EZOTERİZM VE ATATÜRK

 

Bir yolcunun yolda yürüyebilmesi için ufku görmesi yeterli değildir ... Ufkun Ötesi'ni de görmesi gerekir.

Mustafa Kemal Atatürk

 

Türk'lerin Kökeni

 

Yurdumuzda Tufan Öncesi Uygarlıklar ve onların ezoterik kültürlerini ilk araştıran ve bu konuda önemli raporlar hazırlatan kişi, Mustafa Kemal Atatürk olmuştur.

Mu ve At1antis Uygarlıkları ve bu uygarlıkların bizim kültürlerimize olan etkileri ilk kez Atatürk'ün bu araştırmaları ile ortaya çıkmışsa da ne yazık ki, O'nun bu çalışmaları resmi devlet yetkilileri ve bilimsel çevrelerce dikkate alınmamış hatta yok farzedilmiştir. Oysa ki, bu araştırmalar başta Türklerin Kökerileri olmak üzere dünya üzerindeki çeşitli toplumların kültürleri ve dinleri ile ilgili önemli belgelerle doludur.

Irkların Kökeni Ezoterik Bilgilerde Gizlidir ...

Irklar'ın kökeni meselesi, aydınlatılması en zor konuların başında gelir. çünkü mevcut bir ulusun ilk orjinini ve ilk kez dünya üzerinde ne zaman ortaya çıktığını belirleyebilmek için tarihin geçmişlerine doğru gidildikçe, kendimizi fululaşan bir ortamın içinde buluruz. Klasik Tarih ve Etnoloji bilimlerinin henüz cevaplamakta zorlandığı bir meseledir bu ...

"Irklar hakkında kesin bir bilgiye sahip değiliz."

 

Bu konuyla, günümüzde sadece tarihçiler ve etnologlar değil, genetik bilimciler de yakından ilgilenmektedirler.

 

Yurdumuzda ırklarla ilgili yapılan araştırmalarda Tufan Öncesi Uygarlıklar'ın hesaba katılmayışIarı, Türk Kültür Tarihiyle ilgili araştırmalarıyla tanınan Bahaddin Ögel'in yukarıdaki tespitinin ana nedenidir. Türkiye' de şimdiye kadar Tufan Öncesi Uygarlıklar'ın da ele alınarak gerçekleştirilen bilimsel bir araştırma ne yazık ki, halen üniversitelerimizde gerçekleştirilememiştir. İlkokuldan başlayarak, üniversitelerimze kadar öğrencilerimize öğretilen tüm etnoloji ve tarih bilgileri hep klasik ön kabuIlere dayalı bilgilere dayanır.

 

Oysa ki bu meseleyi aydınlatmanın tek bir yolu vardır, o da Tufan Öncesi ile ilgili bilgilere ulaşmak. .. İşte bunu yurdumuzda ilkfarkeden kişi, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk olmuştu.

Atatürk'ü bu araştırmaya iten en önemli sebep, Türkler' in ilk kez tarih sahnesine nasıl ve ne zaman çıktıklarını tespit etmekti.

Türkler'in atalarının Orta Asya olduğu bugün için tartışmasız olarak bilinmektedir. Bunda herhangi bir kuşku yok. .. Ancak Orta Asya'ya nasıl ve nereden geldikleri ile ilgili klasik Tarih kitaplarında tek bir satıra bile rastlayamazsınız. Oysaki konunun asıl düğümlendiği ve çözümlenmesi gereken kısmı burada saklı bulunmaktadır, Bu bölüme açıklık getirilmeden gerçekleştirilecek her türlü""Türk Kültür Tarihi Araştırmaları" eksik ve kısırkalmaya mahkumdu. Atatürk bu eksik parçanın peşindeydi ...

( Bahaddin Ögel, "Türk Kültür Tarihi", Sy: 3. Türk Tarih Kurumu Yayınları. 1988 )

"Türkler Orta Asya' da iık kez nasıl ve ne zaman tarih sahnesine çıktı?"

İşte Atatürk'ün cevabını aradığı soru buydu ...

Önce klasik resmi tarihi kayıtlarımızda kabul görmüş bulguları ortaya koyalım, sonra da ilk kez Atatürk'ün ortaya çıkarttığı ezoterik kaynaklardaki bilgileri ele alarak bu sorunun cevabını birlikte değerlendirelim.

