunca kimsenin senin adına karar vermesine izin verme ama başkalarının haklı olabileceğini de unutma. Bu hayat senin ve istediğin gibi yaşamaya hakkın var, fakat başkalarını dinle ve onların bakış açısını anlamaya çalış.
 
Kural 5: Ailen dışındaki insanlarla ilişkilerinde, asla kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atma ve kendini hayallerle kandırma. Her zaman ama her zaman önce sen gelmelisin. Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzmeyi tercih etme.Sen kaldırabiliyorsan, onlarda kaldırabilir. Karşındaki insan senin mutluluğunu düşünmüyorsa ve senin üzülmene yol açıyorsa, o zaman o insan sana değer vermiyor demektir. Bu kişileri değiştireceğini ya da sana zamanla önem vereceğini düşünme. Sana karşılıksız sevgi veren ve senin için her şeyi göze alabilecek tek insanlar ailendir.
 
Kural 6: Asla kaybetmekten korkarak, sırf inanmak istediğin için karşındaki insanın sevgi sözcüklerine inanma. Sevgi insanın kalbindedir, gözlerindedir, davranışlarındadır, ses tonundadır, sana verdiği önemde ve değerdedir, senin için yaptığı fedakârlıklardadır. İnsanlar çok kısa zamanda sevgi sözcüklerini umarsızca dağıtmaya başlarlar. Bunları dinle ama gerçek sevgiyi karşındakinin davranışlarına bakarak bul. İnanmak istediğin için değil, gerçek olduğu için karşındaki insanın sözlerine inan...
 
Kural 7: Her zaman ama her zaman, mutlaka kalbini dinle. Hayatta senin için neyin doğru olduğunu bir tek içindeki ses söyleyebilir. Dolayısıyla içindeki sesle konuşmayı öğren. Her gün kendinle kalmak için zaman ayır ve kalbini dinle. Başka şekilde hissetmek için ikna etmeye değil, gerçekten ne hissettiğini bulabilmek için dinlemeye çalış. Bazen içindeki ses sana çok zor geleni yapmanı söyleyebilir ya da duymak istemediklerini söyleyebilir. Korkma ve içindeki sesi dinlemeye devam et...
 
Kural 8: Her zaman ama her zaman, mutlaka kendine iyi davran. Kendini sev, şefkatle yaklaş. Yanlış yaptığında acımasızca kendini eleştirip üzme... Aksine başını okşa, kendini kucakla ve her şeyin geçeceğini söyle. Üzgün olduğunda, kırıldığında, acı çektiğinde, mutsuz hissettiğinde kendine özen göster, tıpkı hasta bakar gibi kendine bakım uygula. Yapmaktan hoşlandığın aktivitelerle meşgul ol ve bu durumdan çıkarak kimsenin seni incitmesine, üzmesine izin vermeyeceğini göster.
 
Kural 9: Hayatta her şeyin bir bedeli olduğunu asla unutma ve bedel ödemekten istemediğin için kendini boşlukta bırakma. Örneğin bir insanı incitmişsen, ödeyeceğin bedel o insanın güvenini yitirmektir. Eğer seni sevmeyen biriyle birlikteysen, yalnız kalmaktan korkup ilişkini sürdürme, çünkü bunun bedeli sevgisiz bir hapiste yaşamaktır. Eğer farklı olmaktan korkuyorsan ve başka insanları taklit edip onlar gibi olmaya çalışıyorsan, ödeyeceğin bedel kendine olan saygını yitirmek olacaktır. Diğer taraftan bazen kendin gibi olmanın bedelinin de yalnız kalmak olduğunu unutma. O halde yaşamda her zaman bir bedel ödeyeceğini hatırla. Bir adım atmadan önce mutlaka ödeyeceğin bedeli bil ve kazanacaklarına değip değmediğine bakarak kararlarını ver.
 
