Dünyanın Utancı : Çocuk Askerler

Dünyanın Utancı : Çocuk AskerlerDünya genelinde çocuk asker sayısının net olarak bilinmemesine rağmen, Çocuk Asker Kullanılmasını Durdurma Koalisyonunun tahminlerine göre Dünyada 300.000 çocuk asker bulunmaktadır En kritik çocuk asker sorunu 100.000’e varan çocuk asker nüfusu, kimi yerlerde 9’a kadar inen yaş ortalamasıyla Afrika’da görülmektedir. Bununla beraber birçok Asya ülkesinde & Latin Amerika’nın bir kısmında & Avrupa ve Ortadoğu’da da çocuk askerler kullanılmaktadır.Çocuk askerlerin çoğunluğu değişik silahlı politik gruplara dahil edilmektedir. Bunlar, hükümete bağlı paramiliter gruplar ve çatışmaların yoğun olarak görüldüğü bölgelerdeki kendini koruma birimleridir. Diğer silahlı gruplar da hükümet karşıtı & etnik inanç temelli, diğer azınlıklar ve küçük gruplar veya hükümetle ve birbirleriyle toprakları ve kaynakları savunmak için savaşan gruplardır.
Bir çok ‘gönüllü’ araştırmaya göre;14-18 yaş arasında bulunan çocuk askerlerin çoğunluğu silahlı çatışmalara dahil olmak için birkaç seçenek görmektedir. Askere katılmanın sebepleri arasında silahlı çatışmadan geri de ailesini bırakarak kurtulma, ekonomik ve sosyal yapıların tahrip olması veya hükümet güçleri veya muhalif gruplar tarafından aile bireylerinin işkenceye maruz bırakılması veya öldürülmesi gibi sebepler yer alıyor. Çocuk yaşta asker olmanın diğer sebepleri arasında yoksulluk ve yeterli çalışma ve eğitim olanaklarının olmaması gelmektedir. Bir çok kızın çocuk yaşta asker olmasının sebepleri arasında ailevi sorunlar, şiddet ve cinsel istismar bulunmaktadır. Kız askerler, sıklıkla tacize, tecavüze maruz kalmakta casus olarak kullanılmakta ve eve geri dönüşlerinde aileleri tarafından damgalanmaktadırlar.

Çocuk Askerlerin Çığlığı:

Kongo Demokratik Cumhuriyeti
‘Yeni olmak, bir çok zor alıştırmayı yapamıyordum. Bu yüzden her sabah dayak yiyordum. Kamptaki iki arkadaşım dayak yüzünden öldüler. Askerler onları yaktılar. Ben hala onları düşünüyorum’
Eski bir çocuk asker. 2002

Sudan
‘SPLA’ya 13 yaşımdayken katıldım. Bahr Al Ghazal’lıyım. Beni 2001 yılında saf dışı bıraktılar ve Rumbek’e getirdiler, fakat ben hiçbir politik dokümanı vermemiştim. Şimdi, buradan hareket edemiyorum. Çünkü ailem hükümet güçlerinin saldırısıyla SPLA’ya katıldığım için öldürüldü. Şimdi niye geri dönüp tekrar SPLA’ya katılmadığımı merak ediyorum, arkadaşlarımın yarısı benden daha iyi görünüyor’
2004

Uganda
‘Kardeşimle beraber yakalandık. LRA bize kardeşlerimizin iyi hizmet veremediklerini söyleyerek bizi onları izlemeye götürdüler. Daha sonra sopalarla öldürene kadar dövdüler. Bunun bize güç vereceğini söylediler. En genç kardeşim 9 yaşındaydı’
13 yaşındaki eski bir çocuk asker

Zimbabwe
‘Yurtta hiçbir görevli yoktu ve bir gece tecavüze uğradık. Adamlar ve gençler karanlıkta yurdumuza girmiş ve bize tecavüz ediyorlardı. Sadece üzerinde birinin olduğunu biliyorsun, hiçbir şekilde kim olduğunu göremiyorsun. Ağladığımız zaman bizi sopalarla dövdüler. Bağırarak bu tecavüzü rapor etmeyeceğimizi söyledik. En gencimiz 11 yaşındaydı ve defalarca tecavüze maruz kaldı.’
19 yaşındaki bir kız

Hındistan
‘Arkadaşıyla beraber gruba katılmak için ormanın dışına kaçtılar. Silahı ilk eline aldığında 14 yaşındaydı. Okula gitmeyi sevdiğini söyledi fakat ailesinin yoksulluğu yüzünden eline silah aldı. Şimdi, silahın yardımıyla kendisine ve ailesine göndereceği yeterli kadar parası var’
16 yaşında bir çocuk asker

Endonezya
‘Biliyorum çalışmak tehlikeli ve ailem benim katılmama engel olmaya çalışıyor. Fakat bir şeyler yapmak istiyordum. Savaşa çağrıldım. Bütün risklere hazırım’
Mart 2004 17 yaşında bir çocuk asker

Burma
‘…diğer eğitilenler, eğer kaçmaya çalışanlar yakalanırsa ellerine ve ayaklarına ağaç dallarıyla vurulurdu. Kaçmalarına engel olmak için defalarca dövülür, sonrada bir yerlere kapatılırlardı.’
13 yaşında hükümet güçlerinden bir çocuk asker. 2003

Irak
‘Mehdi’nin ordusuna Amerikalılarla savaşmak için katıldım. Dün akşam tanka bir roket fırlattım’
Necef’te 12 yaşında bir çocuk

Kolombiya
‘Sana silah veriyorlar ve sen en iyi arkadaşını öldürmek zorunda kalıyorsun. Bunu sana güvenebilmek için yaptırıyorlar. Eğer arkadaşını öldürmezsen, arkadaşının seni öldürmesini istiyorlar. Yapmak zorundasın yoksa sen ölürsün. Bu yüzden kaçtım. Daha fazla dayanamazdım.’
7 yaşında paramiliter bir gruba katılan sokakta yaşayan bir çocuk