Türkler'in Atası Beyaz Irk Kimlerdi?

 

Tespit edilebilen en eski arkeolojik bulgulara göre Altay Dağları ile Savan Dağları'nın Güney - Balı kısımlarında klasik Tarih bilimince Taş Devri adı verilen çağlardan beri "brakisefal" ismiyle tanımlanan beyaz bir ırk yaşamaktaydı. Bu ırk bir yandan Tanrı Dağları bölgesine yayılırken diğer yandan da bugünkü Kazakistan içlerine doğru ilerlemişti.

 

Amuderyanın Güneyi'nde. Pamir bölgelerinde, Afganistan, İran, Hazar Denizi'nin Kuzeyi'nde, Kuzey Kafkasya ve Güney Rusya' da Akdeniz ırklarına yakın dolikosefal bir insan nesli vardı.

 

Altay Dağları'nın Doğusu ve Güney Sibirya' da ise "mongoloid" ismi ile tanımlanan bir ırk bulunmaktaydı. Güney Sibirya' da ilerleyen dönemlerde bu beyaz ırkla mongoloid ismi verilen ırkların karışımından yeni bir ırk doğmuştu. Uzun bir süre devam eden ırkların karışımı M.Ö. 3.000'le M.Ö. 2000'lerin başında Güney Sibirya halkını "brakisefal - mongoloid" bir hale sokmuştu. 

 

Kıtanın en Doğusu'nda ise "çekik gözlü sarı" bir ırk bulunmaktaydı.

 

Aradan geçen binlerce yıl içinde yukarıda saydığımız dört temel ırkm birbirleriyle karışımlarından melez farklı ırkların ortaya çıktığını görüyoruz. Özellikle de Hun Devleti'nin kurulmasıyla farklı kabilelerin bir bayrak altında toplanması, bu ırkların karışımına hız vermiştir. Konuyla ilgili Bahaddin Ögel şunları söylemektedir:

 

Büyük Hun Devleti zamanında Moğolistan, Baykal Gölü'nün kenarları ve Kuzeyi Brakisefal- Mongoloidlerle kaplıydı. Altay Dağlarını baştan başa kaplayan ve bu bölgeye hakim olan ırk ise, ta ilk devirlerden beri burada yaşamakta olan hrakisefal beyaz ırktı. Türkler'in ataları çok muhtemelolarak hu beyaz ırktan geliyordu. Büyük Hun Devleti'nin kuruluşu ile hütün Orta Asya bir vahdete kavuşmuştu. Bu siyasi birliğin neticesi olarak Orta Asya ırkları arasında büyük bir karışına ve kaynaşma da meydana gelmiş oldu. Bu ırk değişimi bilhassa yüzlerin hafif çekik gözlülük karakterine bürünme sinden anlaşıhnaktadır. Nitekim Altaylar'ın Kuzeyi'ndeki halkların yüzünde, hafif hir çekik gözlülük meydana gehnişti. Çünkü hu hölge, eskiden beri Güney Sihirya ile sıkı bir temas halindeydi. Altaylar'ın Kuzeyi'nde dolikosefal- mongoloidlerle, Brakisefal heyazların karışmasından yeni ve ziraaatçı bir kavim meydana gelmişti. Altaylar'ın yüksek hölgelerinde yaşayan hrakisefal beyazlar ise, Göktürk Devri'ne kadar bozulmadan yaşamışlardı.

 

Hun Devleti'nin kuruluşu ile Orta Asya'nın Doğusu'nda bulunan kavimler. Batıya doğru kayma ve yayılma imkam buldular. Diğer yandan Çin ve Hun Devletleri'nin birbirleriyle olan irtibatları neticesinde, Orta Asya' da Çin tiplerinden etkilenmiş yeni bir antropolojik tipin de meydana geldiğini yine arkeolojik kazılardan çıkan iskelet kalıntılanndan anlayabiliyoruz.

Evet... Bu aktardıklanmız, özellikle arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkan ve"Resmi Tarihi Kayıtlar"a geçen bulgulardır.

Bu kısa özetten de görülebileceği gibi, Türkler'in kökeni dendiğinde, yukarda sözünü ettiğimiz beyaz ırkın Türkler'in ilk ataları olabileceğinden başka hiç bir şey söylenememektedir. Çünkü söz konusu ırkların orada hep varoldukları gibi bir anlayışla konu açıklanmaya çalışılmıştır. Belki

 

böyle bir açıklama bazılarına yeterli gelebilir ama birçoğumuza'bu açıklamanın yeterli olduğunu düşünmüyorum.