Kural 10: İnsanlara karşı nazik ve sevecen ol, ne olursa olsun asla bir başka insanı kırmak için konuşma, bilinçli olarak üzmeye çalışma ve kendi acını hafifletmek için bir başkasını yaralama.
 
Kural 11: Hayatta en büyük dostun sen olabileceğin gibi hayattaki en büyük düşmanın gene sen olabilirsin. Seçimini yap ve kendin için dostun mu yoksa düşmanın mı olacağına karar ver. Yaşamdaki tüm acıları atlatabilirsin, her şeye rağmen mutlu olmayı başarabilirsin, istersen kötü alışkanlıklarını bırakabilir ve her zaman yeniden başlayabilirsin. İstersen kendine yeni bir hayat kurabilirsin. Eğer sen kendinin dostu olabilirsen…

Kural 12: Asla tecrübe kazanmaktan kaçma… Ne kadar zor olursa olsun, yeniden ayağa kalk ve yola devam et. Hayatı öğrenmek için o tecrübelere ihtiyacın var. Kalbin aşk acısı ile yaralanmış ise, sonsuza kadar kendini aşka kapatma. Ruhun insanların acımasızlığı ile incinmiş ise, hayata küsüp kendini karanlık bir dünyada yaşamaya zorlama. Bedenin çok büyük acılar çekmişse, kendini uyuşturup bırakma. Unutma bilge insan hayatı yaşayandır

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Kimsenin Söyleyemediği Kurallar, hayatta faydalı kurallar, yaşam felsefesi, insan

MİSAFİRHANE


İnsan kısmı bir misafirhane,
Her sabah yeni birisi gelir.

Bir sevinc, bir bunalım, bir zalimlik,
Aniden farkına varmak birşeyin,
Hepsi beklenmedik misafir.

Hepsini karşılayıp eyle!
Evini vahşetle süpürüp,
Bütün mobilyalarını boşaltan
Bir kederler kalabalığı bile gelse.

Her geleni alnının akıyla misafir et.
Olur ki yeni bir zevk getirmek için
Boşalttılar evini.

Karanlık düşünce, utanç ve garez,
Hepsini gülerek karşıla kapıda
Ve buyur et içeri.

Minnettar ol her gelene
Kim gelirse gelsin.
Çünkü bunların her birisi
Öte taraftan bir kılavuz
Olarak gönderildi.

Mevlana Celaleddin Rumi

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : MİSAFİRHANE mesnevisi, Mevlana Celaleddin Rumi mesnevileri, insan, yaşam

Acı, yalnızca kökleri içeride kaldığı sürece hayatta kalır. Onun


Dostoyevsky’nin yazmış olduğu bir satır beni çocukken çok etkilemişti. O, “Acı çekmenin içinde mutluluğu arayın.” diyordu. O zamanlar kayda değer hiçbir şeye fedakarlık yapmadan veya çok çalışmadan erişile- meyeceğini düşünüyordum.


Fyodor Dostoyevsky çok özel bir vakadır — o bir dahidir. Biri dünyanın en iyi on romanını seçmek istese bunlardan en azından üçü onun romanları olurdu.

Onun insanlığa ve onların sorunlarına bakışı, senin sözde psikanalistlerinden çok daha büyüktür. Hatta büyük mistiklerin yüksekliklerine eriştiği anlar vardır. Ama o hasta bir ruhtur; kendisi başlı başına bir psikolojik vakadır.

Onun büyük bir merhamete ihtiyacı vardır çünkü çok büyük acılar çekmiştir. Bir anlık neşeyi bile tatmamıştır; o saf acı, saf öfkedir. Ama yine de belki de dünya edebiyat tarihinin en iyi romanlarını yazmıştır.

