Astroloji'de Aşk Başkadır !!



Her seven

Sevilenin boy aynasıdır,

Sevmek

Sevilenin o aynaya bakmasıdır.

 Özdemir Asaf


Kadın ile erkek, karı ile koca, iki sevgili, iki dost, iki yakın arkadaş…

 İnsanlığın başlangıcı hakkında kutsal kitapların sözbirliği ettiği iki kişi Havva ile Adem…

 Ademin topraktan, Havva’ nın ise Adem’ in kaburga kemiğinden yaratıldığını söyleyen kutsal kitapların bu sözlerine, bir çok düşünür ve bir çok bilimadamı belki katılmamaktalar. Ama aksini ispat edecekleri bir bilgiyi henüz sunamadıkları için bu fikir daima baskın çıkmakta ve yaradılış hakkında bu gizem korunmaktadır. Havva’ nın Adem’ i kandırıp, Tanrı’ nın buyruğuna karşı gelerek kendilerine yasaklanmış olan ağacın meyvesini yemeleri sonucu bu muzır ikili cennetten kovulmuş ve dünya da zor hayat serüvenleri başlamıştır. Tabii burda ki yasak ağacın meyvesinin de ne olduğu ayrıca tartışma konusudur. Çünkü kutsal kitaplar sembollerle konuşur. Bu yasak meyvenin bildiğimiz elma mı yoksa cinsellik de dahil olmak üzere başka bir şey mi olduğuna dair insanoğlu sayısız fikirler üretmiş ve üretmeye devam etmektedir. Ama bu ikilinin serüvenleri hafife alınacak bir serüven asla olmamıştır.

 Bu ikilinin birbirleriyle yoğun iletişimleri, arayışları, mutlulukları, paylaşımları, hüzünleri ve acıları insanlık tarihini doldurmaktadır. Dünya’ da herşey, kadın ile erkeğin üzerinde, etrafında, kıyısında, köşesinde, içinde ve dışında dönmektedir. Ya da kısaca herşey bu ikilinin arasındaki ilişkiyi betimleyen Aşk denen ve üç harften oluşan kelimenin etrafında dönmektedir. Görüntüsü oldukça basit ve yalın olan bu kelimenin insan yaşamında kapladığı yer, bu üç harfin enerjisiyle bile tarif edilemeyecek kadar büyüktür. Yaşam kadın ve erkeğin bir araya gelmesiyle başlar ve mütemadiyen sürer gider.

 Aşktan söz ederken bunun sadece duygusal boyutta yaşanmadığını ve kadınla erkeğin fiziksel temasını ve ardından gelen sosyal paylaşımları da içerdiğini biliyoruz.

 Astrolojide, bu konuyu incelerken, önümüze adeta çok bilinmeyenli bir denklemin geldiğini göreceğiz. Bu yüzden denklemi oluşturan unsurları tek tek sıralamakta fayda var.

 Bilindiği üzere babamız ve annemiz yani Güneş ve Ay, bizim kimlik ve duygularımızı oluşturmamızı sağlayan iki önemli etkendir.
Kadınlar karşı cins olarak ilk babalarını gördüklerinden, ilgi duydukları erkek modelini oluştururken ilk tema baba ile belirlenecektir..
Erkekler içinse, karşı cinsle ilk temas anne ile kurulduğundan, ilgi duyacakları kadın modelini belirleyen ana temel bu safhada atılmış olacaktır. Özellikle erken çocukluk yıllarında bu davranış biçimi psikolojide Oedipus ve Elektra kompleksleriyle ifade edilmiştir. Her erkek çocuk önce annesine, her kız çocuğu da önce babasına aşık olur. Aslında bu aşk terimi tam olarak aşkı ifade etmese de, anneye ya da babaya duyulan yoğun hayranlık ve idealize etme şeklinde de ifade edilebilir.
Biz de dünyaya bir erkek ve bir kadının ortaklaşa ürettikleri bir mamul şeklinde geldik. Henüz Tanrı’yı dahi tanımazken sadece onları biliyorduk: Anne ve babamızı. Bir adet Havva, bir adet Adem.
 Dünyaya geldik ve onu algılamaya başladık, yavaş yavaş gelişerek büyüdük. Serpildik, yetişkinliğe adım attık ve ostrojen ve testosteron hormonlarımız faaliyete geçti. Bu, doğanın erkeksek Havva’ mızı, kadınsak Adem’imizi aramaya çağıran sesidir. Ve üzerine şiirler yazılan, resimler çizilen, sonsuz mutluluklarla ve derin acılarla beslenen bir yola adım attığımızı gösteren de bir işarettir. Astrolojide, kadın erkek ilişkileri de bir çeşit kaderdir. Doğduğumuz an da gökyüzü konumundan sahip olduğumuz doğum haritamız, belirttiğimiz üzere aradığımız eşimizin nasıl olduğuna dair ipuçlarını bize vermektedir.

 

Erken çocukluk yıllarımızda aynı zaman da bilinçaltımız da oluşmaya başlamıştır. Babamızı ya da annemizi tanıdıktan ya da idealize ettikten sonra, eğer onlarla sağlıklı ilişkiler kuramamışsak, bu sağlıksız ilişki biçimi bilinçaltımızda da sağlıksız kodlanmalara sebep olabilecektir. Sağlıklı kodlanmalarla onları mükemmel görmemiz sonucu bilinçli bir şekilde babamıza ya da annemize benzeyen insanları ararken, olumsuz kodlanmalarda da bir çeşit suçluluk kompleksleriyle kendimizi suçlayarak bilinçaltımızda oluşmuş bulunan olumsuz anne baba modellerine doğru çekilecek ve bir şekilde kendimizi cezalandırma adına algıladığımız anne baba modellerine benzeyen insanlarla ilişkiye girebileceğiz ve onlarla sürekli çatışacağız.

 Erkekler için aranan model anne modeli olduğundan ve biz annelerimizle duygularımızı oluşturduğumuzdan, eğer annemiz tarafından hırpalanmış dövülmüş ve yeterince sevgi görmemişsek ya da annemiz evliliğinde yaralanmış bir anneyse bizim de duygusal yaralanmalarımız olacağından, doğal olarak annemiz ya da kendimiz gibi duygusal olarak yaralı kadınlara yöneleceğiz demektir.

 Kadınlar için de baba teması aynı şekilde işler. Bu birebir aynı Güneş burcundan olması gerektiği anlamına gelmez. Eğer doğum haritamızda güneşimiz Aslan burcundaysa, Jüpiter'le birleşmişse ve 12. evde ise Jüpiter Yay burcuyla birlikte Balık burcunun da yöneticisi olduğundan ve aynı zaman da 12 ev de Balık burcunun evi olduğundan aradığımız kişi, dürüst olmakla birlikte (Jüpiter kendi evlerinde güçlü olduğundan, 12.evde güçlüdür), Balık burcunun ifade ettiği sıkıntı, hayalcilik, kısıtlanma ve kaçış temaları taşıyan, aynı zaman da Yay burcunun(maceracı, özgür, sürekli yeni ufuklar arayan) esintilerini almış olan ve bu arada egosu ( Aslan burcundan dolayı ) da güçlü ama bunu yeterince ifade edemeyen biri olabilecektir. Çünkü kişi babasını muhtemelen bu şekilde algılamıştır.