Sierra Leone
‘Parmakları kesilen insanlar, 10 yaşında bir kızın tecavüzden sonra öldüğünü ve birçok insanın canlı canlı yakıldığını gördüm. Defalarca içimden ağladım. Çünkü sesli ağlayacak cesareti bulamadım.’
Ocak 1999, 14 yaşında bir kız

Uganda
‘Sana bir mesaj vermek istiyorum. Lütfen dünyaya biz çocukların başına neler geldiğini söylemek için elinden gelenin en iyisini yap. Çünkü diğer çocuklar bu şiddete maruz kalmamalı.’
15 yaşında LRA’dan kaçan bir kız

Çocuk Askerler İçin Sizde bir şeyler Yapabilirsiniz
Uluslararası Af Örgütü Çocuk Askerlerin Kullanılmasını Durdurma Koalisyonuna üyedir. Çocuk asker kullanılmasının önlenmesi için Af Örgütünün çalışmalarına destek verebilir ve çalışmaları hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

Detaylı bilgi için cocuk@amnesty-turkiye.org ile iletişime geçebilirsiniz.


Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : DünyanınUtancı,Çocuk Askerler,Uluslararası Af Örgütü (UAÖ),cocuk@amnesty-turkiye.org

Minikler mart sonuna kadar yuvaya gitmesin..


Önlem Gerektiren  Tablo: Önümüzdeki süreçte daha fazla sayıda genç nüfus hastalanacak

Minikler mart sonuna kadar yuvaya gitmesin

Sağlık Bakanlığı Pandemi İzleme Kurulu Üyesi ve Marmara ÜniversitesiÇocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bakır, domuz gribinin yayılma hızının yüksek olduğunu,mevsimsel gripten farklı olarak toplumun daha büyük kesimini etkilediğini belirterek, “Önümüzdeki süreçte daha fazla sayıda genç nüfus hastalanacak ve bu gerçek, aşılanmayan bir toplumda hastalıktan etkilenecek ve kaybedilecek kişilerin sayısını artıracaktır” dedi.

“Hastalığın yayılmasında en etkili grup çocuklardır” diyen Prof. Dr. Bakır, aşılanmayacak çocuklara yönelik öneriler sundu. Prof. Dr. Bakır’ın dile
getirdiği en dikkat çekici önlem 4 yaş altı çocukların zorunluluk olmaması halinde mart ayı sonuna kadar yuvaya gönderilmemeleri yönünde. Bakır, küçükleri H1N1 gribinin etkilerinden korumaya yönelik önerilerini sıralıyor:

 Çocukları aileleri dışında kimse öpmemeli.
 Çocuklar oyun parklarında diğer çocuklarla ve oyuncaklarla temas etmeleriengellenmeli.
 Çocuklar kalabalık mekânlara götürülmemeli.
 Çocuklara sık sık ellerini yıkamaları, mendil veya dirsek içine hapşırmaları gerektiğiöğretilmeli.
 Evde hasta kardeş veya ebeveyn olması durumunda hasta olan kişiler maske takmalı ve çocukların odaları hastalık geçene dek ayrılmalı.
 2 yaş ve altında olan, kronik hastalığı bulunan çocuklar grip belirtileri başladığında doktor kontrolünde antiviral ilaçlarla tedavi edilmeli.
 Çocuklara zatürree aşısı yapılmalı.
 4 yaşından küçük çocuklar zorunluluk yoksa mart ayı sonuna kadar yuvayagönderilmemeli.

AŞIDA RİSK GRUPLARI:
Domuz gribinin 5 yaş altı çocuklarda ve kronik hastalığı bulunanlarda daha ağır seyrettiğini söyleyen Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Alpay Azap, bu gruptakilerin mutlaka aşı olması gerektiğine dikkat çekti. Hayatını kaybedenlerin büyük bölümünün bu gruba girdiğini belirten Doç. Azap, “Aşı olmamanın alternatifi hastalığı geçirmek, dışarıya çıkmamak, maske takmak, kendine çok dikkat etmek, birtakım bitkiler kullanmak gibi önlemler olabilir. Ama bunlar hastalanma riskini azaltabilir, engellemez. Çünkü şu an dolaşmakta olan virüsün bulaşıcılığı çok fazla ve toplumda buna yönelik hiçbir bağışıklık durumu söz konusu değil. Dolayısıyla aşılanmayan herkes bu hastalığı eninde sonunda geçirecek” dedi.

Alınacak Besinler

Başta C ve B vitamini olmak üzere çinko, selenyum gibi mineralleri almayı ihmal etmeyin.

Domuz gribi için hijyen yeterli değil.

Başta C ve B vitamini olmak üzere çinko, selenyum gibi mineralleri almayı ihmal etmeyin.

SDÜ Tıp Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Gökben Çetin, domuz gribine karşı sadece hijyen tedbirlerinin yeterli olmayacağını, vücut direncine de dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti.

Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı öğretim üyesi, Araştırma Hastaneleri Başhekim Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Gökben Çetin, domuz gribinden korunmada vitaminlerin önemine dikkat çekti. Hastalığa karşı kişisel hijyen tedbirlerinin tek başına yetersiz kalacağını belirten Çetin, şunları söyledi: "Viral üst solunum yolları enfeksiyonları başta olmak üzere her türlü enfeksiyona açık olduğumuz kış mevsiminin başlaması, bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için
daha fazla vitamin almamız gereken dönemin de başlangıcı olarak düşünülmelidir. Özellikle C vitamini başta olmak üzere B kompleks vitaminler ile yine antioksidan etkileri nedeniyle bağışıklık sistemini destekleyen "Eser Element" dediğimiz çinko, selenyum gibi minerallerin alınımına dikkat edilmesi hem içinde bulunduğumuz mevsim hem de H1N1pandemisinden kendimizi korumak için oldukça önemlidir" dedi.

