Sinema Tarıhinde Ödüllere Doymamış Filmler

Sinema tarihi boyunca pek çok film geldi geçti. Kimi ödüllere doyamadı, başarıdan başarıya koştu, gişe rekorları kırdı, ama kimi de sinemanın tozlu raflarında unutulmaya mahkum oldu. Oysa ki bu tozlu arşivlerde ne filmler var bilseniz… VCD’cilerden bulup da izlerseniz ne ala, ama izleyemeseniz bile aklınızda olsun, nasılsa bir gün bir yerlerde rastlarsınız. Televizyon öyle garip bir kutu ki evinizde miskin miskin otururken, “Yaa bu gece nasıl vakit geçireceğim” derken, elinizde uzaktan kumandayla oradan oraya zıplarken, hiç ama hiç tahmin etmediğiniz bir anda karşınıza gerçek bir başyapıt çıkabilir. Ve olaylar gelişir…
THE TERROR OF TİNY TOWN(1938, SAM NEWFİELD)
Oyuncular: Billy Curtis, Yvonne Moray, ‘Little Billy’ Rhodes
Konu: Sinema tarihindeki en tuhaf westernlerden biri. Bir kere oyuncu kadrosunun tamamı cüce. Kimin aklına geldi böyle bir film çekmek bilemiyoruz ama konunun da kadrodan aşağı kalır yanı yok. Filme, her yönüyle bir hilkat garibesi olarak bakabiliriz. Kötü niyetli bir silahşör (tabii ki o da cüce) şirin kasaba Tiny Town’a gelir ve kasaba halkının huzurunu bozar. Kasaba halkının intikamı hakikaten izlemeye değer.
Dikkat!
Film bütün olarak bir garip zaten, bir tür sirk havası süregidiyor. Cücelerin bara girmek için kapının altından geçmeleri, at olarak midilli kullanmaları, bateriyi iki cücenin üst üste çıkarak çalması, en şiddetli sahneleri bile panayır havasında yaşamaları film hakkındaki hislerinizi sürekli değiştiriyor.
HAİL THE CONQUERİNG HERO(1944, PRESTON STURGES)
Oyuncular: Eddie Bracken, Ella Raines, Raymond Walburn, William Demarest
Konu: Günümüz yönetmenlerinin pek çoğuna (bkz. Coenler) ilham vermiş olan ilginç yönetmen Sturges’ün son derece çarpıcı bir filmi. İkinci Dünya Savaşı’na katılmasına izin verilmeyen Woodrow Truesmith büyük hayal kırıklığına uğrar, kasabasına geri dönecek yüzü yoktur. Yolda rastladığı ve arkadaş olduğu bir grup denizci ise onu ikna eder, kendisine bir kahramanlık öyküsü yaratan Woodrow, üzerinde sahte bir formayla kasabaya geri döner. Halkın bu öyküye kendini kaptırması, meydana dikilen bir heykel, adına düzülen kahramanlık şarkıları ve belediye başkanlığı ile sonuçlanacaktır. Amerikan politikasına ve Amerikalıların saflığına komik ve sevgi dolu bir gönderme. Sturges’ün yaratıcılığı, ustalıklı hicvi ve toplumsal gerçekçiliğe bakışı, alaycılığın tepe noktasına varıyor.
Dikkat!
Büyük itiraf anından sonra gelişen olaylar gözden kaçmamalı, film inanılmaz noktalara varıyor. Ayrıca, Sturges’ün, yardımcı rollerde sıradışı karakterler kullanmaya düşkünlüğü, Franklin Pangborn gibi sahne çalan oyuncuların ortaya çıkmasına neden oluyor.
PHANTOM LADY (1944, ROBERT SİDOMAK)
Oyuncular: Ella Raines, Franchot Tone, Alan Curtis
Konu: Müthiş bir kara film. Mutsuz bir evliliği olan Scott Henderson, barda tanıştığı garip şapkalı bir kadınla olaylı bir gece geçirir, ancak eve döndüğünde karısını ölü bulur. Şapkalı kadının varlığına kimseyi inandıramayınca cinayetin bir numaralı sanığı haline gelir. Kız arkadaşı Raines, olayı çözmek için o geceyi yeniden canlandırmaya karar verir, ancak giderek tuhaf ve hastalıklı bir hal alan New York sokaklarında kendini kaybeder. New York gecesinin kabusa dönüştüğü sahneler çok başarılı; yağmurlu kaldırımlarda tıkırdayan topuklar ve her köşebaşını saran boğuk müzik, gülünç biçimde grotesk karakterler, esrarengiz bir ölüm, her şey çok acayip.