 Çocukluğumuzda atılmış temeller ilerde seçeceğimiz eşle birlikte bize kaderimizi gün ve gün şekillendirmeye götürecektir. Babanın kısıtlanmışlığı hissi çocukta derin izler bırakacak ve yaşamı boyunca belki de bir eşle bu kısıtlanmışlığı gerçekleştirmek için uğraşacaktır ve belki de yaşamının bir noktasında bu gerçeği keşfettiğinde, ‘‘Hayır! Ben bunu istemiyorum.’’ diyerek yaşamını yeniden yapılandırma yoluna gidebilecektir. Yani kısaca Güneş’ i Aslan burcunda olan bir kişinin eğer karmasında sıkıntı çekerek sevmeyi, adanmayı ve vericiliği öğrenmesi varsa , Balık burcundan ya da 12.evi güçlü olan bir kişiyle yaşamlarının kesişmesi olağandır. Bu bir nevi bizim kaderimizdir. Ta ki birşeyleri farkedene kadar… İnsanların karşılaşması tamamen karmik bir durumdur. Geçmişten getirdiğimiz davranış modelleri nasıl kaderimizi belirliyorsa, kimlerle ve nasıl ilişkiye girdiğimizi de belirleyicidir.

 Astroloji de, ben Yay burcuyum sen de İkizler, biz birbirimizi tamamlarız şeklinde bir yorum kişiyi boş hayaller ve arayışlar içine sürükleyebilir. Çünkü biz komplike birer varlıklarız.

 Güneş burcu bizim her an oluşturduğumuz ve oluşturmaya devam ettiğimiz bir burçtur. Kimse doğduğu an bir burcun özelliklerini taşıyarak dünyaya gelmez. Haritasının durumundan, yaşadığı hayat dersleriyle o burcu oluşturmaya doğru yönlenir. Bazen kişi haritasında eksik olan niteliği ya da elementi tamamlayabilmek için, kendisiyle uyumsuz bir burca yönelebilir. Kişinin kendisinde ki eksik elemente veya niteliğe sahip olan kişiyle yaşayacağı hayat deneyimleri, o nitelik veya elementin özelliklerini kendi bünyesine katmak için olabilir. Örneğin haritasında su elementi eksik olan bir Koç burcu, kaderin karşısına çıkaracağı su grubuna mensup ya da haritasında yoğun su elementi özelliği bulunan kişilerle çok fazla içiçe olabilecek ve burada ilişkiye girdiği burçlar eksik yönünü geliştirmesine yardımcı olabilecektir.

 Eğer bir erkeğin haritasında Ay İkizler burcunda ise, o erkek muhtemelen yaşamında duyguların ifadesi için sadece sözlerin yetmediğini, duyguların daha derin daha yoğun yaşanan bir şey olduğunu kendisine keşfettirecek hayat deneyimleri yaşamasına yardımcı olacak kadınlarla karşılaşabilecektir. Ayrıca eş modelini tespit etmek için Güneş ve Ay’ın diğer gezegenlerle yaptığı açılar da önemlidir. Bu açılar kimliğin ve ruhun derinliklerini ve kişinin içindeki çatışmaları ve destekleyici unsurları da gösterir.

 Eğer Güneş bir kadının haritasında, örneğin Pluto ile açı halindeyse aradığımız erkek modeline bir de Pluto'nun temsil ettiği özellikler eklenecektir. Ya da erkekse doğum haritasında Ay’ının Pluto ile açı yapması durumunda da aynı durum oluşacaktır. Güçlü, kontrolü seven ve kişinin dönüşümüne hizmet edecek bir eş özelliği ortaya çıkacaktır. Kolektif gezegenlerin Güneş ya da Ay’la açı içinde bulunmaları durumunda kişinin yaşadığı ilişkiler daha çalkantılı ve yoğun olacaktır.

 Özellikle Akrep burcunun güçlü olduğu haritalar ve güçlü Plutonik etki kişinin yaşamında ki tutkulu aşkları gösterecektir. Güçlü Pluto etkisi bir diğerinin herhangi bir kişisel gezegeni ile birleşiyorsa etki altında ki kişi yoğun bir dönüşüm deneyimine doğru sürüklenebilir ve kendini bundan koparması hemen hemen imkansızdır. Hatta ilişkiler öylesine güçlü yaşanacaktır ki, kişi ölümüne bir mücadeleye bile girebilecektir. Bu yoğun enerji kişiyi daha yüksek platformlara taşıyabilecektir. Böyle durumlarda taraflar arasında aşkın ve seksin şiddeti de oldukça güçlü olabilecektir. Ve bu güçlü etkiler kişiyi bir dönüşümden, başka bir dönüşüme bile sürükleyebilecektir. Hatta bu ilişkiden çıktıktan sonra kişi kendini yeniden yapılandırmak için uğraşmak ve yıkıntıları onarmak için uzun bir süre çabalamak zorunda kalabilecektir de.

 Balık burcunun güçlü olduğu haritalar ya da güçlü Neptün etkisi altında olan kişiler daha idealize ettikleri bir aşkı yaşarlar. Aşık oldukları kişileri olduklarından farklı algılarlar ve onu olduğundan daha fazla gözlerinde büyütürler. Bu uğurda tüm yaşamlarını idealize ettikleri aşklarına bile adamaları mümkündür. Bu belki de yaşamın acı gerçeklerinden kaçmak için de buldukları bir çıkış yolu olabilir. Güçlü Neptün etkisi altında olan kişiler asla ulaşamayacakları kişilere platonik bir aşk da besleyebilirler. Herhangi bir burçta Güneş-Neptün birleşimine sahip kişilerde de buna benzer durumlar yaşanabilir.

 Neptün etkisi kişiyi asla bulamayacağı bir kişiyi umutsuzca arayışa da sürükleyebilir. Özellikle bu durum sanatsal eserlerin beslenme kaynağı olabilir. Sanatçılarda görülen Neptün etkisi kişiyi umutsuz aşklara, hayal kırıklıklarına sürüklerden bu duygulardan inanılmaz sanat eserleri çıkması da muhtemeldir.