Onunla ilgili tuhaf olan da budur: Ruhu ele geçirilmişçesine yüce görüşler hakkında yazıyordu ama kendi hayatını cehennem gibi yaşıyordu. Ve bunu yaratan da kendisiydi. Asla kimseyi sevmedi ve asla kimse tarafından sevilmedi. Kahkaha diye bir şeyin varlığından bihaberdi, hastalıklı derecede ciddiydi. Bir an bile mutluluğu görememiş olduğunu düşünüyorum. İnsanlık tarihinde bu kadar hasta olup da bu kadar net bir bakışa sahip olan bir tek kişi daha yoktur. O bir yöntemi olan deli bir adamdı.

“Dostoyevsky’nin yazmış olduğu bir satır beni çocukken çok etkilemişti. O, ‘Acı çekmenin içinde mutluluğu arayın’ diyordu.” diyorsun.

O cümle bir çok kişiye cazip gelecektir çünkü bir çok kişi acı çekmektedir ve kişi ancak mutluluğu aramaya devam ettiği sürece acıya katlanabilir; bugün bulmasa bile belki yarın bulacaktır. Acıya yalnızca umut aracılığıyla katlanılabilir. Böylece kişi tüm hayatını mutluluğun peşinde acı çekerek geçirebilir.

 Kişi mutluluğu aramamalı; acı çekmesinin nedenlerini aramalı çünkü acı çekmekten kurtulmanın tek yolu budur. Ve bundan kurtulduğun anda mutluluk oradadır. Mutluluk oturup beklemen gereken bir şey değildir. Sonsuza kadar beklesen de acının nedenlerini yok etmediğin sürece mutluluk sana gelmez.

Bu cümleye katılmıyorum ve, “Acı çekmenin içinde acının nedenlerini arayın” diyorum. Mutlulukla ilgili zaman harcama; o senin meselen değil. Sen acı çekiyorsun; içinde bulunduğun durum bu. Ona neyin neden olduğunu — kıskançlık mı, öfke mi, aşağılık kompleksi mi — bul.

Buradaki mucize şudur: Meditasyon olarak acının içine girebilir ve en derinlerdeki köklerine kadar izleyebilirsen, yalnızca bu izleme sayesinde acı ortadan kaybolur. İzlemekten başka hiçbir şey yapman gerekmez. Asıl nedeni izleyerek bulursan acı yok olacaktır; ve eğer kaybolmuyorsa da bu yeterince derinden izlemiyor oluşundandır.

Demek ki bu tek bir kıstası olan basit bir yöntemdir: Yeterince derinden ... tıpkı bir çiçeği koparıp köklerine baktığın gibi izliyorsan o ölür çünkü kökleri topraktan söküldüğü için hayatta kalamaz. Işığa çıkmak onların ölmesine neden olur.

Acı, yalnızca kökleri içeride kaldığı sürece hayatta kalır. Onun köklerinin bilincine erdiğin anda acı yok olur. Acı yok oluşu ise mutluluk denen şeydir.

Mutluluğun başka bir yerden bulunması gerekmiyor; o her zaman seninleydi ama bir acı çekme bulutu onu örtmüştü. Mutluluk bizim doğamızdır. Başka bir deyişle: Acı çekmek için çaba göstermen gerek, mutlu olmak içinse hiç çaba göstermen gerekmiyor. Yalnızca acı yaratmak için çaba göstermeyi bırak.

“O zamanlar kayda değer hiçbir şeye fedakarlık yapmadan veya çok çalışmadan erişilemeyeceğini düşünüyordum.” İşte bu Hıristiyanlığın tüm dünyaya yaymakta olduğu hastalıktır. Aslında gerçek bir değere sahip olan her şey rahatlık, sessizlik ve sevinç sayesinde elde edilmiştir. Bu fedakarlık ve çok çalışma fikri sana daha çok acı getirecektir. Ama bir kez bu fikir kafana yerleştikten sonra kendi kendini yeterince çalışmadığın, yeterince fedakarlık yapmadığın için acı çektiğine inandıracaksın.