Artık bilinmeyenleri daha doğrusu, resmi kabul görmüş bulguların haricindeki ezoterik kaynaklan ve bu kaynaklardaki bilgileri değerlendirmeye başlayabiliriz ...

Atatürk'ün Araştırmaları

İnceleyeceğimiz mesele, Dünya üzerinde yaşanan ve çok büyük bir alam kaplayan büyük doğal afetlerin sonunda meydana gelmiş bir olaya dayamr ... Bu dünyanın en büyük gizlerinden biri olarak kalmış bir süreçle ilgilidir ... Uzun bir süre, bu konuyla ilgili bilgiler sadece ezoterik kaynaklarda ve dinsel metinlerin içlerindegizli kalmıştı. Daha sonra yapılan araştırmalarla, bu ezoterik bilgiler dünya kamuoyuna açıklanmaya başlandı. Günümüzde artık bilimsel çevrelerce tespit edilmiş bulgular haline gelen bu tespitler; bir zamanlar yaşananan "Büyük Tufan" ve sonrasındaki gelişmelerle ilgilidir.

Mustafa Kemal Atatürk Mu Araştırmaları ve

Türkler'in Kökenleri

 

Efendiler.

Bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük bir Türk milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında tarih alanında da bir derinliği vardır. Türk milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselamın oğlu Yaserin oğlu olan kişidir.

 

Atatürk 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 130. Toplantısı'nın birincioturumunda yaptığı konuşmada Türklerin kökeni hakkında böyle diyordu. Tesadüfi bir konuşma değildi ve onun "Tiirkler'in Kökeni" ne ilgisinin devamı da gelecekti ...

 

Cumhuriyet'in ilan edilişinden sonra, "Türkier'in Kökeni" Atatürk'ün açıklığa kavuşturmak istediği konuların başında yer aldı.

 

1930 yılında "Türk Tarih Kurumu "nu bu düşüncelerle kurdurdu. Ve Türkler'in kökeninin araştırılması için derhal çalışmalara başlandı. Çalışmaların büyük bir bölümüyle yakından bizzat kendisi ilgilendi.

Kurum çalışma alanını "Türk ve Türkiye Tarihi" olarak belirledi. Kurumun bir yıl sonra gerçekleştirilen ilk genel kurulunda "Türk Tarih Tezi" kabul edildi.

Tez iki ana eksen üzerine oturuyordu:

 

1-Türk uygarlığı tarihin en eski uygarlıklarmdan biridir.

2- Bu uygarlığın kökeni Orta Asya'dır.

 

Türkler'in kökeninin Orta Asya'ya uzandığı biliniyordu ama kendisinin aradığı, Orta Asya'nın kökeninin neresi olduğuydu ...

 

İşte bu nedenle bu çalışmaların bir ayağının eksik olduğunu düşünen Atatürk,"Türk Dil Kurumu "nu da kurdurarak. ulusçuluğun ana öğelerinden olan dil konusunda da, derin bir çalışma başlattı. Onun İkinci Dil Kurultayı'nda yaptığı konuşmada yer alan "Güneş" yaklaşımı, sonradan ortaya çıkartacağıı Mu Uygarlığı'nın "Güneş Kidiü" ve kendi tezi "Güneş Dil Teorisi"yle doğrudan ilintiliydi.

Türk Dil Kurumu'nun birçok toplantısına bizzat başkanlık eden Atatürk'ün ilk dikkatini çeken Amerika Kıtası'ndaki Kızılderililer'le Türkler arasındaki dil ve kültür benzerliğiydi. Konuyu açıklığa kavuşturmak için Kızılderililer'in eski vatanı olan Meksika'ya Tahsin Mayatepek'i elçi olarak atadı.

Tahsin Mayatepek Meksika' da

 

Türkler Orta Asya' da, Kızılderililer ise Amerika Kıtası'nda yaşamışlardı ve arada devasa bir okyanus vardı... Birbirlerinden bu kadar uzakta bulunan iki ayn toplumdaki bu dil benzerliğinin sırrı neydi? .. ilk başta bir anlam verilemeyen bu dil benzerliğinin nedenleri Tahsin Mayatepek'in araştırmalarıyla gün ışığına çıkabildi.