Dikkat!
Elisha Cook Jr’ın bir caz kulübünde kendinden geçercesine bateri çaldığı sahne muhteşem.
I KNOW WHERE I AM GOİNG(1945, MİCHAEL POWELL – EMERİC PRESSBURGER)
Oyuncular: Wendy Hiller, Roger Livesey, Pamela Brown
Konu: Yine süper bir klasik. Londra’nın ileri gelen ailelerinden birinin kızı Joan Webster, ‘nereye gittiğini bilen’, aklı başında, planlı programlı bir genç hanımdır. Bu plan ve program çerçevesinde, zengin bir sanayiciyle nişanlanır ve evlenmek üzere İskoçya’ya gider. Ancak yolda büyük bir fırtınaya yakalanır ve yolculuğuna ara vermek zorunda kalır. Mahsur kaldığı adada tanıştığı genç adam, kasaba sakinleri ve yaşadıkları kafasını karıştırır. Acaba gerçekten ‘nereye gittini biliyor’ mudur? İngiliz sinemasının saklı cevherlerinden olan bu Powell – Pressburger klasiği, sinema sanatının tüm hilelerini kullanıyor.
Dikkat!
İnanmayacaksınız ama “Şarküteri”, “Yedi” filmlerini bile gölgede bırakan bir açılış jeneriği ve düğüm noktası var. Bir de Roger Livesey’in 500 yıllık bir lanetin ardından hayaletli Kiloran şatosuna girişini kaçırmayın.
THE WAGES OF FEAR (1953, HENRİ-GEORGES CLOUZOT)
Oyuncular: Yves Montand, Peter van Eyck, Antonio Centa, Folco Lulli
Konu: Günümüz gerilim filmlerinin pek çoğuna taş çıkartan ama nedense fazla bilinmeyen bir film daha. Bir grup kamyon şoförüne, aklı başında hiç kimsenin kabul etmeyeceği bir iş ve komik bir para teklif edilir. Görev, nitrogliserin yüklü iki kamyonu Orta Amerika’daki bir ormandan geçirmektir. Dört şoförün arasındaki rekabet ve gerilim, tansiyonu inanılmaz bir boyuta taşıyor. 1977’de yeniden çekilen versiyonu felaket bir şeydi, ama orijinali kaçırılacak gibi değil.
Dikkat!
Muson yağmurlarının neden olduğu çamura saplanan kamyonları kurtarmak için şoförlerin verdiği mücadele ve şoförlerden birinin bacağını kaybetmesi filmin en can alıcı sahnelerinden biri. Filmin başında hamam böceklerine ip bağlayan ve onları kukla gibi oynatan çocuk sahnesi de çok etkileyici.
DRAKULA İSTANBUL’DA(1953, MEHMET MUHTAR)
Oyuncular: Atıf Kaptan, Bülent Oran, Annie Ball, Ayfer Feray
Konu: Bu kez sırada bir Türk filmi var. Ülkemizde çok fazla bilinmeyen, ama yurt dışındaki (özellikle Amerika’daki) fantastik film festivallerinin olmazsa olmazlarından olan film, olağanüstü görüntülere, muhteşem diyaloglara ve sinema tarihinde önemli bir yere sahip. Drakula’nın binaların yüzeyinde yürüme sahnesi için Türkiye’de ilk kez farklı teknikler kullanılmış, o döneme göre hayli sıra dışı sayılabilecek bir jenerik yapılmış. Ancak en önemlisi, dünya sinema tarihinde ilk kez Drakula’nın köpek dişleri, ağzı kapalı halde iken dudaklarının arasından bu filmde gözükmüştür. Gördüğünüz gibi daha konusunu anlatamadan filmin önemiyle dolduk taştık. Transilvanya – Edirne – İstanbul üçgeninde geçen şaheser, avukat Azmi ve dansçı karısı Güzin’in Kont Drakula ile olan dehşetengiz macerasını anlatan, Freud edalı doktorun bilimsel yaklaşımlı planlarıyla Drakula’yı geldiği yere geri gönderen enfes bir film.
Dikkat!
Filmin her karesi mükemmel, gözlerinizi kırpmadan izlemeniz gerekiyor. Klaus Kinski’den sonraki en iyi Drakula olan Atıf Kaptan’a ve vampir avcısı Angel’a taş çıkartan performansıyla Bülent Oran’a (avukat Azmi) özellikle dikkat edin. Tabutun üzerindeki “Elhac Abdüllatif Gani, Meşelik, Bakırköy, İstanbul - Türkiye” adresi de ayrıca mühimdir. Diyaloglar süper, alınız bir örnek:
Doktor: Şadan hanıma acil kan gerekli!
Şadan hanımın nişanlısı: Kanımın son damlasına kadar vermeye hazırım.
Doktor: Yok, bir miktar yeterli.
FROM HELL IT CAME (1957, DAN MİLNER)
Oyuncular: Tod Andrews, Tina Carver, Linda Watkins
Konu: “O kadar kötü ki bu kadar olur” dedirtecek türden süper eğlenceli bir film. Tabanga adlı bir katil idam edilir ve ruhu intikam almak için yürüyen ağaç kütüğü şeklinde dünyaya geri döner. Adada büyük ve eğlenceli bir katliam başlaması tabii ki kaçınılmazdır, ancak filmin sonunda her zamanki gibi bir grup Amerikan bilim adamı huzuru ve barışı sağlayarak eğlenceye son verir.
Dikkat!
Katil ruhun tekrar hayata döndüğü sahneyi izlerken gülmekten karnınıza ağrılar girecek.
HELL DRİVERS(1958, CY ENDFİELD)
Oyuncular: Stanley Baker, Peggy Cummins, Patrick McGoohan, William Hartnell
Konu: Eski suçlulardan Baker yeni bir iş alır, ama sonra patronları Hartnell ve McGoohan’ın insan yaşamının gözden çıkarılacağı bir işe giriştiklerini farkeder. Hızlı aksiyonu, sürükleyici kurgusu, büyüleyici karakterleri, sıra dışı hikayesi ve seyirciyi koltuğuna mıhlayan heyecanıyla zor bulunan İngiliz filmlerinden biri. Ayrıca belki de tüm bu listenin en az bilinen filmlerinden.
Dikkat!
Şu kadroya bakar mısınız? Gangster tır şoförleri arasında Herbert Lom, Sean Connery, Sid James, Gordon Jackson, David McCallum var.
PLAN 9 FROM OUTER SPACE(1959, ED WOOD)
Oyuncular: Gregory Walcott, Mona McKinnon, Duke Moore, Tom Keene
Konu: Hazır olun, şimdi bahsedeceğimiz film, daha doğrusu yönetmen çok önemli. Kült filmler tarihinin en uçuk kaçık, en kötü, en karakteristik filmlerini yapmış olan Ed Wood’dan söz ediyoruz. Kendisini anlatmaya paragraflar yetmez, o yüzden şimdilik sadece bu filmden bahsedelim. Bir grup uzaylı dünyalılara her nedense gıcık olur ve dünyayı istila etmeye karar verir. Kaliforniya’da bir mezarlığa üs kurarlar. Amaçları mezarlıkta yatan ölüleri harekete geçirerek dünyalıların üzerine salmaktır. Koskoca mezarlıkta sadece üç ölü gaza gelir, ancak bu durum, mezarlığın yanında oturan kahraman pilotu sinirlendirmeye yetmiştir. İnanılmaz eğlenceli bir film bu. Her ne kadar Ed Wood’un başyapıtı olsa da, diğer Ed Wood filmlerinin de bundan aşağı kalır yanı yok. “Canavarın Gelini”, “Glen veya Glenda”, “Ruhların Gecesi” gibi filmlerine rastlarsanız kaçırmayın.
Dikkat!
Hangi sahneyi söylesek ki? Kağıt tabaklardan ufolar, karton mezar taşları, komik diyaloglar, berbat oyunculuk, bir türlü ilerlemeyen kurgu. Eros adlı uzaylıya da özellikle dikkat etmeniz lazım, müthiş bir oyunculuk çıkarıyor.
THE HAUNTİNG(1963, ROBERT WİSE)
Oyuncular: Julie Harris, Richard Johnson, Claire Bloom, Russ Tamblyn
Konu: Bir antropolog, bir şüpheci genç adam ve iki medyum 100 yıl kadar önce üç ölümün gerçekleştiği korkutucu House Hill olayını araştırmaya girişirler. Ancak film ilerledikçe, konunun basit bir hayalet hikayesi olmadığını anlarlar. Bu filmle birlikte, ima etmenin göstermekten çok daha huzursuzluk verici olduğu keşfediliyor (Hatırlayacaksınız, benzer etkiyi günümüz filmlerinden “Blair Witch”de de görmüştük). Böylece pek çok korku filminde rastladığımız ‘hayaletli ev’ motifi, ciddi bir korkuya dönüşüyor. Yönetmen Wise, grotesk ışık, tuhaf kamera açıları, ürkütücü ses efektleri gibi şok yöntemleri kullanarak müthiş bir dehşet ve korku havası yaratıyor.
Dikkat!
Kapının doğaüstü bir güçle çalınmasıyla korkudan tir tir titreyen Julia Harris’in bilmeden bir hayaletin elini tuttuğu sahne dayanılır gibi değil.
SHOCK CORRİDOR(1963, SAMUEL FULLER)
Oyuncular: Peter Breck, Constance Towers, Gene Evans
Konu: Akıllı gazeteci Johhny Barrett, akıl hastanesinde işlenen bir cinayeti çözüp Pulitzer Ödülü’nü kazanmayı kafaya koymuştur. Yapılacak en kurnaz hareket de deli numarası yaparak (ve tabii ki bir psikiyatristin ve kız arkadaşının da yardımını alarak) akıl hastanesine girmektir. Hastanedekilerle iletişime geçmesi çok da zor olmaz, ancak hiçbir şey göründüğü gibi değildir, ortada içinden çıkılması güç bir durum vardır, dahası yavaş yavaş kendisinde de delilik emareleri görünmeye başlamıştır. Fuller, Amerikan toplumuna saldırısı, başarılı kamerası ve etkileyici alayı ile adeta bir mucize yaratıyor. Eleştirmenler acımasız yaklaşımı nedeniyle ona “İlkel Amerikalı” adını takmışlardı, ancak yine de herkes, bu filmin, 1960’ların Amerikasını konu alan büyüleyici bir belgesel olduğu konusunda hemfikir.
Dikkat!
Beyni yıpranmış durumdaki Barrett’ın toplumsal yanlışlara saldırdığı bayraklı protestosu ve koridorda çıkardığı olay görülmeye değer.
THE INCREDİBLY STRANGE CREATURES WHO STOPPED LİVİNG AND BECAME MİXED UP ZOMBİES (1963, RAY DENNİS STECKLER)
Oyuncular: Carolyn Brandt, Toni Camel, Erina Enyo, Atlas King
Konu: Sinema tarihine konusundan çok, adının uzunluğuyla geçmiş olan film, esasında mükemmel bir hafta sonu gecesi filmi ve süper eğlenceli bir korku şöleni. Fal baktırmak için gelenleri zombiye dönüştüren ve çadırında garip yaratıklar saklayan bir çingene falcı var filmimizde. Jerry adlı kahraman bir panayırda genç bir çingene kızla tanışıyor, derken kızı kaybediyor, sonra da kızın yaşlı ve gizemli falcı kadının kızı olduğunu öğreniyor. Olaylar öyle gelişiyor ki kahramanımız hipnoz altına girerek (ahh aşkın gücü!) insanları öldürmeye hazır bir robot haline geliyor. Süper değil mi?
Dikkat!
Jerry’nin trans altındaki hali inanılmaz komik. Böyle bir yeteneği ancak Ed Wood keşfedebilirdi, zaten böyle bir hikayeyi de yine ancak Ed Wood yapabilirdi. Steckler’ı tebrik etmek lazım. Haa, bir de film boyunca "Wah dyu tink we cem ere fer? Tu eet?” diye söylenen tuhaf adamı da es geçersek yazık olur.
FAİL SAFE(1964, SİDNEY LUMET)
Oyuncular: Henry Fonda, Walter Matthau, Larry Hagman, Fritz Weaver
Konu: Bu filme dikkat arkadaşlar. Zira İkiz Kuleler’in başına gelenleri göz önüne aldığımızda tarihi bir değeri var. Bir bilgisayar hatası sonucu Birleşik Devletler’in Moskova’ya yönelik nükleer saldırısı iptal edilemez. Bunun üzerine Başkan zararı tazmin etmek için New York’un bombalanmasını teklif eder. Stanley Kubrick’in “Dr Strangelove”ından sadece birkaç ay sonra vizyona girdiği için ne yazık ki fazla hasılat yapamamış, kadri kıymeti bilinememişti. Şimdi oturup seyrettiğinizde yürek hoplatmayı ve Soğuk Savaş korkularını yeniden canlandırmayı başaran filmde, akla hayale sığmayanı gerçekleştiren Başkan rolündeki Fonda tüyler ürpertici derecede soğukkanlı.
Dikkat!
111 dakikalık filmin her dakikası dikkate değer ama final sahnesi, yani New York’un uygarlık tarihinden silinip gittiği sahne özellikle nefes kesici.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : THE TERROR OF TİNY TOWN,SAM NEWFİELD,HAİL THE CONQUERİNG HEROPRESTON STURGES



