Bir şeyler yaratmak için çok çalışmak gerekir. Gerçek bir değere, doğruluğa, aşka, aydınlanmaya sahip olan şeyler için fedakarlık yapmak gerekir. Ve koyun sürüsünden senin deneyimine bir saldırı geldiğinde fedakarlık yapmaya hazırsındır ama ödün vermeye değil.

Gerçeği bulmak için değil onu bulduğun zaman başın derde gireceği için fedakarlık yapmak gereklidir. Aşkı bulmak için değil onu bulduktan sonra başın derde gireceği için fedakarlık yapmak gerekir. O zaman ya ödün verir ya da fedakarlık yaparsın. Korkaklar ödün verir. Cesareti olanlarsa fedakarlık yapar ama bu bir şey elde etmeye yönelik değildir.

 Tüm o fedakar, çalışkan, kendi kendine işkence eden azizleriniz hep mazoşist ve intihar eğilimlidirler. Ve kendilerine tapıldığı için kendilerine daha çok işkence etmeye devam ederler.

Onlara tapınan insanlar da aynı arzuya sahiptirler ama cesaretleri yoktur; onlar da aziz olmak isterler, belki başka bir hayatta. Bu hayatta en azından bu azizlere tapınmaktadırlar.

Tüm insanlık tarihi boyunca hep mazoşist, sadist ve intihar eğilimli insanlar egemen durumda olmuştur. Bu yüzden bunca sefalet mevcuttur. Bu dünyada mutlu olmak suç işlemek gibidir, bunca ölünün arasında sevinçle dans edersen kimse seni affetmez.

Her zaman Hıristiyanlığın yaygın hale gelmesinin nedeninin İsa’nın çarmıha gerilmiş olması olduğunu düşünmüşümdür. Düşün ki o kız arkadaşıyla plajda geziyor olsaydı o bundan keyif aldığı halde Hıristiyanlık olmayacaktı.

Peki neden ? Neredeyse dünya nüfusunun yarısı Hıristiyandır.

Çünkü o senin en derin arzunu temsil eder. Sen de çarmıha gerilmek istersin ve farklı şekillerde kendini çarmıha germektesindir de; bunu sorumluluk, ulus ve din adı altında gerçekleştirirsin.

İsa şöyle der: “Herkes kendi çarmıhını kendi sırtında taşımalıdır.” Ama niye? Bu çok tuhaf bir görüntü oluştururdu, nereye gidersen git, sırtında çarmıh olacak. Ama kimse buna itiraz etmedi. Kimse, “Niye?” diye sormadı. Ben herkes gitarını sırtında taşısın desem hemen suçlanıyorum! Biri hastalıklı bir şey söylemediği zaman tüm dünya ona karşı çıkıyor.

Sırtında çarmıhını taşımak hasta bir fikirdir. Başka bir şey taşıyamaz mısın? Mesela bir çiçek sepeti. İlla bir şey taşımak istiyorsan dünyada bundan daha güzel şeyler var. Çarmıh bunlardan biri değil. Bir bambu flüt taşı mesela ... hem o çok daha hafiftir. Hem onunla bir şey yapabilirsin, onunla güzel bir şarkı çalıp dans edebilirsin. Çarmıhla kendini ona germekten başka ne yapabilirsin? O zaman onu taşımak niye? Neden onu hemen şimdi yok edip bu gereksiz yükten kurtulmayasın?

İsa yalnızca otuz üç yaşındaydı ve çarmıhı taşırken üç kere düştü çünkü çok ağırdı. Bu bir moda haline gelirse doğal olarak insanlar daha da ağırlarını, herkesinkinden ağır bir çarmıhı taşımaya çalışacaktır. Küçük bir çarmıh taşıyorsan bundan utanacak, ben çocuk muyum diyeceksin. Yolda giderken bir çok kez düşüp, oranı buranı kırman için daha ağır bir çarmıh gerekecek.