 Kova burcunun güçlü olduğu haritalar ya da güçlü Uranüs etkisi altında olan kişiler toplumsal olarak normal kabul edilen sınırların dışında aşk ve ilişki yaşamaya meyillidirler. Kişiyi geleneksel kurallara karşı çıkmaya meyilli kılan Uranüs etkisi daha sıradışı ilişkilerin ortaya çıkmasına sebebiyet verebilir. Evlilik dışı ilişkiler, evlilik gerçekleştirmeden kurulan beraberlikler, sadece bir kişiyle değil aynı an da birden fazla kişiyle kurulan ilişkiler ve cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin duyulan ilgiler güçlü Uranüs etkisinin kişiler üzerindeki yansımalarıdır. Özellikle erkeklerde Mars’ ın dişi burçlarda ve zayıf bir konumda olması ya da kadınlarda Venüs’ ün eril bir burçta ve baskı altında bir konumda olması kişiyi bu tarz eğilimlere sürükleyebilir. Bu etkinin olumsuz tarafı, fazla radikal tavırlar kişiyi toplumdan bir adım ileri götürebilirken, aynı zamanda aykırılık özelliği yüzünden toplum tarafından eleştirilme ve hatta dışlanma durumlarına sebebiyet verebilir.

 Doğum anımızda ki Güneş ve Ay konumunun incelenmesinden, aradığımız eşin nasıl olduğuna dair bazı ipuçları yakaladık diyelim. Peki bu eşlerle nasıl diyaloga gireceğiz, ilişkiyi nasıl başlatacağız. Bize bunun ipuçlarını haritalarımızdaki Venüs ve Mars’ın konumları verecektir.

 Venüs bizim nasıl ilişki kurduğumuzu, Mars ise nasıl harekete geçtiğimizi ve cinsel gücümüzü ifade eden sembollerdir. Ateş elementinde bulunan bir Güneş’ e sahipken, su elemetinde bir Venüs’ ümüz olabilir. Oldukça güçlü, atak, kendinden emin ve şaşaalı görünürken, ilişki kurmaya gelince birden ürkekleşip, dengesiz davranışlar gösterip, geri çekilebiliriz. Böyle durumlar gene hayatımızda çatışmalı olayları ve ilişkileri kendimize çektiğimizin de birer habercisidirler. İç dünyamızda bir sorun yaşanıyor ve bu ilişkilerle dışarı yansıyordur.

 İlişkiler kendimizi keşfettiğimiz ve deneyimlediğimiz birer araçtır.

 Güçlü bir Güneş burcuna sahipken zayıf bir Mars konumu varsa haritamızda, önümüze gelen fırsatları kaçırabileceğimiz, adımları atmakta zorlanabileceğimiz hatta ilişkilerimizde cinsel problemler yaşayabileceğimizi gösterir ve bu da güçlü olan Güneş’ imizi yani kimliğimizi zayıflatarak bizi mutsuzluklara sürükleyebilecektir. Ve bu durumları yaşayacağımız hayat tecrübelerini bize yaşatacak insanları da, çoğunlukla hayatımıza farkında olmadan davet ederiz. Bu arada, biz bunları yaşarken karşımızda ki kişinin de haritasında, bizim yaşadıklarımıza benzer sıkıntıları yaşatacak kombinasyonları görmek olasıdır. Yani bu karşılaşmalar tamamen karmik karşılaşmalardır. Kimse kimsenin karşısına tesadüfen çıkmaz.

 Dünyada yaşayan milyarlarca insan varken, neden bizim yaşamımız az sayıda insanın etrafında dönüyor?

 Bütün bunlar haritanız da saklıdır. Dünyada yaşayan milyarlarca insanın haritaları farklıdır ve kişilerin karşılaşmalarının gerçekleşebilmesi için, her harita arasında iletişim olması gerekir ki, bu imkansızdır. O halde karşımıza çıkan kişilerin bizim kaderimizi belirleme de etki sahibi oldukları gerçeğini bir tarafa koyarak, ilişkileri irdelemeye devam edelim.

 Astroloji de ilişkileri incelemek için de özel bir yöntem vardır. Bu yöntemin adı Sinastri’dir. İki kişinin haritasının birbiriyle karşılaştırılması metodudur. Birbirlerine karmik bağlarla bağlanmış kişilerin haritalarında, haritalarda ki kişilik özelliklerini sembolize eden gezegenlerin birbirleriyle temas ettikleri görülür. Örneğin taraflardan birinin Ayı ile diğerinin Güneş’ inin açı yapması, Venüs ve Mars’ ların arasında bunu destekleyici açının da bulunması gerekmektedir. Uyumlu açılanmalar ilişkinin daha rahat aktığını gösterirken, uyumsuz açılar taraflar arasında çıkacak çatışmaları, anlaşmazlıkları ve bunların hangi hayat alanlarından kaynaklanacağını gösterir. Ayrıca ilişkinin uzun süreli bir ilişki olabilmesi için muhakkak Satürn etkisinin iki harita arasında görülmesi gereklidir.

 Bu karşılıklı ilişki içine yükselen burçların da aktif olarak katıldığı görülür.Özellikle de 1. evimize ve 7.evimize düşen gezegenleri olan kişiler ilişkilerimizi belirlemede de söz sahibi kişiler olacaklardır. 1. evimiz ya da yükselen derecemiz bir başka kişinin gezegenleri tarafından uyarılıyorsa bu kişiler bizim kimliğimizi oluşturmamızda etken kişiler olacak demektir. 7. evimizi gezegenleri ile uyaran kişilerse ilişkilerimizi oluşturmada ya da yönlendirme de söz sahibidirler. Kadınsak eğer 7.evimizi aydınlatan Güneş’ in sahibi yöneldiğimiz ve ilgimizi çeken bir kişi olabileceği gibi ikili ilişkilerimizde bizi etkileyen kararlar almamıza yardımcı olabilecek bir kişi de olabilecektir. Ya da 7. evimize Satürn’ ünü yerleştiren bir kişi bizim ikili ilişkilerimizde engelleyici, kısıtlayıcı ve geciktirici etkiler yaratabilir. 1. eve ya da yükselen burç üzerine yerleşen bir Satürn ise etkisi kişinin kimlik gelişiminde engelleyici, korku getirici ve baskılayıcı bir şekilde çalışır.

 İki kişinin haritası karşılaştırılırken erkeğin Ay’ının kadının Güneş’i ile gene erkeğin Venüs’ ünün kadının Mars’ı ile nasıl bir ilişki içinde olduğuna bakılır. Erkekte aranan kadın modeline uygun olup olmadığı dişi gezegenler olan Ay ve Venüs’ ün, kadında ise aranan erkek modeline uygun olup olmadığı eril gezegenler olan Güneş ve Mars’ın birbirleriyle yaptıkları açılara bakılarak anlaşılır.

 Eğer iki kişinin harita karşılaştırmasında Ay ve Güneş arasında uyumlu açılar sözkonusu fakat Venüs ve Mars arasında bir açısızlık durumu hakimse tarafların ilişkisinde özellikle sosyal ve cinsel bakımdan yetersizlik ve uyumsuzluk durumu görülebilecektir. Bazen Mars’ların işe karışmadığı ama Venüs’lerin uyumlu olduğu durumlarda kişiler ortak sosyal zevkleri taşıdığından çok iyi arkadaş olabileceklerdir ama ortada aşk ya da cinsel çekim olmayabilecektir.

 İki kişinin karşılıklı harita uyumunu incelerken, kişilerin birbirlerinin hangi hayat alanlarını canlandırıp, hangi alanlarda sıkıntı ve sorun yaşatacağını ise, kişilerin gezegenlerinin birbirlerinin doğum haritalarında ki hangi evlere düştüğüne bakarak da görmek mümkündür. Kişilerin doğum haritalarında bulunan gezegenler birbirlerinin evlerini uyarabilirler. Bu da bir nevi kaderi gerçekleştirme yönünde çalışır. Duygularına kulak tıkamış ve kendi içine yabancılaşmış kişilerin ya da çocukluğundan gelen bazı sorunları yetişkinliğe taşımış kişilerin 4. evleri bir başka kişinin gezegenleri tarafından uyarıldığında kişi o kişinin yardımıyla ya da varlığıyla kendisini, kendisiyle, duygusal sorunlarıyla karşı karşıya getirebilecek ve duygularıyla yüzleştirebilecek bazı hayat deneyimleri yaşayabilir.

 Kişiler birbirlerinin doğum haritalarındaki evlerini uyarırken gezegenlerini de uyarırlar. Örneğin taraflardan birinin Venüs gezegenine diğer harita sahibi uyumlu bir Jüpiter desteği veriyorsa, Jüpiter gezegenine sahip kişi Venüs sahibi kişiye zengin bir sosyal çevre kazanmasına yardımcı olabilir. Ya da Jüpiter yerine Satürn’ ü ele alırsak, Satürn sahibi kişi Venüs sahibinin ilişkilerine kısıtlama getirecek ve ona ilişki kurarken daha temkinli olmayı öğretebilecektir. Eğer bu Satürn-Venüs etkileşimi sert açılarla oluşuyorsa bu durum engelleme, kısıtlama, korku ve hatta baskı şekline dönüşebilecektir. Ya da eğer Jüpiter sert bir açı yapıyorsa, Venüs sahibi kişi ilişkilerini abartılı bir boyutta yaşayabilecek ve sosyal çevresinin kontrolü elinden çıkabilecektir. Bütün bunlar hayatın karşımıza çıkarttığı kişilerle verilen yaşam dersleridir.

 Bazen bazı ilişkiler bize çok fazla azap verir, ama bu azaplı ilişkiler hayatımızı yönlendirecek başka potansiyellerin ortaya çıkmasına sebebiyet verebilir. Yani biz aslında başka bir neticeye ulaşmak için farklı hayat deneyimlerinden geçiyor olabiliriz. İlişkiler bizim varoluşumuzu gerçekleştirmeye yarayan birer basamaklar da olabilir. Çok fazla eş baskısı altında kalan bir kadın, azaplı ve kısıtlanmış ilişkisinden sonra belki de bir birey olmanın ne demek olduğunu daha iyi anlayacaktır.

 Hayatımızın belirli zamanlarında, bazı insanlar hayatımıza ansızın girebilir. Örneğin eğer ilerlemiş Ay’ ınız Yengeç burcundan geçiyorsa, hayatımıza birden Yengeç özellikleri taşıyan kişilerin doluvermesi şaşırtıcı olmaz. Çünkü biz orda duyguları, hassasiyeti, duygularla baş etmeyi, duyguları ifade etmeyi ve yaralarımız varsa onları onarmayı deneyimliyor olabiliriz. Karşımıza her çıkan insan, bizim için bir öğretmen ve bir hayat dersidir. Sonra da süre dolduğunda çıkar giderler. Ve biz bir yaşam dersini daha deneyimlemiş, kendimize yeni özellikler katmış, gölgelerimizle yüzleşmiş ya da eğer dersleri alamamışsak eskisinden daha karmaşık durum da kalmış olabiliriz. Herşeyden önce kişinin kendini tanıması, bütün bu dersleri kişinin gelişimine faydalı ve sağlıklı olabilecek şekilde yaşamasına yardımcı olur.

 Astrolojide ilişkilerimizi belirleyen bir de 7. ev kavramı vardır. Güneş ve Ay aradığımız eş modellerini belirlerken, 7. ev çekildiğimiz kişileri belirler. 7. ev artık bildiğiniz üzere ikili ilişkilerimizi tanımlayan evdir. 7.evin bilinen adı evlilik evidir. Yükselen burcumuz dış dünyaya tavrımızı, duruşumuzu belirlerken, tam karşısında olan ve alçalan olarak adlandırdığımız 7.ev çizgisi birebir ve yakın ilişkilerde ki tavrımızı ve ne tür insanlara çekildiğimizi gösterir. Yakın dostluklar ve büyük düşmanlıklar da bu ev de gerçekleşir. Bu yüzden aşk ve nefret aslında çok içiçe geçmiş kavramlardır. Deli gibi aşık olduğunuz kişiye aşk bittiğinde nefret duyabilirsiniz. Ya da en yakın arkadaşınızı size verdiği bir zarardan dolayı affetmeyerek ona kin besleyebilirsiniz. Çünkü 7. ev ilişkilerde samimiyeti belirleyen bir evdir ve bu yüzden 11. evden farklı bir anlam ifade eder. 11. evde aynı amaçlar ya da aynı idealler doğrultusunda kişiler bir araya gelir ama ilişkiler daha mesafelidir. Bu amaçlarla kurduğunuz ilişkilerden zarar gördüğünüz de, bu sizi fazla yaralamayabilir. Hatta çok çabuk unutabilirsiniz de. 7. evde ise durum farklıdır, bu evde çok yakın beraberlikler kurulur; içinizi, kalbinizi açtığınız, kendinizi karşınızdakinden sakınmadığınız beraberlikler… Partnerimizi ya da hayat arkadaşımızı belirleme de, 7. evin oldukça iyi incelenmesi de gerekir.

 Örnek vermek gerekirse 7. evinde Boğa burcu bulunan bir insanın ikili ilişkilerde oldukça sabırlı, güven arayıcı ve sahiplenici tarzda davranacağını gözlemleyebiliriz. 7. ev bizim ikili ilişkilerde nasıl davrandığımızı belirlerken, aynı zamanda da nasıl insanlarla daha yakın diyalog içine girebileceğimizi de gösterir. Eğer biz ikili ilişkilerde örneğin bir Koç burcu gibi atak davranıyorsak, haliyle atak olan insanlarla daha rahat ilişkiye girmemiz normaldir ve onlara doğru adeta çekildiğimizi hissederiz. Eğer Boğa burcu gibi sakin ve sabırlı isek, doğal olarak da, bu tarz insanlarla daha rahat ve arzuladığımız gibi bir ilişkiye girebiliriz. Daha yavaş gelişen ilişki modeli bizim doğamıza daha uygun olacağından, koç burcu gibi atak insanlarla çatışma yaşayacağız demektir. Eğer biz bir Koç burcu gibi ataksak ve karşımızda ki Boğa burcu gibi ağırsa ilişkinin daha başlangıcında yanlış giden ve bir süre sonra her şeyi tepetaklak eden durumlar söz konusu olabilecektir.

 İkili ilişkilerimizdeki davranış biçimimizi belirleyen 7.evimiz elbette ki bir ilişkinin kurulması için yeterli değildir.

 Peki nedir sırada gelen unsur..?

 Bu, 7.evimizin yönetici gezegenidir. Eğer 7.evimizde Boğa burcu yer alıyorsa, yöneticisi olan Venüs gezegeninin bulunduğu burç ve ev konumu ile incelememize devam etmemiz gerekir. Eğer Venüs, örneğin Yengeç burcunda yer alıyorsa, ağır kanlı ve sabırlı davranışımıza bir de sezgisel ve içe kapanık ilişki kurma tarzımız da eklenecek demektir. Bir Boğa burcu gibi sakin, sabırlı, sahiplenici ve ağır, bir Yengeç burcu gibi içe dönük, sezgisel ve ürkek.

 Peki 7.evimiz de gezegen bulunması durumunda ne olacak..?

 Diyelim ki 7.evimizde bir de Jüpiter gezegeni bulunmakta… Jüpiter bilindiği üzere astrolojide şans getiren, çoğaltan bir gezegendir. 7.ev de bulunan Jüpiter bizi ikili ilişkilerden yana şanslı ve talihi bol kişilerden yaparken aynı zamanda Boğa burcunda bulunması sebebiyle bizim sakin, ağırkanlı ve sahiplenici durumumuzu da abartmamıza yol açabilecektir. Ayrıca Jüpiter hem Yay burcunun hem de Balık burcunun gezegeni olduğu için, toprak burcuna ait bir burç olan Boğa burcunda, ne Yay burcundaki gibi dışa dönük ne de Balık burcunda ki gibi içe dönük keşifler de çalışamayacak ve toprağa sabitlenmiş adeta çakılmış vaziyette, bulunduğu yer de çok fazla ve zaptedilmesi güç bir enerji üretebilecektir. Bu sebeple de olumsuz çalışarak kişiyi çok fazla gönül macerasına sürükleyebilecektir. Hatta belki de birden fazla evlilik verebilecektir. Ve evlilikler belki de Boğa burcundaki sahiplenme duygusunu artıracağından aşırı kıskançlık ve inatlaşma gibi davranış biçimleriyle de zarar görebilecek ve ayrılmayla sonuçlanabilecektir. Jüpiter aynı zaman da hukuku da temsil ettiğinden, bu durum ikili ilişkileri yüzünden belki de kişiyi çok fazla hukuksal sorunla karşı karşıya bırakabilecek, Boğa burcunda yer alması sebebiyle de maddi zararlara uğratabilecektir. Bu arada Boğa burcunun yönetici gezegeni Venüs Yengeç burcundayken, aynı zamanda da 9. ev de olduğunu varsayarsak, yani Yay burcunun evin de, sezgisel ve içe dönük ilişki kuran kişi bu sefer de yabancı ülkelerde yaşayan kişilerle ilişki kurma yahut yabancı kültürlerle yabancı felsefelerle ilgilenen kişilerle ilişki kurma potansiyeli taşıyacaktır. Yani kısaca Güneş’imizi ya da Ay’ımızı yani eşimizi ararken 7. ev yardımıyla ona ulaşmaya çalışırız. 7.evle kendimize ait davranış modelleri geliştiririz; annemiz ve babamızdan farklı olarak.

 İlişkiler astrolojik dil de ifade edilirken, oldukça karmaşık değil mi..? Tıpkı hayat gibi...

 Diyelim ki eşimizi ararken 7. ev yardımıyla ilgi duyduğumuz insanlara yöneldik, onları bulduk ve aşkımızı yaşarken kendimizi oluşturmaya başladık. Peki aşkı nasıl yaşarız ve ardından gelen ortak paylaşımları, cinselliği nasıl yaşarız. Bunlar 5. ve 8. evin incelenmesi ile ortaya çıkacaktır. Bu konuları bir sonra ki yazıya erteleyerek şimdilik çok önemli bir konu olan Satürn’ ün hakim olduğu haritalara bir göz atalım.

 Satürn’ ün baskın olduğu haritalarda, karmik ilişkilerde ki yükler sözkonusudur. Geçmişten gelen yük omuzlarınıza adeta taşıyamayacağınız ağırlıkta yüklenmiş olabilir. Bu durumu şu atasözüyle açıklamak mümkün.

 ‘Dedenin yediği koruk erik, torununun dişini kamaştırırmış.!’

 Yani biz geçmişte yapılan hataların bedelini ödeyebiliriz. Bu yüzden kişi farkettiği an da bu yükleri temizlemeli ve kendisinden sonra gelecek kuşağa gereksiz yükler aktarmamalıdır. Bunu örnekleyecek olursak, hırsızlık yapmış birinin çocukları hırsızın çocuğu damgasını yiyecek ve bu damga kuşaklar boyu aktarılarak devam edecek, nesillerde ağır karmik durumlara sebebiyet verebilecektir. İlerleyen zamanda belki bu bilgiler unutulacak ama genetik aktarımlarla nesilden nesle suçluluk duygularıyla aktarılarak kaderi belirleyici bir tarzda çalışacaktır. Bu durum çocuklarda ağır vicdan hesaplaşmaları oluşturabilecek ve kişi bu hesaplaşmalarda ilişkiye gireceği kişilerle ağır hayat dersleri yaşayabilecek ve yaşatabilecektir.

 Satürn’ün temas ettiği her yerde, zor dersler sözkonusudur.

 İlişkiler anlamında ele alınırsa, özellikle Satürn 7. ev de, Satürn Terazi burcunda ya da Venüs'le açı yapan Satürn, ilişkilerde zorluklar, sıkıntılar, engellenmeler getirebilecektir. Ama Satürn özünde o kadar da kötü bir gezegen değildir. Size karmik yükler yüklerken, size bundan kurtulmanın yolunu da gösterir. Aslında karmik yükleri sırtlarına yükleyenler, insanların bizzat kendileridir. Satürn ise, bunu farkettirene kadar insanın sırtına çöker, durur. Eğer bu yükleri farkedip kurtulmak için çabalar ve bunu başarırsanız, size bilgeliğin ve olgunluğun yolunu açacaktır. Satürn’ ün 7. ev veya Venüs’le teması bunu ilişkiler yoluyla yapacağını gösterir. Satürn bu saydığım durumlarda adeta kişinin bir nevi sabrını da ölçer nitelikte çalışır. Venüs’ le temas etmesi durumunda Terazi burcunun bulunduğu eve bakmak gereklidir. Çünkü Venüs Terazi’ de ilişkiler anlamında çalışır. Satürn’ ün Venüs’le ilişkisinde, dersleri alırken etkilenen hayat alanınız sadece Satürn ve Venüs’ ün bulunduğu evler değil Venüs’ ün yöneticisi olduğu Terazi burcunun da ev konumudur. Venüs’ ün Oğlak burcunda olması da Satürn’ ün ilişkilere temas etmesinin bir başka şeklidir.

 

Güçlü Satürn etkisine sahip kişiler yaşamları boyunca kendilerini kıstırılmış hissedecekleri ve duygular yoluyla yaşayacakları üzücü maceraları deneyimleyebilirler. Bir kişi sizin üzerinizde güçlü bir Satürn etkisi kuruyorsa bu alanda size oldukça sıkıntılı ve acı dolu deneyimler yaşatacağı ve bir anlamda da bu deneyimlerle kişiliğinizde varolan bazı sorunlarla yüzleşme noktasına getireceği ve bu süreç acı deneyimlerle yaşansa da, belki de farkında bile olmadığınız içsel sorunlarınızdan kurtulmanıza, arınmanıza yardımcı bir etkisinin olacağını da söyleyebiliriz.

 Neden bazı insanlarla kısa süren karşılaşmalarımız vardır..? Neden öylesine birbirimize teğet geçer gideriz..?

 Kişilerin bazen karşısına neden çıktığını anlamadığı durumlar da vardır. Örneğin kısa süreli ya da anlık karşılaşmalar… Bunlar hızlı giden gezegenlerin bize oynadıkları küçük küçük oyunlardır. Bir Merkür transiti ya da bir Venüs transiti bize böyle karşılaşmalar getirebilir. Bu tıpkı iki kişinin haritaları arasında bulunan Venüs ve Mars’ları arasında açılanmaların bulunduğu karşılaşmalardır. Yoğun bir çekim ve etkileşme, kısa süreli diyaloğa ya da ilişkiye girme ve birden bitme. Çünkü bunlar büyük senaryonun küçük parçalarıdır. Hepsi bir amaca hizmet eder. Eğer yoğun duygusal çatışmalarınız varsa ve ideal eşinizi bulamıyorsanız, bu karmaşa da hayat size küçük karşılaşmalar hazırlar; sizin farkındalığınız ve durup sorgulamanız için… Ya da sadece birkaç saat ayaküstü konuştuğunuz bir kişi, size tüm geleceğinizi etkileyen bir mesaj veriyor olabilir. Özellikle Ay, hızlı geçişleri sırasında bu tür karşılaşmaların oluşumunda tetikleyici olarak çalışabilecektir.

 Bazı insanların haritalarında gerilimli açılar azdır, uyumsuzluklar fazla değildir. Bu insanlar yetişkin olduklarında eşlerini bulur, onunla yaşar giderler. Eşruh arayışı bu insanlara yabancı bir kelimedir. Onların bir eşleri vardır. Kendilerince mutludurlar ama genel olarak yaşamlarına baktığınız da, gelişme yok denecek kadar azdır. Zorlu açılarla dolu haritalarda, özellikle ilişkilerde yoğunlaşmış zorluklar mevcutsa bu durum sizi sürekli bir arayışa iterek, sizi geliştirebilecektir de.

 Aşk ve ilişkiler de tıpkı karşımıza çıkan diğer yaşam unsurları gibi bizi eğiten bizi olgunlaştıran faktörlerdendir. Gerçek sevgiye giden yolda bir yığın aşk yaşayabilirsiniz ama bunun asıl amacı bir şekilde karmanızda bulunan zehirli tortuları farkedemediğiniz için iyice yerleştirmek yahut karmanızda bulunan zehirli tortulardan farkettiğiniz an da kurtulabilmek olabilir.

 Bunu farkettiğiniz an da aşk ile ilgili davranış biçiminizi gözden geçirin. İlgi duyduğunuz, yöneldiğiniz kişilere neden yöneldiğinizi anlamaya çalışın.Bunlar da sizin kendinizi tanıma yolunuzu aydınlatacak birer ışıktır.

 

Görebilen göz için, her insan bir hayat deneyimidir. Herkes özünde gerçekten sevebilme potansiyeli taşır ama sizin için doğru olan kişiye aşk duygusunu yönlendirebilmeniz, sizin daha huzurlu ve mutlu bir yaşam sürmenize yardımcı olur.

 Aşk, acı çekmek demek değildir. Acıyı sadece içimizde ki karmaşalar yüzünden yaşarız. Ve bu karmaşalardan kurtulabilmek de kendi elimizdedir.

 Gerçek aşkı arıyor ve bir türlü bulamıyorsanız, bunun sebebi belki de sizsinizdir.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Astroloji'de Aşk Başkadır, özdemir asaf, havva ile adem, elma ve cinsellik, kadın ile erkek, Oedipus ve Elektra kompleks

Eşgali Belirlendi: Aşk !




Sesini duyduğunuz anda avuçlarınız terlemeye kalbiniz deli çarpmaya başlıyorsa...
Bu aşk değil HOŞLANMAKTIR
Ellerinizi ondan çekemiyor sürekli dokunmak sarılmak istiyorsanız
Bu aşk değil ARZULAMAKTIR
Yanınızda bir tek o olduğu için onu istiyorsanız....
Bu aşk değil YALNIZLIKTIR
Herkes onunla olmanızı beklediği için onunlaysanız...
Bu aşk değil SADAKATTİR
Size sıcak, yakın davrandığı için onunlaysanız...
Bu aşk değil KENDİNE GÜVENSİZLİKTİR
Üzülmesini istemediğiniz için onunlaysanız...
Bu aşk değil ACIMAKTIR
Ona değer verdiğiniz için hatalarını hoş görüyorsanız..
Bu aşk değil ARKADAŞLIKTIR
Bütün gün ondan başka hiçbir şey düşünmediğinizi söylüyorsanız..
Bu aşk değil KOCA BİR YALANDIR
Onun iyiliği için kendinizden çok şey feda edebiliyorsanız...
Bu aşk değil YARDIMSEVERLİKTİR
O üzgünken sizin de kalbiniz acıyorsa...
İşte bu AŞKTIR

Tarif edemediğiniz bir çekim yüzünden ondan bir türlü
kopamadığınızı
düşünüyorsanız..
İşte bu AŞKTIR

O herkese güçlü görünmesine rağmen içindeki zayıflığı
hissedebiliyorsanız..
İşte bu AŞKTIR

Başkalarını da çekici bulmanıza rağmen hiç pişmanlık duymadan onunla
kalmaya devam edebiliyorsanız..
İşte bu AŞKTIR

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : aşk, sevgi, acıma, arkadaşlık, arzu, yalnızlık, kendine güvensizlik, sadakat, yardımseverlik, hoşlanmak, çekici bulmak

İtalya'da eş değiştirme çılgınlığı

İtalya'da rezillik diz boyu. Milyonlarca evli çift eş değiştiriyor.

İtalya'nın önce gelen gazetelerinden La Stampa'nın yayınladığı son araştırmaya göre, ülkenin koyu Katolik aile yapısı, son yıllarda büyük bir bozulmaya uğramış. Uzmanlara göre İtalya'da 2 milyon evli çift, fantezi amacıyla yabancılarla seks için partnerlerini değiştiriyor.

500 BİN ÇİFT KULÜPLERE ÜYE

Resmi rakamlara göre, İtalya'da eş değiştirmek isteyenler için açılan özel seks kulüplerine üye yaklaşık 500 bin çift var. Bu çiftler, kulüplerin düzenlediği özel gecelere ve organizasyonlara katılmalarının yanı sıra, internet üzerinden de partner bulabiliyor.

2 MİLYON ÇİFT EŞ DEĞİŞTİRİYOR


Araştırmacılar, İtalyan kilisesinin büyük tepkisini çeken raporda belirtilen rakamların, buzdağının görünen yüzü olduğunu öne sürüyor.

Ülkede aktif bir seks hayatı bulunan 8 milyon çiftten en az 2 milyonunun, bahsi geçen şekillerde partner değiştirdiği öngörülüyor.

BERLUSCONİ'DEN BÜYÜK GAF

İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi de, Roma'yı ziyaret eden Danimarkalı meslektaşı Anders Fogh Rasmussen'le yaptığı ortak basın toplantısında, 'Eşim Veronica'yı ona teklif etmek istiyorum' diyerek büyük tepki toplamıştı.

 

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : talya'da eş değiştirme çılgın, berlusconi, roma, veronica, anders fogh rasmussen, danimarkalı, aktif seks hayatı, italya

bir nedeni yok yalnızca öptüm

                                                                            portadamor.jpg

Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim.
Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. Evet, bilmiyordum. Bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi.
Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama, seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey.
Küçük bir ateş. Küçücük bir ateştin sen. Sönmekten ürken bir ateş. Bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. Aşkın mecali kalmamıştı. Sessizce sokuldum yanına. Acıyla irkildin. Gülümsedim. Gülümsememe anlam veremedin elbette. Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri. Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir beden, karşındaki. Usulca uzandım,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma.
Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık. Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. Pişmansın. Pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. “Neyim ben?” diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. Korkma lütfen,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm
Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen.
Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... Hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır.
Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. Başkalaşmaya çalışıyorum. Gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek, hiç de zor değil. Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki.
Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dansedebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi. Doğal ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana.
Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Artniyetsizim. İnan,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. Soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba?
Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. Aklıma yayıldın. Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: Ortadaydım işte!
Bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. Hayır! Melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. Her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında.
Kusura bakma, kafam biraz dağınık,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da.
Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı?
Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 Aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir.
Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? Gerçekten kırıyorsun beni,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum.
Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar.
Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız.
Yalan söylemiyorum
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “Rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. Bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. Hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. Kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Çikolata bile kurtlanabilir. Dondurma erir. Çiçek solar. Galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! Birer hatıraya dönüşseler bile! Kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.
Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da...
Umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . Yüzüme öyle bakma nefretle,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, her şeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. Kim bilir? Doğrudur belki de! . Adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin esrarı büyüleyici! Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. Yani, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam, o da o kadar mükemmeldi.
Özveri denebilir buna. Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor. Ellerim, en çok da ellerim düşüyor!
Sakın ha üstüne alınma,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama her şey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir?
Beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? Seni kaybettim. Bunu biliyorum. Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. Ortadaydı. Bedel ve kefalet ortadaydı...
Senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. Hala da saygıyla ağlıyorum. Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye..
İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? Peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri?
Dur, dur, bağırma,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki... Bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki...
Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahane göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak...
Eğer hissediyorsan,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm
Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. O rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim.
Dokunamadım sana. Parmak uçlarım neşterdi. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,
                                                 Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

                                                                                                         

                                                                      Küçük İskender


Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : bir nedeni yok yalnızca öptüm

EVLILER OKUYUN.... BEKARLAR DERS ALIN.....


                                                                          
 
 Can Dundar yine ustatligini konusturmus. ..Gülümsüyor

Evlilik , inanmadigim halde icerisinde 17seneyi bitirdigim bir kurum
benim icin..

 

17 senede (abartmiyorum) 40 cift arkadasimin son verdigi kurum ayni
zamanda da...

Evliligimin bu kadar uzun surmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geciyor.

Evliligi toplumun dayattigi sekilde yasamamaktan. ..

Nedir bu dayatmalar?

Erkegin muhakkak kadindan yasca buyuk olmasi , egitim seviyesinin
erkegin lehine yada en azindan esit olmasi bunlarin sadece ikisi...

Olmaz,yurumez diyor toplum...

Erkek yasca buyuk olmali ki, kadina 'hot' dediginde oturmali kadin...

Ya da yumusatiyorlar;

Efendim kadin erkekten once coktugu icin (hani dogum felan) kucuk
olmaliymis yasi...

Egitimde de boyle..

Kadinin cok okumusu bilmis olurmus,evde kalmakmis layiki ....

ESiM BENDEN 2 YAS BUYUK; ne 'hot' dememe gerek kaldi 17 senede, ne de
benden once coktu...

Yillar icinde ben yaslandikca o genclesti,

-'Ooo Can bey kapmissiniz citiri 'esprilerine muhatap dahi oldum.

 Ne o bana bilmislik tasladi , ne ben ona ezik baktim...

Kulaga gelen muzik tekse de, onu olusturan notalar farklidir der
Halil Cibran...

Bunu unutmadik biz.

Ben konusurken o dinledi,ben dinlerken o konustu 17 sene.

 

O Öfkeliyken ben, ben ofkeliyken o 'haklisin bitanem...'dedik,

Ofke bitip firtina duruldugunda 'ama bi de boyle dusun' de dedik
fikrimizi savunurken.

Farkli insanlar olarak gormedik birbirimizi, ayni amac icin savasan
neferlerdik bu hayatta...

Asla bilmedik ne kadar para kazandigimizi, ortak cuzdanimizdan
gerektigi kadar aldik..

Ne kadar calarsa calsin masanin ustunde telefon, kim bu saatte arayan
karsi cins diye sorgulamadik da ama...

Sevginin en buyuk dostuydu bizim icin 'guven'...

 

Ve guvenin ardina saklanmis bir 'saygi' vardi daima...

Ne kavgalar, ne badireler atlattik 17 senede...

Eee ulkeler neler gordu, biz cekirdek aile mi sutliman yasayacaktik. ..

Bir gun oyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamin disinda
yattim bi gece, misafir odasinda...

Gece yarisi kapi acildi esim;

Ne yapiyorsun burda?' diye sordu

kapinin esiginden, 'uyuyorum' dedim buz gibi bi sesle...

Gitti, gelmesi 1 dakikasini almisti elinde yastikla... 'kay yana' dedi
daracik yatakta.

 

'ne yapiyorsun?' dedigimde 'benim yerim senin yanin,sen gelmezsen ben
gelirim' dedi...

 

Anladim ki o gece, en uzun kavgamiz yat saatine kadar surecek...

Ve bence dogrusu da bu...Ozen gosterdik o gunden sonra, evin her
yerinde kavga ettik, yatak odamiz haric..

Kirsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadik birbirimize. ..

Toplum kurallariyla oynasaydik bu oyunu belki de 41 inci cift
olacaktik o listede...

Ama oyunun kurallarini biz koyduk...

 

Nede olsa bizim oyunumuzdu, oynanan...

Evlilik; hesapsiz icine dalinmasi gereken bi oyun bence...

Topluma kulaklarini tikayarak hem de...

 

Ne benim, ne de bizim sozlerimizle. ..

Sadece gonlunuzden gectigince ...Dedigi gibi Ataol Behramoglu'nun ;

'...Yasadiklarimdan ogrendigim bir sey var:
 Yasadin mi buyuk yasayacaksin, irmaklara, goge, butun Evrene
 karisircasina. Cunku omur dedigimiz sey, hayata sunulmus bir
Armagandir.Ve
hayat, sunulmus bir armagandir insana...

 

CAN DUNDAR
Hayat kisa gelen bir battaniye gibidir.
Yukari cekersin ayak parmaklarin isyan eder.

Asagi cekersin omuzlarin titrer.
Ama yine de, neseli insanlar dizlerini karinlarina ceker, rahat bir
uyku uyumayi basarir..... .....

 

·  Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin
olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz eşit oluruz.

                                        Siritiyor
 

Yorum (1) Yorum yaz! | Etiketler : EVLILER OKUYUN.... BEKARLAR DERS ALIN.....

Taş Devri'nde de aşk cinayeti vardı


 Tas-Devrinde-de-ask-cinayeti-vardi

 

İngiliz Daily Telegraph gazetesinde yer alan habere göre, Durham Üniversitesi’nin Londra ve Wisconsin üniversiteleriyle birlikte yürüttüğü orta araştırmada, 7 bin yıl öncesinde de erkeklerin, kadınlarını korumak için rakip kabilelerin erkeklerini toplu olarak katlettiği belirlendi.

1980’lerde Almanya’nın güneybatısındaki Talheim Kasabası’nda ortaya çıkarılan ve içinde 34 cesedin bulunduğu toplu mezardaki insan kemiklerini inceleyen arkeologlar, M.Ö. 2000’lerde bölgedeki rakip kabilelerin, kadınlarının güvenliğini sağlamak için rakip erkekleri öldürdüğünü belirledi.

3 metre derinliğindeki mezarda bulunan kemiklerin çoğunun aynı kabileye mensup erkeklerden oluştuğunu tespit eden uzmanlar, ölenlerin büyük bölümünün başlarını sol tarafına aldıkları darbenin etkisiyle yaşamını yitirdiklerini söylüyor.

Rakip kabile tarafından yakalanarak elleri bağlanan erkeklerin, muhtemelen taş baltalarla başlarına vurularak öldürüldüğünü belirten arkeologlar, aynı bölgede yaşayan kabilelerin genellikle toprak ve yaşam kaynakları için çatıştığının bilindiğini, ancak ilk kez kadınlar için de çatışma yaşandığına ilişkin elle tutulur bir delile rastlandığını vurguluyor.

Araştırmayı yürüten grubun başındaki uzman Doktor Alex Bentley, mezardan çıkan az sayıda kadının ise farklı kabileden olduğunun anlaşıldığını söylerken, bu kadınların neden öldüğünün ise tam olarak anlaşılamadığını aktardı. Bentey’ye göre kadınlar, kendilerini korumak için savaşan erkeklerinin yanında çarpışırken yaşamını yitiren eşleri olabilir.

Daha önce de birçok arkeolog, kadınlar yüzünden geçtiğimiz çağlarda da kan davaları çıktığını ve şiddet olduğunu söylemiş ama buna bir kanıt bulamamıştı.

 

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Taş Devri'nde de aşk cinayeti vardı

Gitme Diyemedim..

 

tek bir söz bile söyleyemedim ağzımı actım ama sesim çıkmadı..cıkamadı belkide..belleğimi zorladım-'gitme'den baska bir kelime gelmedi aklıma...niye diye sorsa verecek cevabım yoktu...alıştım sana bile diyemezdim ki..daha alışmamıştım bile kendime..kendi yaşadıklarıma duygularıma ve yaptıklarıma bile her saniye şaşıran ben bir başkasına alıştım diyemezdim..demedim de gitti..

baktım arkasından..uzun uzun ...hiç birsey hissetmediğimi anladığım an hüzünlendim kızdım kendime..herzaman soyleyecek coksey bulan ben tek kelıme soyleyemiyordum..avuttum mu kendimi böylesi daha iyi diye..gercektende böylesi daha mı iyiydi bilmiyorum...sanırım bilemiyeceğim de..insan yalnız ve kendine dönük bir hayvan mıydı gercekten..kaybettiklerinde birlikteliğine mi yoksa kendine mi üzülüyordu..daha fazla birliktepaylaşım yaşayamadığı için mi yoksa bir süre yalnız kalacağı için mi panik yaşıyordu..kalınca bir başına aklına güzel anıların gelmesi ve eğer yalnızlık uzun sürerse kötü günlerin azalıp geçmişin sanki bir peri masalına dönüşü bir aldanma mıydı?

Asla olmayacağını bile bile özlemek eskiyi güzel bir filmmiş gibi bahsetmek yenisini bulamamanın bir sonucu mudur yoksa..o kadar değerli miydi yaşananlar gerçekten?bunu bir gercek  varsaydığımda artıyor zaman zaman..O gün tek kelime bile söyleyememenin verdiği tuaf sızı...şimdi düşündüğümde söyleyecek cok şeyim var..

gitme..

çünkü..

seni seviyorum..

belki kendime alışamadım ama sana alıştım..

gitme..

ve beni mahrum bırakma gülüşünden..

gitme ..

kulaklarım sesini özlemesin..

gözlerim aramasın heryerde silüetini..

gitme..

benzer birini gördüğümde dizlerim titremesin durduk yerde..

gitme..

aşktandır hırçınlığım..

gitme..

tenim tenini özlemesin..

gitme...

yarım kalır herşey inan bana..

gitme..

konuşacak yapacak çok şeyimiz sevişecek cok zamanımız var daha..

gitme..

neolur gitme..

beni sensiz bırakma..

diyemedim..

gitti..

 

 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : gitme

Web Analytics