Ortaya çıkan bulgular, beklenenin de ötesindeydi... O zamana kadar yurdumuzda pek duyulmayan büyük bir gerçekle karşılaşıldı:

"Kutsal kitaplarda anlatılan Tufan hikayeleri büyük bir gerçeğe dayanıyordu ve Tufan'dan önce dünyamızda yaşayan iki büyük gelişmiş uygarlık bulunuyordu ... "

 

Ortaya çıkan bir başka gerçek de, bu uygarlıkların Tufan' dan çok önceleri bizim kıtalarımıza göçler düzenlemiş olduğuydu ...

Tahsin Mayatepek Amerika Kıtası'nda elde ettiği bulguları klasörler halinde Atatürk' e yollarmştı. Bu belgeler halen Türk Dil Kurumu'nun kitaplığında 56 ve 57 numaralı kayıtlarda muhafaza edilmektedir.

 

Atatürk Türk Dil Kurumu' nda oluşturulan heyetle Mu araştırma­larını sürdürürken ...

Bunları ilk kez 1996 yılında inceleme olanağı bulmuştum. Bir fikir vermesi için; bu raporların toplam 4 büyük klasörden fazla bir hacme sahip olduğunu söyleyebilirim.

Raporların ayrıntılı bir çalışmanın sonucu oluştuğu ve o yıllarda bu çalışmaya büyük bir önem verilmiş olduğu her hallerinden belliydi. Raporların hazırlanışında Amerikalı Arkeolog William Niven'in bulduğu onbinlerce yıl öncesine ait tarihi belgelerden yararlanılmış ve "Dünya Tarihi'vıi baştan sona değiştirecek gerçekler ortaya çıkmıştı.

 

Mustafa Kemal Atatürk bir taraftan Tahsin Mayatepek'in kendisine yolladığı raporları incelerken bir taraftan da James Churchward'ın Mu ve Atlantis Uygarlıkları'nı konu alan 5 kitabını Türkiye'ye getirterek, çok kısa bir sürede 60 kişilik bir çevirmen kadrosu oluşturarak bunları Türkçe'ye çevirtti. Daktiloya çekilmiş bu 'çeviriler halen Anıt Kabir Kitaplığı'nda 1482 - 1485 No'lu Kayıtlarda bulunmaktadır. Orjinal kitaplar da 1301 ve 1302 No'Iu kayıtlarda yine Anıt Kabir Kitaplığı'nda görülebilir.

 

Tahsin Mayatepek'in kendisine yolladığı raporlarda yer alan bilgiler, Amerikalı Arkeolog William Niven'in Amerika Kıtası'ndaki Mu belgelerini içeriyordu.

Buna karşılık kendisinin çevirttiği James Churchward'ın kitapları ise, yazarın 50 yıllık araştırmasıyla topladığı Orta Asya ve çevresindeki Mu belgeleriydi. Ve her iki bulgular, inanılmaz şekilde birbirleriyle örtüşmekteydi ...

 

 

Atatürk James Churchward'ın kitaplarından birini incelerken.

 

Atatürk o yıllarda gece gündüz bu konuyla ilgilenmekteydi. Gündüz Türk Dil Kurumu'nun üyeleriyle çalışan Atatütürk bazı geceler yine aynı heyetle akşam yemeğinde buluşmakta ve Türkler'in Mu Uygarlığı ile bağlantılarını gece geç saatlere kcidar sofrada tartışmaktaydı. Bu toplantılarda heyetteki her üyenin teker teker görüşlerini alır ve onları dikkatle dinlerdi.

 

İki ayrı kıtada birbirleriyle tam bir paralellik gösteren son derece önemli belgelere böylelikle ulaşılmış oluyordu ...

 

Özellikle de Tahsin Mayatepek'in kendisine yolladığı metinlerin büyük bir bölümü Türkler'le ilgiliydi. Türkler'in Kültür Kökenleri ile ilgili şimdiye kadar üzerinde hiç durulmayan ve o güne kadar gün ışığına çıkmayan bilgiler içeriyordu. Böylelikle Atatürk, Dünya Tarihi ile ilgili çok önemli gelişmeleri yurdumuzda ilk kez gündeme getirerek, Türkler'in Kültür Kökenleri'nin nerelerde aranması gerektiğini de göstermiş oluyordu ... Bu, Atatürk'ün yaşamı boyunca yurdumuzda gerçekleştirdiği ilklerin sonuncusuydu ...