Domuz gribinden korunmada hijyenin yanında bağışıklık sistemini destekleyen gıda tüketimine de dikkat edilmesi gerektiğini belirten Çetin, "Başta C vitamini olmak üzere B kompleks vitaminler, antioksidan özelliği olan A, D, E vitaminleri ve çinko, selenyum gibi eser elementlerin tüketimine özen göstermek sadece H1N1 değil, viral üst solunum yolu enfeksiyonları başta olmak üzere pek çok enfeksiyona karşı savunma sistemimiz güçlendirmeleri için de önemlidir. Antioksidanlarla güçlendirilmiş gıda tüketimi enfeksiyonlardan korunma yanında, yaşlanma etkilerinin geciktirilmesinden saç dökülmesinin önlenmesine,
hatta kanserden korunmaya kadar pek çok alanda yaşam kalitesini arttırmada yardımcıdır"diye konuştu.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : domuz gribi önlemleri,Sağlık Bakanlığı Pandemi İzleme Kurulu

Kristaller ve Çocuklar



Birleşmiş Milletlerin yapmış olduğu sayıma göre dünya nüfusunun 2 milyar 800 milyonunu 0 – 18 yaş grubu çocuklar oluşturuyor. Her dakika da 247 bebek dünyaya geliyor. 1 milyar 100 bin sayıda 4 – 8 yaş arası çocuk sağlıklı bir ev ortamından uzakta yaşıyor. Dünyadaki bütün çocuklara ulaşma imkanınız olamasa da kendi çocuklarınıza, kardeşlerinize, yeğenlerinize veya size yakın diğer çocuklara bu dünyanın aslında çok güzel ve yaşamanın ne kadar muhteşem olduğunu anlatabilirsiniz. Kristalleri kullanarak çocukların yaşam alanlarını temizleyerek, onlara kolaylıklar sunabilirsiniz. İnanın hepsi birer melek ve bunu yapmanızı gerçekten hakediyorlar.

Bir bebek, anne karnına düştüğü anda anne aracılığıyla hissetmeye başlıyor. Anne ve bebek arasında kurulan bağ, doğumda bir nefesle pekiştiriliyor. O ilk an, doğum ne kadar zorlu geçse de, her annenin yüzüne anlatırken masumiyeti, ışığı, merhameti ve saf sevgiyi getiriyor. Bunlar; Unutulmayan ve yıllar geçse de eskimeyen, hatıra da canlı kalan, anlatılırken tekrar tekrar yaşanan anlardır.

Anne ve baba olmanın sorumluluğu, bildiklerini çocuğa aktarmaktan geçer. Kendi tavırlarınız, tutumlarınız ve yaşayış biçiminizle onlara örnek oluyorsunuz. Genetik olarak ebeveynlerin devamı da olsa çocuğun anne ve babadan ayrı bir birey olduğu gerçeği asla unutulmamalıdır. Bir birey olduğu ve kendi kararlarını gene kendisinin alması gerekliliğini ona küçük yaşta öğretilerek ve çocuğun da her konu da usuleten de olsa fikri alınarak özgüvenini sağlamlaştırırsınız.



Anne ve baba ne kadar sağlıklı olursa, farkındalık düzeyi yüksek ve güçlü kişiliklere sahip olursa çocuklarda en az onlar kadar güçlü olur. Ortak yaşam alanınız olan evlerinizde sizin enerjilerinizden çocuklarınız etkilenir. Bir sünger gibi enerjinizi emerler. Onlar, dünyaya meleksi enerjilerle gelirler ve sizi güçlendirirler. Sizi olumsuz yönde etkileyen enerjileri, kendi üzerlerine almak onların tabiatlarında vardır. Hastalıkların birçoğu böyle huzursuz ev ortamlarından kaynaklanır. Saf çocuk neşesini bırakan ve sık sık hastalanan çocuklar üzerin-de bilin ki fazladan olumsuz enerji vardır. Bu sebeple çocuklar, hem beraberlerinde taşımış oldukları karmalarından hem de her nefeslerinde maruz kaldıkları yıkıcı enerjilerden arındı-rılmalıdırlar. Sizin kendinizde ve çocuklarınızda meydana getirecebileceğiniz değişiklikler, gelecek nesillerinize de yansıyacaktır. Farkındalık seviyeniz artarken kendinizle beraber ço-cuklarınızı da yükseltmelisiniz ya da onların yüksek seviyesini koruyabilmelisiniz.

Aynı zamanda, hepinizin bildiği gibi çocuklar kendilerinden büyükleri örnek alırlar. Onların davranışlarını, konuşmalarını kopyalarlar. Halbuki çocuklara kendi gibi olmaları gerektiği öğretilmelidir. Kendi sezgilerine ve zekalarına güvenmeleri ve bunu keşfetmeleri için desteklenmelidirler.

Kristaller de çocuklar gibi meleksi enerjiler taşırlar. Bu sebeple kristaller çocuklarla mutlaka tanıştırılmalıdır. Bebeklikten itibaren çocukların enerji alanlarını destekleyicidirler. Enerji bedenlerinde bulunan çakralar üzerinden çalışırlar. Düşük frekanslı enerjiyi yükseltirler. Aurası temizlenen çocukların, zihinsel ve fiziksel bedenleri de dengeli bir şekilde gelişir. Zeka seviyleleri artarken sezgilerini geride bırakmazlar. İçlerindeki sesi takip ederek kendi ideallerine ulaşmayı erken yaşta kavrarlar. Kristalleri çocuklar üzerinde kullandığınızda göreceksiniz ki olumlu yönde gelişen hızlı ve etkili sonuçlar alırsınız. Çocuk enerjisi, saflığını büyüdükçe olumsuz şartlarda geride bırakır. Fakat geri kazanmakta bu evre de bir o kadar kolaydır. Kristaller gerekli cesareti hem ebeveyne hemde çocuklara verirler. Korkmadan ve korku üretmeden, neyi nasıl düşüneceğini bilen çocuk ilerde tek başına kaldığında da kendi sorumluluğunu rahatça alacaktır. Anne ve baba, çocuğu bu yönde sevgiden mahrum bırakmadan, sevgisizlikle cezalandırmadan yetiştirmelidir.

Kristaller, çocukların enerji alanlarını dışardan gelmesi muhtemel düşük enerjilerden de koruyacaktır. Çocukların enerji alanları, kristallerin enerjileriyle desteklendiğinde hem çocukların zarar gören psikolojisi düzelir hemde kendi özlerindeki gücü kavrarlar. Doğanın insanoğluna hizmet ettiğini unutmamak gerekir. Kristallerle beraber çocuklarınız için saf ve taze enerjiler içeren alanlar oluşturabilirsiniz. Bu tazelik aynı zamanda ebeveynler için de gereklidir. Siz de arınarak sevginizi koşulsuz iletirseniz çocuk sevilip sevilmediğini sorgula-mayacaktır. Sevildiğini hissederek, sevgiyi özünde kavrayarak bilecektir. Bu defa sonradan gelen kardeş ile sevgi bölünmeleri yaşayacağına, kendi sevgisini paylaştığı gibi anne ve babasının sevgisini de paylaşacaktır. Çünkü çocuk bilecektir ki evrende yaşayan her canlı çok ama çok kıymetlidir ve özenle sevilmelidir.

Kristalleri kullanarak ebeveynler de kristalleşmelidir. Kristalleşen ebeveynler özgürdür ve o ölçüde yaşamın her anından keyif alırlar. Her anın ne kadar kıymetli olduğunu unutmadan, hakkını vererek, bilinçli olarak yaşam enerjisiyle dolarak ve bunu yaşayarak, çocuklarınıza da yaşatarak öğretebilirsiniz. Özgürce, boğmadan ve bunaltmadan, karşılık beklemeden verilen her sevgi zerresi size katlanarak geri dönecektir. Çocuklar; hem kendi geleceklerine hem de dünya gezegenine olumlu katkıda bulunabilmeleri yani bu gezegeni geliştirebilmeleri için özenle yetiştirilmelidirler. Aynı zamanda onların da sizi yetiştirmesine izin vermelisiniz. Unutmayın; ortak paylaşımlar yaparsanız, enerji alışverişlerinizi genişletirseniz ,ancak sevgi mührünüzü basabilirsiniz. Ve inanın onların saf, temiz hallerinde ve neşelerinde evrenin gizli yasaları saklıdır.

Meryem Ebru Sezen

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Kristaller ve Çocuklar, kristal, saf enerji, kristal çocuklar, kristal tedavi gücü

Çocuk Epilepsisi Nedenleri



12 Eylül sabahı 10 yaşındaki oğlum yatağından kalktıktan 10 dakika
sonra lavabo'nun önünde kriz geçirdi. Yerde vucudu kaskatı iken
titremelerle  birlikte, göz bebekleri kayboldu, nefes zorluğu, ağızda
köpürmeler. Hemen acile kaldırıldı. Yapılan tastlerden sonra konulan teşhis
sara (epilepsi) idi. İlaç tedavisine başlandı. Daha şoku üzerimizden
atamadan 9 gün sonra 21 Eylül sabahı 07:00 de oğlum  benim yanımda yatakta
iken yine kriz geçirdi. İlk müdehaleyi  yaptıktan sonra bu sefer Fakülteye
gittik. Orada da yeniden tetkikler yapıldı. Teşhis  aynı idi. Bizdeki
belirtilere göre 8-14 yaşındaki çocuklarda görülebilen bir sara çeşidi imiş.
Kullanılan ilaç 20-21 gün sonra beyne ulaştığı için, beyin henüz ilaçtan
fayda görmeye başlamamış idi.

Araştırmalarımıza göre ve bu konuda en iyisi olduğunu öğrendiğimiz
Fakültedeki profesör'den ( Mehmet Okan) randevu almıştık. Dün  yapılan
görüşme ve muayeneden sonra hocanın bize (sizlere de) dikkat etmemiz
gereken konular şunlar idi.

Epilepsi'yi tetikleyen unsurlar 50 Hertz TV' ve Monitörlerdeki resim
kaymalarını çocuk beyni daha kolay algılayayıp, beyin, istem dışı bu
atlamaları takip ettiği için yoruluyormuş. Yorulan beyin daha sonra bir
boşalma isteğiyle vucuda nöbet geçirtiyormuş. Bu nedenle mümkünse 50 Hertz
üzerindeki cihaz kullanımı. (Avrupa'da 60 Hertz altında TV  üretilmesi
yasaklanmış.)
Oğlum bu yaz hemen hemen her gün saatlerce playstation ve yanındaki Bilg50
hertz  olan  TV'de playstation ve bilgisayar'da oyun oynadı. Bir çok
arkadaşımın çocuğu, yeğeni de aynı durumda olduğu için bu maili
hazırlayarak uyarmak istedim.

Tetiklemeyi yapan diğer bir unsur *'kafein' yani Kola*. Profesör  çocukların
beyni için kolanın çok zararlı olduğunu belirtti. Kafeinli içeceklerden
özellikle kola ve enerji içeceklerinden çocukları uzak tutun  dedi.

Tetiklemeyi yapan bir diğer unsur da yanıp sönen ışıklar, yani disko
ışıkları. Bu ışıkları evde karanlıkta veya loş ışıkta  izlenilen Tv  veya
bilgisayar oyunları oluşturuyor. Tv' yi en az 3 metre ve  aydınlık ortamda
izlenmesini ve özellikle söyledi hoca. Bilgisayarı ise günde en fazla 20
dakika ile sınırladı.

Son nöbetten sonra en az 2 yıl sürekli (kontrollü) ilaç kullanımı ile
sorunun epeyce giderilebileceğ ini ve 14 yaşından sonra %96 oranında bir daha
nöbet geçirilmeyeceğ ini belirtti.

*
Ars. Gör. Onur Girisgin
Uludag Universitesi Veteriner Fakültesi
Parazitoloji Anabilim Dali* 

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Çocuk Epilepsisi Nedenleri , 50 herzt tv, kola, playstaıtıon, elektrik boşalması

Okuldan Korkan Çocuklar

Okulların açılma zamanı geldiğinde, okula yeni başlayacak çocukları olan her anne ve baba ilkokul sıralarında karşılaştığı korku ve heyecan karışımı duyguyu hatırlayarak o dönemi adeta yeniden yaşamaktadır.

Ev ortamı gibi rahat bir hayattan, kurallarla dolu okul hayatına adım atmaya hazırlanmak, her çocuk için problem teşkil etmektedir. Farklı elbiseler, yeni arkadaşalar, çeşit çeşit defterler, rengarenk kalemler, türlü oyunlar çocuklar için yeni bir dünyaya adım atmak anlamına gelmektedir.

Çocuklarından önce ebevyenlerinin bu duruma hazır olmaları gerekmektedir. Zira çocukların bu dönemde karşılaşabilecekleri problemleri önceden kestirmek ve bilinçli bir şekilde onlarla başedebilmenin yollarını aramak önemlidir.

Okul korkusu nedir?
Okul korkusu, okul çağı içindeki çocuğun okula gitme ile ilgili direnmesi arkadaşlarını kabul etmemesi ve ağlamak gibi tepkiler geliştirmesidir. Okul korkusu, kızlar ve erkeklerde eşit oranlarda görülmektedir. Bu korku, çocuğun eğitim alacağı ortama uyum sağlamasını engellemektedir. Çocuklar için korku, yaşama adabte olabilmenin , kaygı veren durumlarla başdebilmenin yöntemlerinden biridir. Okul korkusu, hızlı ele alınıp gerekli müdahaleler yapıldığı takdirde çabuk atılabilmektedir.

Her yeni durumun uyum sorunu yaşatıyor olması normaldir. Anneden ayrılık deneyimini ilk defa anaokulu döneminde yaşayan çocuklar bu dönemde okulun içine girmeye ikna olmakta zorlanırlar ve tedirgin olurlar. Normal gelişim gösteren bir çocukta bu durum kabul edilebilir ancak sorun okula başlamakla ilgili değildir. Anne ve çocuk arasındaki bağımlı ilişkide; annenin çocuğun bireyselleşmesine izin vermemesi, bir bakıma annenin de çocuğa bağımlı olması, ev içinde baskılı-kaygılı ortamların olması, yeni bir kardeşin gelmesi, çocuğun bu süreci henüz anlayamamış olması, anne ve babanın çok kaygılı kişiler olmaları, aile içinde bir yakının kaybı ve hastalıklar gibi bir çok faktörde etkili olabilmektedir. Çocuğun okula başlamadan önceki dönemde arkadaş deneyimlerinin niteliği, duygularını ve düşüncelerini anlatmada desteklenmiş olması bu dönemdeki zorlukları atlatmada önemli deneyimler oluşturmaktadır.

Bağımlı, ilişki kuramayan, arkadaşları ile oyunu reddeden, anne ile ilişkisi sağlıklı organize edilememiş bir çocuğun okula başlarken sorun yaşaması beklenilebilmektedir. Bu çocuklarda ilgi ve enerji kaybı, sinirlilik, içe kapanık olma durumu, nedensiz ağlama, baş ve karın ağrılarından yakınma gözlemlenebilmektedir.

Okula karşı negatif duygular beslememeleri için çocuklara, okul ile ilgili gerçekçi bilgiler verilmelidir. Okula başlama dönemi öncesinde anne çocuğu farklı arkadaşlıklar kurması için cesaretlendirebilirayrıca çocuğun güven duyabileceği başka aile bireyleri kendi okul deneyimlerini çocuğa aktarabilirler. Okulun öğrenme eyleminin dışında çocuğa keyifli gelebilecek yönlerininde anlatılması faydalı olabilir. Çocuk psikolojisiyle ilgilenen uzmanlar olarak, anne-babalara genel olarak , çocuğun bireysel becerilerini geliştirmesini, kendi başına giyinip soyunabilmesini, yardımsız yemek yeme gibi becerileri kazanmış olmasını öneriyoruz. Ayrıca her anne-baba, çocuğunu her dönemde etkin bir şekilde dinlemeli ve kaygılarının olabileceğini kabul etmelidir.

Bu korkuya yakalanan çocuğa aileler ne yapmalı?
Çocuğun okula gitme ile ilgili bütün kaygıları dinlenmeli, okul ile ilgili duygu ve düşünceleri anlamaya çalışılmalıdır. Okul korkusunun çocuktan olduğu kadar okul ve öğretmen tutumlarından da kaynaklanabileceği, unutulmaması gerekir. Okula gitme ile ilgili aile bireyleri ortak tutum içinde olmalı ve çocuğun okula gitmemesine izin verilmemelidir.

Her anne ve baba çocuğuna kaygılarını anladığını, bu kaygıların zamanla geçeceğini ve okulda öğrendiklerinin kendileri içinde önemli olduğunu vurgulamalıdır. Ayrıca uzun vedalaşmalardan, kişisel kaygıların yansıtılmasından kaçınılmalıdır. Ev içinde de çocuğun anne babaya bağımlı olması azaltılmaya çalışılmalı, kendi başına bulduğu uğraşlar konusunda destek olunmalı, tek başına da oynayabileceği oyuncaklar ve oyunlar alınmalıdır. Ebeveynler, okullar başlamadan önce okul alışverişini çocuk ile birlikte yapmalıdır. Anne-baba dikkatli olmalı ve bu dönem içinde olabilecek bütün sorunlardan yayınlar vasıtası ile haberdar olmalıdır. Çünkü problemi çabuk fark etmek ve doğru müdahale etmek çözümüde çabuk getirmektedir.

Öğretmen ne yapmalı?
Bu dönemde öğretmenlerin duyarlı olması gerekmektedir. Öğretileni yapamıyor olmasının çocukta kaygı uyandıracağı unutulmamalı ve öncelikli olarak öğretmen kaygısı taşınmamalıdır. Önce çocuğun sıkıntısının ne olduğu sorulmalı ve bu konuda yardım edebileceği anlatıolmalıdır. Katı tutum, bu sorunları artırmaktadır. Öğretmen, çocuğa okula gelmesi gerektiğini ve onun öğrenmesiniönemsediğini anlatmalıdır.

Okul korkusu, anaokuluna başlanan 3-5 yaş döneminde yoğun yaşanabilmektedir. İlkokul başlangıç, yine bu korkunun görüldüğü ikinci dönemdir. Daha yüksek sınıflarda 12-14 yaş döneminde de ortaya çıkabilmektedir.

Bu dönemde çocuğun bireysel gelişimine de önem verilir. Anne-çocuk ilişkisi doğru organize edilirse tekrar ortaya çıkmayabilir. Ancak çocuğun eve bağımlılığı desteklenir, okula gitmeme ile ilgili istekleri desteklenilirse tekrar bu sorunlar yaşanabilmektedir.

Anaokulunda ilk gün stresi nasıl atlatılır?
Her okula başlayan çocuk aynı tepkiyi göstermez. Anaokuluna başlayan çocukların zaman ve uzaklık kavramı tam oturmadığı için ilk kaygıları bu yönde olur.

- Evimize ne kadar uzaklıktayım?
- Annem beni alacakmı?
- Bu çocukları tanımıyorum.
- İhtiyaçlarımı kime söyleyeceğim, yardım ederler mi?
- Ev kuralsız bir yerdi, herşeyi kuralla yapacak olmak sıkıcı.

Çocuk, bu soruların cevaplarını yaşayarak öğreneceği için kaygılarıda yüksek olmaktedır. İlk gün okulda 1-2 saat kalmak, annenin onu ne zaman alacagını saat üzerinden göstermesi, öğretmenle tanıştırıp, nasıl yardımlar isteyeceğini anlatması çıkacak sorunları azaltabilmektedir. İlk bir kaç gün çocuğun görebileceği bir yerde oturup oradan ayrılmamak da yararlı olabilmektedir.

Adaptasyon süreci
Daha önce okula gitmemiş bir çocuk için 10 günü aşan ve hiç azalmayan uyum sorunları varsa anaokuluna gitme durdurulmalıdır. Çünkü çocuk okula gitmek için henüz hazır değildir. Daha önce anaokuluna gitmiş çocuklarda uzun tatil sonrasında okula dönüş güç olabilir ama okul tanıdıkları bir yer olduğu için, burada yaşanan kaygı daha kısa sürede atlatılabilmektedir. Taviz vermeden eski düzeni içinde çocuğun anaokuluna gidip gelmesi sağlanmalı ve çocuğun evde kalmasına izin verilmemelidir.

Çocuğa ilgisiz olmak yada aşırı derecede ilgi göstermek çocuğun duygusal ve bilişsel gelişimini geciktirmekle birlikte öğrenme ve uyum sorunlarını yaşamasını kaçınılmaz kılmaktadır.

Ödev sorumluluğu kazandırılmalı
Her anne baba çocuklarının ödevleri ile ilgilenmelidir. Çünkü onların sorunlarına yardımcı olmak, beraber sorunların üstesinden gelmek çocukların hoşlarına gitmektedir.

Ödevlerinde anlamadıkları yerlerde yardım isteyebilecekleri söylenmeli, yol gösteren kişi olunmalıdır. Okula başlanılan ilk birkaç hafta, okuldan evde yapılması için herhangi bir ödev verilip verilmediği sorulmalıdır. Ancak ödevi yapması için ısrarcı olunmamalıdır. Yapmadan gittiği takdirde öğretmenine nedenlerini kendisi anlatmalıdır. Çocuk okuldan geldiği ilk 2 saat içinde ödevlerini tamamlamalıdır.

ÇOCUKLARINI OKULA HAZIRLAMADA AİLELERİN YAPABİLECEKLERİ?
• Çocuklarınızın gelişimini anlamak için onları dikkatli gözlemleyin. Tanımaya, anlamaya çalışın. Bilginizi arttırmak için çeşitli kaynaklar okuyun. Okula başlangıç ile ilgili anaokulu öğretmeninizin görüşünü de alın. Yeterli olmadığnı düşündüğünüz alanlarda desteklenmesini sağlayın. Yaşıtlarından geride olduğunu düşündüğnüz becerilerinin değerlendirilmesi için bir uznanın görüşlerini alın.
• İlk yıllardan itibaren her akşam kitap okumak sadece okumaya ilgisini değil dil gelişimini anlamasını da güçlendirecektir.
• Özbakım becerilerinin zamanında kazanılmış olması okul yallarında ait olan önemli bir sorumluluğun yani ödev yapma bilincinin gelişmesie de yardımcı olacaktır. Yemeğini yemek için destek bekleyen, anne ve babası ile yatan, tuvalet temizliğini yerine getiremeyen, odasını toplayamayı öğrenememiş bir çocuk ödevlerini de yapmak konusunda istekli olmayacaktır.
• Okul seçimi anne ve babaların istekleri doğrultusunda gerçekleşmekle birlikte çocuğunuzun becerilerinin de göz önünde bulundurularak yapılması gerekir. Çocuğun gideceği okul ve eğitim hayatı ile ilgili bilgisinin olması onu rahatlatacaktır.
• Okul için gerekli alışveriş ve odasının çalışma ihtiyacına göre tekrar düzenlenmesini birlikte yapın. Yaşamındaki yeni dönemin heyecanı olduğu kadar sorumluluklarını da birlikte paylaşın.
• Öğrenme sadece okulda gerçeklişmez. Kavram becerilerinin öğrenilmesi ve pekiştirilmesi günlük hayat içerisindeki deneyimlerle gerçekleşmektedir. Zaman zaman çocuğunuzun bilgisini ortaya çıkaracak basit sorular sorun. Onunda soru sorması için teşvik edin.
• Okul dışındaki sosyal aktivitelerde kendi yaşıtlarından sınırlı sayıda arkadaşı bulunurken bir anda sınıf ortamında birçok yaşıtı olacaktır. Aralarındaki farklılıkları, daha iyi veya yetersiz olduğu yönlerini gözlem ve deneyimlerle öğrenecektir. Bu durum sadece sosyal olgunluğunun değil duygusal olgunluğunun gelişmesi için de önemli bir deneyimdir.
• Başladığı işi bitirmek, sırasını beklemek, söz kesmemek, isteklerini erteleyebilmek, oyunların kurallarına uymak, ebeveynler tarafından dikkatle izlenmeli ve gelişmesi için desteklenmelidir.

İLKOKULA BAŞLAMANIN TEMEL ÖLÇÜLERİ NELERDİR?
• Okul öncesi eğitimi almış çocukların becerilerini geliştirmekte daha istekli olduğu gözlenir.
• Masa başında oturma, yönergeleri dinleme ve doğru uygulama, başladığı işi bitirmekte çoğunlukla başarılıdırlar.
• Göz-el koordinasyonları gelişmiştir. Makas kullanma, kalem ile harf, sayı ve şekli kopya etmekte beklenen olgunluğa sahiptirler.
• Duygu ve düşüncelerini ifade etmekte isteklidirler. Sorulara cevap verebilirler.
• Ezbere sayı sayma ve sayı-kavram ilişkisini oluşturmayı anlamışlardır. Artma, eksilmenin toplama ve çıkarmanın temelini oluşturduğunu fark ederler.
• Renkler, temel kavramları bilirler.
• Günlük olayları dün/bugün/yarın kavramlarının içerisinde doğru olarak hatırlar ve ifade edebilirler. Hikayeleri doğru sıra ile anlatabilirler. Dil gelişimleri yaşıtları ile paraleldir.
• Özbakım becerilerini kazanmış ve bunları yardımsız yerine getirmekte isteklidirler. Sorumluluk alabilirler ve davranışlarının sonuçlarından haberdardırlar.
• Akranları ile ilişkilerinde sorunlarını kendileri çözerler. Duygularını kontrol edebilir ve kabul edilir şekilde ifade ederler.
• Grup oyunlarına katılmak, oyuna kabul edilmiş, oyunun kurallarına ve haklara saygılı olmakta isteklidirler.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Okuldan Korkan Çocuklar, Çocuğum okuldan Korkuyor, okul korkusu, ilkokul fobisi

2007 yilinin en iyi egitim videosu secilmis..!

ÇOCUKLARINIZ SİZİN KOPYANIZDIR.

UNUTMAYINIZ.

HER AN TAKİPTESİNİZ..

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : ÇOCUKLARINIZ SİZİN KOPYANIZDIR, 2007 yilinin en iyi egitim videosu secilmis, eğitici video

Bebeklerin Ritm Duygusu Çok Güçlü..!



{#emotions_dlg.cheesy}
Bebeklerin doğdukları andan itibaren güçlü bir ritm duygusuna sahip oldukları belirlendi. Bilim adamları, erken yaşlarda bebeklere müzik dinletmenin müzik yeteneklerinin gelişmesinin yanı sıra konuşmayı öğrenmelerine de yardımcı olacağını belirttiler.

Macar bilim adamlarının 1-2 günlük 100’ün üzerinde bebek üzerinde yaptıkları araştırmada, uyurken bebeklere müzik dinletildi ve bu esnada beyin faaliyetleri incelendi. Araştırmacılar, bebeklerin beyinlerinin tempo, ton ve melodideki değişimleri hesapladıkları belirlendi. Örneğin, bir ritimdeki bir vuruş eksik çalınırsa bebeğin beyni bu değişimi algılıyor. Bunun yanı sıra kadın ve erkek sesleri arasındakine benzer bir perde değişimi de bebeğin beyninde reaksiyona yol açıyor.

Macar Bilimler Akademisi’nin çalışması, beynin müziği ve diğer sesleri algılayışı üzerine yapılan 3 yıllık bir Avrupa projesinin parçası.

Projenin koordinatörlüğünü yapan Plymouth üniversitesinden Dr. Susan Denham, “Burada en önemlisi bekli de, bebeklerin beyinlerinin vuruşlar, perdeler ve basit melodik kalıpları kaydetmesi değil, aynı zamanda bunu az ya da çok otomatik olarak yapması” dedi.

Bilim adamları, bebeklerin konuşma ve yürümeleri zaman alırken doğuştan ritm duygusuna sahip olmalarından hareketle, çok erken yaşlarda bebeklere müzik dinletmenin müzik yeteneklerinin gelişmesinin yanı sıra konuşmayı öğrenmelerine de yardımcı olacağını belirttiler.

