CİNSEL BİRLEŞME ÇEŞİTLERİ



Erkekler lingamlarının büyüklüğüne göre üç sınıfa ayrılır: Tavşan erkek, boğa erkek, at erkek.

Kadınlar da yenilerinin derinliklerine göre üçe ayrılırlar: Geyik, kısrak, fil.

Büyüklükleri birbirine uyan kişiler arasında üç eşit birleşme vardır. Büyüklüklerin uymadığı altı eşit olmayan birleşme vardır. Tablonun gösterdiği gibi toplam dokuz çeşit birleşme vardır.

Bu eşitsiz birleşmelerde erkeğinkinin büyüklüğü kadınınkini aşarsa, erkeğin, kendisininkine yakın derinlikteki kadınla birleşmesine şiddetli birleşme denir; şiddetli birleşme iki çeşittir. Erkeğinkinin büyüklüğü kadınınkinin derinliğinden çok fazlaysa buna en şiddetli birleşme denir ve bu yalnızca bir çeşittir.

Öte yandan, yoninin derinliği lingamın büyüklüğünden fazlaysa, kadının, kendisininkine yakın büyüklükteki erkekle birleşmesine zayıf birleşme denir; zayıf birleşme iki çeşittir. Yoninin derinliği lingamın büyüklüğünden çok fazlaysa buna en zayıf birleşme denir ve bu yalnızca bir çeşittir.

Başka bir deyişle, at ve kısrak, boğa ve geyik şiddetli birleşmeyi oluştururken at ve geyik en şiddetli birleşmeyi oluştururlar. Kadın açısından fil ve boğa, kısrak ve tavşan zayıf birleşmeleri oluştururken, fil ve tavşan en zayıf birleşmeyi oluştururlar.

Büyüklüklere göre dokuz çeşit birleşme vardır. Bunların arasından eşit birleşmeler en iyileridir, aşırı uçtaki-ler yani en şiddetli ve en zayıf olanlar en kötü birleşmelerdir, geri kalanların şiddetlisi (Şiddetli birleşmelerin zayıf birleşmelerden iyi olduğu söylenir. Zayıf birleşmede kadının tatmin olması çok güçken, şiddetli birleşmede erkek kadını incitmeksizin kendi tutkusunu tatmin edebilir) zayıfından iyi olmak üzere orta derecededirler.

Tutku veya cinsel arzunun gücüne göre de dokuz çeşit birleşme vardır. Cinsel birleşme sırasındaki arzusu fazla olmayan, menisi yetersiz olan ve kadının sıcak kucaklamalarına dayanamayan bir erkeğe az tutkulu bir erkek denir.

Bu davranıştan farklılık gösteren kişilere orta derece tutkulu erkek denirken, yoğun tutkulu olanlar arzu doludur.

Aynı şekilde, kadınların da yukarıda belirtilen üç duygu derecesine sahip olduğu farz edilir.

Son olarak zaman açısından üç değişik erkek ve kadın vardır: Kısa zamanlı, orta zamanlı ve uzun zamanlı. Yukarıda belirtildiği gibi bunların da dokuz birleşme çeşidi vardır.

Bu son konuda kadın hakkında belirtilmesi gereken bir görüş farklılığı vardır.

Oddalika’ya göre, “Kadınlar erkekler gibi boşalmazlar. Erkekler arzularını kolaylıkla giderirler. Kadınlar arzunun bilincinde olduklarından dolayı, kendilerini tatmin eden bir çeşit zevk hissederler; ne çeşit bir zevk hissettiklerini size söylemeleri olanaksızdır. Bundan çıkan sonuç, erkeklerin birleşme sırasında boşaldıktan sonra durdukları ve tatmin oldukları ama bunun kadınlarda böyle olmadığıdır.”

Bu görüşe çeşitli açılardan karşı çıkılır: Eğer erkek uzun süreliyse kadın onu daha fazla sever, ama eğer kısa süreliyse tatmin olmaz. Bu durum bazılarına göre kadınların da boşaldığını gösterir.

Bu görüş geçerli değildir, çünkü bir kadının arzusunu karşılamak uzun süre alırsa ve bu sürede çok zevk alıyorsa devamını istemesi çok doğaldır. Bu konuda şöyle bir özlü söz vardır:

“Erkeklerle birleşmede kadının şehveti, arzusu veya tutkusu tatmin edilir ve zevk de onların tatmin edilmelerinin bilincine varmalarından ortaya çıkar.”

Bununla birlikte Babravya’nın izleyicileri, kadının sıvısının cinsel birleşmenin başından sonuna kadar gelmeye devam ettiğini ve böyle olmasının doğru olduğunu söylerler. Çünkü sıvı olmazsa döl de olmaz.

Buna bir itiraz vardır. Birleşmenin başında kadının tutkusu orta derecededir ve âşığının sert bastırmalarına dayanamaz. Ama tutkusunun dereceleri vücudunun varlığını unutana kadar artar ve sonunda birleşmenin daha fazla devam etmesini istemez.

Bununla birlikte bu itiraz geçerli değildir. Çünkü çömlek tekerleği gibi büyük bir güçle dönen sıradan şeylerde bile hareketin ilk önce yavaş yavaş başladığını ama derece derece çok hızlandığını görürüz. Aynı şekilde tutkusu yavaş yavaş artan bir kadın, tüm sıvısı boşaldığında birleşmeye ara verme arzusu duyar. Buna ilişkin bir özlü söz şöyledir: “Erkeğin sıvısının gelmesi sadece birleşmenin sonunda olurken kadının sıvısı devamlı gelir. İkisinin de sıvısı geldikten sonra birleşmeye ara vermek isterler.”

Son olarak Vatsyayana’ya göre, kadının sıvısı aynı erkeğinki gibi gelir.

Şimdi şu soru sorulabilir: Eğer erkek ve kadın aynı çeşit varlıklarsa ve aynı sonuçları yaratmak için çalışıyorlarsa, neden farklı işler yapmaları gerekmektedir.

Vatsyayana’ya göre bu böyledir. Çünkü çalışma yolları gibi zevk bilinci de erkek ve kadında farklıdır. Erkeklerin yöneten, kadınların yönetilen olduğu çalışma yollarındaki fark, erkeklerin ve kadınların doğasından kaynaklanır. Böyle olmasaydı bazen yöneten yönetilen kişi olurdu ya da “vice versa” (tam tersi). Çalışma yollarının farklılığını zevk bilincinin farklılığı izler; çünkü bir erkek “Bu kadın benimle yattı,” bir kadın ise “Ben bu erkekle yattım” diye düşünür.

Eğer kadın ve erkeklerin çalışma yolları farklıysa, hissettikleri zevkte bu yolların bir sonucu olan bir farklılık neden olmasın diye sorulabilir.

Bu itiraz dayanaksızdır. Çünkü yöneten ve yönetilen kişiler farklı türden olduğu için, çalışma yollarında farklılık için bir neden vardır. Ama hissettikleri zevkte farklılık için bir neden yoktur.

Çünkü ikisi de yaptıkları hareketten doğal olarak zevk alırlar. (Bu, eski Sanskrit yazarları arasında hem yazılı hem de sözlü olarak, çok tartışılan bir tezdir. Belli önermelerden hareket edip sonra bunlardan yana veya bunlara karşı savlar geliştirirler. Burada yazarın kast ettiği, birleşme ediminden hem kadının hem de erkeğin zevk aldığıdır. Her biri farklı yollar izler ve ortak hareketlerinden zevkin bilincine ayrı ayrı, diğerini göz önünde bulundurmaksızın varırlar. Her birinin yaptıkları ve zevk bilinçleri farklıdır. Ama hissettikleri zevk aynıdır, yalnızca biraz daha çok ya da daha azdır.)

Yine bu konuda bazılarına göre aynı işi yapan farklı insanların aynı amaç ve sonuca ulaştıklarını görürüz. Erkek ve kadında ise tam tersi olarak, her birinin kendi sonucuna ayrı ayrı ulaştıklarını görürüz, bunlar birbirine uymaz. Ama bu hatalı bir görüştür, çünkü bazen aynı anda yapılan iki şey görürüz. Örneğin koçlar döğüşürken iki koç da çarpışmayı kafalarında aynı anda hissederler.

Birilerinin birbirlerine filelması atarken veya güreşçilerin döğüşünde olduğu gibi. Bu örneklerde yapılan şeylerin aynı türden olduğu söylenirse, erkek ve kadın olayında da, iki kişinin doğasının aynı olduğu yanıtı verilebilir. Çalışma yollarında bir farklılık varsa, bu, yalnızca onların düzenleme biçimlerinden kaynaklanmaktadır. Bundan da erkeğin kadınla aynı zevke tâbi olduğu sonucu çıkar.

Bu itiraza ilişkin olarak da şöyle bir özlü söz vardır: “Erkek ve kadının doğası aynıdır, aynı zevki hissederler. Bundan da, bir erkeğin onu sonsuza dek sevecek bir kadınla evlenmesi gerektiği sonucu çıkar.”

Böylece erkek ve kadının zevkinin aynı olduğunu kanıtladıktan sonra sıra zamana geldi. Nasıl tutkunun gücüne uygun olarak dokuz çeşit cinsel ilişki varsa, zamana göre de dokuz çeşit cinsel ilişki vardır.

Böylece büyüklüğüne, tutkunun gücüne ve zamana göre ayrı ayrı dokuz çeşit birleşme olduğunu gördük. Bunlardan yapılacak kombinasyonlarla sayısız birleşme çeşidi elde edilebilir.

Böylece erkeğin, belirli bir cinsel birleşme türünde, ona uygun yollara başvurması gerekir. (Bu paragraf özellikle yazılmıştır. Evli erkeklere ve eşlerine uygulanır. Erkeklerin çoğu kadınların hissettikleri konusunda alabildiğine cahildir ve kadının tutkularına biraz bile dikkat etmez. Bunu anlamak, bu konuda çalışmak için elzemdir. Zevk alması için kadın, fırına verilecek hamurun hazırlanması gibi cinsel ilişkiye hazırlanmalıdır.)

Cinsel birleşmenin ilkinde, erkeğin tutkusu yoğundur ve zaman kısadır. Ama aynı günkü son birleşmede durum tersine döner. Kadın içinse tam tersi söz konusudur. İlkinde tutku zayıf, zaman uzundur; aynı günkü son birleşmelerde tutkusu yoğun, zamanı kısa olur, ta ki tutkusu tatmin olana dek.

SEVGİNİN DEĞİŞİK TÜRLERİNE DAİR

Toplumun bilge insanlarının görüşlerine göre dört tür aşk vardır:

1. Sürekli alışkanlıkla kazanılan sevgi.
2. İmgelemden doğan sevgi.
3. İnançtan doğan sevgi.
4. Dışsal nesnelerin algılanmasından doğan sevgi.

(1). Bazı edimlerin sürekli ve aralıksız yapılmasından doğan sevgiye, sürekli uygulamanın ve alışkanlığın doğurduğu sevgi denir. Örneğin cinsel ilişki sevgisi, avlanma sevgisi, içki içme sevgisi, kumar sevgisi, vs.

(2). Alıştığımız birtakım şeylerden değil de, tamamıyla fikirlerden çıkan sevgiye imgelemden doğan sevgi denir. Örneğin, bazı erkeklerin, kadınların ve hadımların opariştaka yani ağız seksi için duyduğu sevgi ve kucaklaşma, öpüşme gibi şeylerden duyulan sevgi, vs.

(3). İki tarafta da ortak olan ve taraflardan birinin diğerini tam anlamıyla kendisi gibi görmesiyle doğruluğu kanıtlanmış olan sevgiye bilgelerce inançtan doğan sevgi denir.

(4). Dışsal nesnelerin algılanmasından doğan sevgi çok açıktır ve herkesçe çok iyi bilinir. Çünkü verdiği zevk, diğer sevgi çeşitlerinin verdiği zevkten üstündür; yalnızca kendisi için vardır.

Cinsel birleşmeye dair bu bölümde söylediklerimiz bilge birisi için yeterlidir. Ama bilgisizleri manen yükseltmez.

KAMASUTRA

Yorum Yaz