 

Atatürk yaşamının son diliminde gerçekleştirmiş olduğu bu önemli araştırmasından çıkarttığı sonuçlar hakkında hiç bir açıklama yapmamıştır. Hatta yakın çevresine bile çıkarttığı sonuçlarla ilgili düşüncelerini de anlatmadığını tahmin ediyoruz. Çünkü yakın arkadaşlarından hiç biri daha sonra yayınladıkları anılarında bu konuyla ilgili bilgilere yer vermemişlerdir.

 

Örneğin Tarihçi Cemal Kutay da bu konuyla ilgili; "Atatürk'ün Türklüğün asıl yapısı hakkında kimsenin tahmin edemeyeceği tahminlere kadar uzandığını"söylemekten öteye bir bilgi aktarmamıştır. Bu konuda bir başka yerde de hiç bir kayıt bulunmamaktadır.

 

1935 yılından sonra ilerlemeye başlayan rahatsızlığı ona ne yazık ki fazla bir zaman tanımadı. Bu araştırmasını yarım bırakmak zorunda kalmış da olabilir. Çünkü elde ettiği belgelerin ezoterik bilgilerle kıyaslanması ve çok yönlü bir incelenmeye tutulması gerekiyonıu. Ve bunun içinde zamana ihtiyacı vardı. Bu nedenle araştırma sonuçlarını kendisinin nasıl yorumladığını tam olarak bilemiyoruz. Bilemediğimiz için de kendisinin adına bu konuda bir yorum yapmaktan kendimizi uzak tutuyoruz.

Ancak şunu kesin olarak biliyoruz ki, Atatürk'ün 1932 _ 1935 yılları arasında gerçekleştirmiş olduğu bu araştırmaların sonucunda, Türkler'in kökeninin Mu Uygarlığı'na bağlı olduğunu kesin olarak ortaya çıkartınıştı.

 

 

Tibetli Rahipler tarafından adı açıklanmayan mabetlerde saklı tutulan Mu Naacal Rahipleri'ne ait bilgilerin, sadece çok küçük bir kısmı dış dünyaya açıklanmıştır.Bu bilgilerin bir kısmına ulaşabilen James Churcward bunları tüm dünyaya yazdığı kitaplarıyla duyurmuştur. Tibet'teki bir mabette kendisine verilen bazı haritalarda Mu'dan yapılan göçler de tüm ayrıntılarıyla çizilmişti .. Bu haritalardan Türkler'in Mu kolonilerinden biri olduğu görülmektedir. James Churcward'a Tibetli rahipler tarafından aktarılan bilgiler de bunu teyid etmektedir.

 

 

(Ayrıntılı bilgi için bkz: "TÜRKLER'iN KÜLTÜR KÖKENLERi",

Ergun Candan, Sınır Ötesi Yayınları.)

Atatürk, Anadolu'yu Gelecekteki Vazifesine Hazırlamıştır.

 

Ulu önder Atatürk bizim gözümüzde vazifeli bir şahsiyettir. Özelolarak gelmiş ve çok özel bir vazifesi vardı. Bu çok özel vazifesi, Anadolu'yu gelecekteki vazifesine hazırlamaktı. Bunu layikiyle yapmış ve vazifesini yerine getirmiştir.

 

Ancak üzücü olan şudur ki, kendisinden sonra meydana gelen gelişmeler, Anadolumuzu geriye götürme yönünde siyasi müdahalelerle yüz yüze getirmiş ve halen de getirmeye devam etmektedir.

 

Fakat tüm bu gerici faaliyetlere rağmen, Anadolumuz'un çok önce kararlaştırılmış vazifesini yakın gelecekte yerine getireceğinden en küçük bir kuşku duymuyoruz. Anadolumuzun bu vazifesinin ne olduğunu bilen bilmektedir.

 

Çok önemli inisiyatik bir söz vardır.

Bu çok önemli bir inisiyatik kuraldır.

Ve o kuralda şöyle denir:

"Bilgi sahibi olmadığın konularda konuşma ve her söylediğini bil. Ancak her bildiğini de söyleme."

Biz de bu inisiyatik kuralara uyarak bu konuyu burada noktalıyoruz ...

Kaynak:  ( Gizli Yönleriyle Atatürk - Ergün Candan ) 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !