Düşünüyorum ,Öyleyse Varım..!

'Düşünüyorum öyleyse varım' doğrusunun kuşkucuların tüm aşırı varsayımları ile sarsılmayacak kadar sağlam ve güvenli olduğunu belirlerken,bu doğruyu ,araştırdığım felsefenin ılk ilkesi olarak hiçbirkuşkuya düşmeden alabileceğime karar verdim.
Sonra ne olduğumu dikkatle inceleyerek ,hiç bir bedenim olmadığını ,bulunabileceğim hiç bir dünya ,hiç bir yer olmadığını varsayabileceğimi ,ama buna göre varolmadığını varsayamayacağımı,tersine başka şeylerin doğruluğunddan kuşkulamayı düşünüyor oluşumdan varolduğum sonucunun apaçık ve kesin bir biçimde ortaya çıktığını,oysa düşünmeyi bıraksaydım tasarladığım tüm başka şeyler doğru olsalar bile varolduğuma inanmam için elimde hiç bir neden bulunmadığını görerek,tüm özü yada doğası düşünmekten başka bir şey olmayan ve varolmak için herhangi bir yere gereksinimi olmayan ,herhangi maddesel bir şeye bağımlı olmayan bir töz olduğumu anladım.
Öyle ki bu ben yani kendisi ile neysem o olduğum ruh,bedenden tümüyle ayrıdır,hatta bedenden daha kolay tanınır ve beden olmadığında bile o kendisi olmaktan çıkmaz.
O 'düşünüyorum öyleyse varım 'da düşünmek için varolmak gerektiğini çok açık görmemden başka bana doğruyu söylediğime güvenmemi sağlayan hiç bir şeyin olmadığını görerek ,çok açık ve çok seçik kavradığım şeylerin hep doğru olduğunu ,ama yalnızca seçik olarak kavradığımız şeylerin neler olduğunu iyi belirlemekte bazı güçlükler bulunduğunu genel kural olarak alabileceğim yargısına vardım.
Bundan sonra ,kuşkulandığım şey üzerine ve buna göre varlığımın tümüyle yetkin olmayışı üzerinedüşünerek ,bilmenin kuşkulanmaktan daha büyük bir yetkinlik olduğunu açıkça görüp ,olduğumdan daha yetkin herhangibir şeyi düşünmeyi neredden öğrendiğimi araştırmayı tasarladım;bunu daha yetkin herhangibir varlıktan öğrenmiş olabileceğimi apaçık anladım.Benim dışımda gök,yer,ışık,sıcaklık vedaha başka bir çok şeyin düşüncesine gelince ,onların nereden geldiğini bilmekte o kadar zorluk çekmiyordum,çünkü onlarda onları benden üstün kılacak gibi görünen hiç birşey belirlemediğimden ,doğruysalar bu bazı yetkinlikleri olan doğama bağlı olmalarındandı;doğru değilseler onları hiçlikten getirdiğime yani bende bir eksiklik bulunmasından ötürü bende olduklarına inanabilirdim.
Ama bu benim varlığımdan daha yetkin bir varlık fikri için aynı olamazdı:çünkü onu hiçlikten getirmek açıkça olanaksızdı;daha yetkinin daha az yetkinden gelmesi ve ona bağımlı olması bir şeyin hiçlikten gelmesinden daha az aykırı olmaddığı için onu kendimden de getiremezdim.
Böylece yetkinlik fikrinin gerçekten benim olmadığım kadar yetkin olan ve bende herhangi bir fikri bulunabilen tüm yetkinlikleri kendinde taşıyan bir doğa tarafından bir sözcükle açıklamam gerekirse Tanrı tarafından bana konmuş olması gerekiyordu.Ayrıca bende hiç bulunmayan bazı yetkinlikler tanıyorsam varolan tek varlık ben değildim,ama kendisine bağımlı olduğum ,bendde olan herşeyi kendisinden aldığım daha yetkin başka herhangi bir varlığın bulunması zorunlu olarak gerekiyordu.
Çünkü yalnız ve başkasından tümüyle bağımsız olsaydım,öyle ki yetkin varlıktan pay aldığım bu az yetkinlik tümüyle benden gelkseydi ,aynı nedenle kendim bende eksik olduğunu bildiğim herşeyi kendimin kılabilirdim,böylece kendim sonsuz ,ölümsüz,değişmez,tam bilen ,tam güçlü ve sonunda Tanrı'da varolduğunu belirleyebildiğim tüm yetkinlikleri olan bir varlık olurdum.Çünkü Tanrı'nın doğasını tanımak için yaptığım usavurmaları izleyerek benim doğamın gücü ölçüsünde ancak kendimde herhangi bir fikrini bulduğum herşeye sahip olmanın yetkinlik olup olmadığını gözden geçiriyordum ve herhangi bir yetersizlik gösteren şeylerden hiçbirinin onda bulunmadığına ama tüm öbürlerinin onda bulunduğuna güveniyordum.
Kuşku ,değişkenlik,hüzün ve benzeri şeylerin ,onda bulunamayacağını görüyordum,bende onlardan uzak olsam çok hoşnut olurdum.Sonra ,bundan başka bende duyulur ve cisimsel bir çok şeyin fikri vardı:çünkü düş gördüğümü ve gördüğüm yada imgelediğim herşeyin yanlış olduğunu varsaysam da gerçekte düşüncem de onların fikirlerinin varolduğunu yadsıyamazdım;ama daha önceden kendimde çok açık olarak ruhsal doğanın cisimsel doğadan ayrı olduğunu bildiğimden her bileşimin bağımlılığı gösterdiğini ,bağımlılığında açıkça bir eksiklik olduğunu belirleyerek buradan bu iki doğadan oluşmuş olan Tanrı'da bir yetkinlik varolamayacağı ,buna göre Tanrı'nın böyle olmadığı yargısına vardım;ama dünyada bazı cisimler yada hiç te tam yetkin olmayan bazı ruhlar yada başka varlıklar varsa onların varlığı onun gücüne bağımlı olmalıydı,öyle ki bir an bile onlar onsuz varolmayı sürdüremezlerdi.
Bundan sonra başka doğruları araştırmak ve geometricilerin konusunu ele almak istedim,bu konuyu uzunluk ,genişlik ve yükseklik ya da derinlik açısından sürekli bir cisim ya da sınırsız olarak yaygın bir uzam olarak düşünüyordum;çeşitli parçalara bölünebilen ,çeşitli biçimleri ve büyüklükleri olan,her türlü devinime ve yer değiştirmeye yatkın bir uzam;çünkü geometriciler bütün bu şeylerin kendi konuları içinde olduğunu düşünürler.
Herkesin ona uladığı bu büyük kesinliğin ancak az önce söylediğim kuralı izleyerek apaçık kavradıkları şey üzerine kurulmuş olduğunu gözönünde tutarak ,onun konularının varlığına güvenmemi sağlayan onda hiç birşey olmadığını da gördüm.
Çünkü örnek olarak bir üçgen tasarlayarak onun üç açısının iki dik açıya eşit olması gerektiğini pek güzel görüyordum;ama bunun için beni dünyada herhangi bir üçgen bulunduğuna inandıracak hiç bir şey göremiyordum.Oysa yetkin bir varlıktan edindiğim fikri inceleyerek tıpkı bir üçgenden edindiğim fikirde onun üç açısının iki dik açıya eşit olmasının ya da bir küre fikrinde onun her parçasının merkezinden eşit uzaklıkta olmasının bulunması gibi ,hatta dahada apaçık olarak varoluşun onda bulunduğunu görüyordum;sonuç olarak,yetkin varlık olan Tanrı'nın olduğu ya da varolduğu,geometrenin herhangi bir göstermesinden daha az kesin değildir.
Ama onu tanımanın hatta onun ruhunun ne olduğunu tanımanın güçlüğüne inanan pek çok kişinin bulunmasının nedeni ,onların zihinlerini duyulur şeylerin ötesine yükseltememeleridir;onlar maddi şeyler için bir düşünme biçimi olan herşeyi ancak imgeleyerek belirleme biçimine çokça alışık olduklarından ,imgelenebilir olmayan herhangi birşeyi onlara kavranılabilinir görünmüyor.
Okullarda filozofların temel kural olarak aldıkları şeyde apaçık görünür olan,duyularda bulunmayan şeyin anlıkta bulunamayacağıdır;bununla birlikte Tanrı'nın ve ruhun fikirlerinin duyularda olamayacağı da kesindir.
Bana öyle geliyor ki onları anlamak için imgelemlerını kullanmak isteyenler gibidirler:ancak şu ayrımla ki görme duyusu gördüğü nesnelerin doğruluğu konusunda bizi koklama ya da işitme duyularından daha güvenli kılmaz;oysa anlığımız işe karışmazsa ne imgelemimiz,ne duyularımız bizi herhangi bir şeyden güvenli kılabilecektir.
Sonunda Tanrı'nın ve kendi ruhlarının varlığına yeterince inanmayan insanlar varsa onlar belki daha güvenli diye düşündükleri bir bedeni olmak ,yıldızların,bir yer'in ve benzeri şeylerin olması gibi tüm başka şeylerin gösterdiğim nedenlerle daha az kesin olduğunu bilsinler isterim.Çünkü bu şeylerle ilgili ahlaki bir güvence bulunsa da öyle görünüyor ki ,garip olmadıkça ondan kuşkuya düşemeyiz,metafizik bir kesinlik söz konusu olduğunda tıpkı uykuda olduğu gibi gerçekte hiçte öyle olmadığı halde bir başka bedenimiz olduğunu,başka yıldıızları ve başka bir dünyayı gördüğümüzü düşleyebildiğimizi göz önüne alddığımızdda ,bu şeylerin varlığına güvenmemek için yeterli neden olmaddığından bunu mantıksızlığa düşmedden yadsıyamayız.Genellikle düşte yaşadığımız,hiç te daha az canlı ve daha az kesin olmayan düşüncelerin öbürlerinden daha boş olduğu nereden biliniyor?
En iyi zekalar bunu istedikleri kadar incelesinler , onların Tanrı'nın varlığını önceden varsayamazlarsa bu kuşkuyu gidermek için yeterli olan herhangi bir neden gösteremeyeceklerını sanıyorum.
Çünkü,ilk olarak,biraz önce kural olarak almış olduğum şey ,yani çok açık ve seçik olarak kavradığımız şeylerin tümü doğrudur kuralı,Tanrı'nın oluşu ile ve varoluşu ile ve yetkin bir varlık oluşuyla ve biz de bulunan herşeyin ondan geliyor oluşuyla belirgindir.
Buradan,gerçek şeyler olan,açık ve seçik oldukları her şey de Tanrı'dan gelen fikirlerimizin ya dakavramlarımızın ancak doğru olabileceği çıkar.Öyle ki genellikle yanlışlık içeren fikirlerimizin ya da kavramlarımızın varsa hiçlikten pay aldıkları için onlarda karışık ve bulanık bazı şeyler olabilir,yani onlar bizde biz tam yetkin olmadığımız için karışıktırlar.
Yanlışlığın ya da yetkin olmayışın Tanrı'dan gelmesinde,doğrunun ve yetkinliğin hiçlikten gelmesinde olduğundan daha az aykırılık olmadığı apaçıktır.Ama bizde gerçek ve doğru olanın yetkin ve sonsuz bir varlıktan geldiğini bilmeseydik,fikirlerimiz ne kadar açık ve seçik olsalar da,onların doğru olma yetkinliğine ulaşmış olmalarını sağlayan herhangi bir nedenimiz olmayacaktı.
Oysa Tanrı'nın ve ruhun bilgisi bizi böylece bu kuralın kesinliğine ulaştırdıktan sonra ,uyurken gördüğümüz düşlerin,uyanıkken sahip olduğumuz düşüncelerin doğruluğndan bizi hiçbir biçimde kuşkuya düşürmeyeceğini bilmek kolaydır.Çünkü uyurken de çok seçik herhangi bir fikir usumuza gelse,örneğin bir geometrici uykusunda herhangi bir yeni gösterme ortaya koysa,uykusu bu göstermenin doğru olmasını engelleyemeyecektir.
Düşlerimizin en sıradan yanılgısına gelince,bu yanılgı düşlerimizin çeşitli nesnelri tıpkı dış duyularımızın sunduğu gibi sunmasından gelir,bu yanılgı bize böylesi fikirlerin doğruluğundan kuşkuya düşme fırsatını vermek açısından önemli değildir,çünkü bu fikirler uykuda olmasak da bizi yanıltabilirler:sarılık olanların tüm renkleri sarı görmesi ya da yıldızların ve çok uzak başka cisimlerin bize olduğundan küçük görünmesi gibi.Çünkü sonunda,ister uyanık olalım ister uyuyor olalım,ancak usumuzun apaçıklığıyla kendimizi inanmaya bırakmalıyız.İmgelemimiz ya da duyularımız değil de usumuz deddiğime dikkat edilsin.Öyle ki,güneşi çok açık olarak görmemiz onun gördüğümüz büyüklükte olduğu yargısına varmamızı gerektirmez;bir keçi bedeni üzerine konulmuş bir aslan başını seçik olrak pek güzel tasarlayabiliriz,bunun için dünyada böyle bir yaratık olduğu sonucunu çıkarmak gerekmez:çünkü us bize böyle gördüğümüz ya da imgelediğimiz şeyin doğru olması gerektiğini bilddirmez.Ama bize tüm fikirlerimizin ya da kavramlarımızın herhangi bir doğruluk temeline sahip olması gerektiğini bildirir;çünkü çok yetkin ve çok doğru olan Tanrı'nın onları bize bir doğruluk temeli olmadan koymuş olması olası değildir.Bazen imgelediklerimiz uykuda uyanıkken ki kadar ya da daha canlı ve kesin olsa da,usavurmalarımız uykuda uyanıkken olduğundan daha apaçık ve bütünlüklü olamaz,bundan ötürü usumuz bize ,biz tam yetkin olmadığımız için ,düşüncelerimizin tümüyle doğru olamayacağını ,bu nedenle doğruluk içeren düşüncelerimizin uykuda elde ettiğimiz düşüncelerden çok ,uyanıkken elde ettiğimiz düşüncelerde bulunabileceğini bildirir.
Yöntem Üzerine Konuşma/ Rene Descartes
Cumhuriyet Dünya Klasikleri Dizisi
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Yöntem Üzerine Konuşma/ Rene Descartes,