Ama Hıristiyanlık mazoşisttir. Yaşamın tadını çıkarmak hakkında hiçbir fikri yoktur. Yalnızca yaşamını adamayı bilir ve bunu aptal bir masal uğruna yapar. Şarkı söylemek, dans etmek ve kutlamakla ilgili hiçbir fikri yoktur.

Onda yalnızca hüzün değil aynı zamanda mutlak bir intihar dürtüsü de mevcuttur; yaşamın kendisinden yorulmuş ve bıkmıştır. En iyi kitabı olan Karamazov Kardeşler’deki karakterlerden biri, İvan Karamazov çok önemli bir şey söyler. Belki de onun ağzından Dostoyevsky’nin kendisi konuşmaktadır.

İvan Karamazov şöyle der: “Eğer bir Tanrı varsa ve onunla karşılaşırsam ona biletini geri verip, ‘Bana sormadan neden bana yaşam gönderdin? Buna ne hakkın var? Al biletini geri veriyorum’ diyeceğim.” Bu intihar dürtüsüdür.

O çok kederli bir şekilde yaşadı ve hep varoluşun hiçbir anlam ifade etmediğini, hiçbir önem taşımadığını, kazara olduğunu, bulunacak hiçbir şey olmadığını — ne hakikat, ne aşk, ne sevinç — yazdı. Onun vardığı tüm neticeler yanlıştır. Ama o çok kapasiteli biriydi, bir dahiydi. Yanlış şeyler de yazsa öyle sanatsal, öyle güzel bir şekilde yazmıştır ki milyonları — seni de olduğu gibi Jivan Mada — etkilemiştir.

Tehlike şuradadır: Sözcükler güzel olabilir ama verdikleri mesaj zehirlidir, saf zehirdir. Görüşleri çok derindir ama bu hep yaşamda daha fazla acı, daha fazla ıstırap bulmaya yönelik bir derinliktir. Tüm eserlerinde yaşamın baştan sona boş bir alıştırma olduğunu kanıtlamaya kararlıdır. O, o zamanın çağdaş felsefe akımı olan varoluşçuluğu etkileyerek bir öncü olmuştur.

Ben de onu seviyorum ama onun için üzülüyor ve ona acıyorum da. O dans edebilecek, aşık olabilecek, müthiş bir bütünlük ve yoğunlukla yaşayabilecek bir adamdı. Ama o yaşamdansa ölüme hizmet etti. Onu okuyun, okunacak ondan daha iyi bir şey yoktur — ama bir psikopatı, çok derinden hasta olan, tedavi edilemeyecek bir adamı okuduğunu unutma.

Onun tüm eserleri gündoğumunu bilmeyen karanlık bir geceden ibarettir




ALTIN GELECEK
Ganj Kitap

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Fyodor Dostoyevsky , ALTIN GELECEK, ganj kitap, İvan Karamazov , acı, hristiyanlar

BİZİM YAPABİLECEĞİMİZ HİÇ Mİ BİR ŞEY YOK ??

SOKAK'ta YAŞAYAN İNSANLARA YARDIM GRUBU

Ben Sokak Çocuğuyum !!!
şu köprünün altında açmışım gözlerimi... sahipsiz...
rüzgar sarmış kundağımı... yağmurla beslenmişim

adımı insanlar koymuşlar, benden habersiz, benimsemişim
serseri derler, hırsız derler, soysuz derler...
anlamam da ... alınmam da .

hiç fiyakalı dolaşmadım sokaklarda , marka satmadım...
gökyüzü yorganım oldu hep , dirseğim yastık ...
alışkınım; kara, yağmura, soğuğa
üşümem ... sıcak dokunur bana

özlemem, hiç tanımadığım hisleri
istemem varlığını bilmediğim şeyleri
kıskanmam hiç kimseyi ... özenmem ...

halbuki bilmez kimse
kendilerinden şanslı olduğumu
daha özgür , ve daha zengin

şu deniz herkesten çok benimdir , arkasındaki orman da
bütün sokaklar benimdir herkesten çok ...
her simitçi biraz bana çalışır

aslında her çocuktan daha çocuğum ...
canım hiç sıkılmaz buralarda
en sevdiğim oyundur , köşe kapmaca

yalnız da değilimdir ... yüzlerce kardeşim var
benim gibi, bana benzer
kimse ayırt edemez bizi birbirimizden

geceleri toplanmaya başlarız , el ayak çekildikten sonra
konuşuruz, güleriz, dertleşiriz
biraz farklı olsa da , herkes kadar biz de umut besleriz
hayallerimiz de vardır , ayın dolaştığı yerlerde ..

herkes kadar okumuşluğum da vardır ,
her tip insandan bir harf öğrendim ...
insanları en iyi ben tanırım
okuldan, öğretmenden anlamam ama ;
bu sokakların mektebini bitirdim..
bana lazım olanı öğrendim...

herkes kadar insanım da galiba
herkes kadar ben de bazen ağlarım

kafam da var, kalbim de
severim de, düşünürüm de
yalnız ben sokak çocuğuyum
sokaklarda yaşamak tek suçum

bir gün ben de gideceğim buralardan ... herkes gibi ...
yalnız biraz sessizce,
kimseler anlamadan... kimseler ağlamadan...

cenazem omuzlar üzerinde gitmeyecek iyi biliyorum...
belediye kaldıracak gürültüsüzce ...
ağlayanlar olmayacak başucumda
bir hayırsever uğramazsa geçerken
mezarım da çorak kalacak sonunda
benim gibi ...

içimizden kimin gittiği fark edilmeden
biri alacaktır yerimi vakit geçmeden

evet, ben sokak çocuğuyum
bu sokaklarda ne ilk
ne de sonuncuyum

Agliyor

Her gün 2 trilyon ekmek çöpe atılıyor.
Günlük alkole ayrılan para 1,5 trilyon,
Günlük sigaraya ayrılan para 2 trilyon,

Toplam israf yıllık katrilyon liraları tutuyor,
Lüksün ise hattı hesabı yok!
30 milyon Yoksul,
12 milyon Aç,
Milyonlarca korunmaya muhtaç
Ot yiyerek, çöp yiyerek vb.
Hayatta kalmaya çalışan ,
donarak ölen mazlum insanımız var

Baş döndürücü teknolojik gelişmelerin yaşandığı ,
her gün yeni bir buluşa imza atıldığı günümüzde hala insanlar açlıktan hayatını kaybediyor yada yetersiz besleniyor.

Sokaklarda, köşe başlarında, köprü altlarında yatan insanlar sıkça rastladığımız ve gittikçe alışıp duyarsızlaştığımız bir manzara oluyor.

Sokakta yaşayan ve hayatını tamamen kaldırımlara, bankamatik köşelerine kuran bu insanlar yavaş yavaş devlet kayıtlarındaki yerlerini de kaybediyor.
10 yaşındaki çocuktan
60 yaşındaki ihtiyara kadar her yaştan
insan ev olarak  sokakları  seçiyor.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : homeless, evsizler, sokak çocukları, aç yardıma muhtaç çocuklar, sokaklar

Irkçılık :İnsan Olmanın Dayanılmaz Utancı


Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : ırkçılık videoları, ırkcılık, fanatik, renk, zenci, beyaz, siyah, insan, çocuk, kadın, sokak, hüzün, ayrım, bölücülük,

Zeitgeist/Zamanın Ruhu


Bölüm 1








Bölüm 8

Toplam 8 bölümden oluşan Zeitgeist  Belgeseli  Din, ABD ve Terör üzerine gerçekleri gösteren mükemmel bir belgesel ..

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Zeitgeist, zamanın ruhu, Din, ABD ve Terör , Zeitgeist Belgeseli,

Web Analytics