Dr. Denham, müziğin konuşmanın ritm ve mahiyetini yansıttığını belirterek, “Eğer müzik dinliyorsanız, muhtemelen konuşma ritmine de daha hassas olursunuz” dedi.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Bebeklerin Ritm Duygusu Çok Güçlü, vuruşlar, perdeler ve basit melodik kalıpları , Macar Bilimler Akademisi’nin ça

IQ ve EQ arasındaki farklar nelerdir?

IQ ve EQ arasındaki farklar nelerdir?
IQ daha çok kişinin zeka katsayısını vermekte ve zeka fonksiyonlarını değerlendirmektedir. EQ ise kişinin duygusal sentez , tespit ve fonksiyonlarını bize bildirmektedir.

IQ (intelligence quotient) kısaca zeka katsayısı, EQ (emotional quotient) duygusal katsayı olarak değerlendirilmektedir. Yıllardır insanın işlevselliğinin ve başarısının IQ ile doğru orantılı olduğu bilinmekteydi. Son zamanlarda artık duygusal zeka yani EQ nun da başarıda önemli rolü olduğu düşünülmektedir. IQ daha çok kişinin zeka katsayısını vermekte ve zeka fonksiyonlarını değerlendirmektedir. EQ ise kişinin duygusal sentez , tespit ve fonksiyonlarını bize bildirmektedir.

IQ Başarıda yeterli midir?

IQ bazı işlerde başarıda yeterlidir. Örneğin zeka katsayısı iyi olan bir kişi iyi bir fizikçi olabilir ve hatta bir çok buluşa imza atabilir. Kişinin seçeceği mesleğe göre IQ ve EQ katsayıları önem kazanmaktadır. Buna paralel olarak eğer insanlarla iç içe olan bir meslek ile uğraşmak ve başarılı olmak istiyor iseniz o zaman başarılı olmanız için IQ yetmeyecektir aynı zamanda iyi bir EQ katsayısına da sahip olmak zorundasınız. Örneğin bir şirkette ideal bir yönetici olmak için EQ katsayısınında yeterli seviyede olması gerekir.

EQ da cinsiyet ayrımı var mıdır?

EQ da cinsiyet şu ana kadar ki bilinenler itibariyle yoktur. EQ nun yüksek olması demek duygusal olmak demek değildir. Bayanların daha duygusal olduğu bilinir. Bu EQ larının da yüksek olduğu anlamına gelmez. EQ ; karşısındaki insanın duygularını hesaba katabilme, duygulara yön verebilme, duyguları anlayabilme ve ifade edebilme, günlük hayat akışı içerisinde kendisinin ve etrafındaki kişilerin duygularını hesaba katarak kararlar alma, iyi bir iletişim ve etkileşim becerisi olarak özetleyebiliriz.

EQ nasıl artırılır ?

EQ nun artırılması elbette ki doğuştan gelen yeteneklere bağlıdır. Yani doğuştan gelen zemin müsait ise o zaman çok kolay bir şekilde EQ artırılabilecektir. Özellikle aile ortamı ve anne babanın kişilik özellikleri de EQ gelişiminde önemlidir. Anne babanın duygu ifadesi, aile içerisindeki iletişim becerileri , anne babanın empati yeteneği, kelime hazinesi ve bu kelimelerdeki duygusal nitelik, anne babanın çocuğu yanında olayları değerlendirme ve duygusal tepki şekli duygusal zekada önemli role sahiptir.

IQ ve EQ arasında kardeşler arası fark var mıdır?

Bu konuda kardeşler arası fark değerlendirildiğinde şunlar söylenebilir. EQ da doğuştan gelen özellikler önemli bir yere sahiptir yani bir çocuğun duygusal zekası doğuştan iyi ise onun ilk veya son çocuk olması önemli değildir. Ama küçük kardeşler büyüklere göre bu konuda daha avantajlıdır diyebiliriz. Bunun nedeni ise küçük kardeşlerin büyüklere göre daha çok iletişim ve etkileşim şansına sahip olmalarıdır.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : IQ ve EQ arasındaki farklar nelerdir, (intelligence quotient) kısaca zeka katsayısı, emotional quotient) duygusal katsay

Zeka için çocuklara tv yasağı geldi!

Zeka için çocuklara tv yasağı geldi

Fransa'da radikal karar: 3 yaşın altındaki çocukların tv seyretmesi yasaklandı.

Fransa’da üç yaşın altındaki çocukların televizyon izlemesi yasaklandı. Yasaklama sadece yetişkinlere yönelik programları değil, Baby TV, Babyfirst TV gibi bebeklere yönelik televizyon kanallarında yayımlanan programları da içeriyor.

Fransa Medya Yüksek Konseyinden yetkililer, yaptıkları açıklamada, üç yaşın altındaki çocukların televizyonun zararlı etkilerinden korunması gerektiğini ve onları korumak için böyle bir yasa çıkarıldığını açıkladı. Bu kanalların sadece kablolu yayından yayımlanması gerektiğini söyleyen Fransa Kültür Bakanı Christine Albanel bebeklere yönelik kanalların çocuklardaki olumsuz etkisinden söz edip, bu kanalların çocuklar için büyük tehlike oluşturduğunu, farkettirmeden kendilerini saatlerce izlettirdiklerini açıkladı. Yetkililer, televizyonun üç yaşın altındaki çocukların zekâ gelişimini olumsuz etkilediğini düşünüyor.
Siritiyor
Her şey için çok geç..!
Cern' de deney yapıyor o çocuklar şimdi..!
Dil

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Fransa'da radikal karar, cern, Fransa Kültür Bakanı Christine Albanel , bebeklere yönelik kanalların çocuklardaki olumsu

Web Analytics