
Sayın Recep Tayyip Erdoğan
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı
Ankara
Bilgi: Sayın Angela Merkel
Almanya Federal Cumhuriyeti Başbakanı
Berlin - Almanya
Bilgi: Sayın Werner Faymann
Avusturya Cumhuriyeti Başbakanı
Viyana - Avusturya
Bilgi: Sayın Hans-Rudolf Merz
İsviçre Konfederasyonu Başbakanı
Bern - İsviçre
Türkiye'nin güneydoğusunda Dicle Nehri kıyısında tarihi bir kent olan Hasankeyf, en azından 10 bin yıllık geçmişiyle bugün de yaşamaya devam ediyor. Dicle Vadisi, Hasankeyf ve onu çevreleyen 300'den fazla arkeolojik alanla, tarihöncesi zamanlardan günümüze uzanan insanlık birikimine ayna tutuyor.
Dicle Vadisi, Fırat kaplumbağası gibi birçok endemik ve küresel ölçekte nesli tehlike altında canlı türüne ev sahipliği yaparak el değmemiş doğasını hâlâ koruyor.
Ne var ki Ilısu Baraj Projesi, Dicle Nehri ve kollarından oluşan 400 kilometrelik doğal nehir yatağını ve Hasankeyf başta olmak üzere vadiyle iç içe geçmiş everensel değer taşıyan doğa ve kültür mirasını yok edecek.
* Tarihi kent Hasankeyf ve Dicle Vadisi'nin el değmemiş doğasıyla birlikte, dünya ölçeğinde eşsiz bir örnek olup UNESCO'nun 10 Dünya Mirası kriterinden 9'unu sağladığını göz önünde bulundurarak,
* Dicle Nehri ve kollarının oluşturduğu benzersiz nehir ekosisteminin doğal açıdan uluslararası öneme sahip olduğunu hatırlatarak,
* En azından 20 farklı kültürün izini barındıran Hasankeyf'in, insanlığın sahip olduğu en eski kentlerden birisi olduğunu dikkate alarak,
* Doğal ve kültürel mirasımızı gelecek nesiller için korumanın ortak sorumluluğumuz olduğuna inanarak,
* Hasankeyf'i ve Dicle Vadisi'ni olduğu gibi korumak suretiyle Türkiye'nin kalkınması için daha iyi ve daha fazla seçenekler yaratabileceğimizi dikkate alarak,
Aşağıda imzası olan ben, Türkiye Cumhuriyeti adına Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dan;
1. Hasankeyf ve Dicle Vadisi'nin UNESCO Dünya Mirası Alanı olarak koruma altına almasını,
2. Ilısu Barajı Projesi'nin iptal etmesini
talep ediyorum.
Arz ederim.
Ad Soyad
Meslek
Şehir
E-Posta
Bu dilekçeyi e-posta olarak göndermek istiyorum.
http://www.kesfetmekicinbak.com/apps/proposal.app/view_m.php/5


Dicle nehri üzerinde kurulması planlanan Ilısu barajının yapılmasına niye karşı olduğumuz nedenler:
- Başta insanlığın ortak mirasi olan en az 9 bin yıllık antik kent Hasankeyf olmak üzere, Dicle vadisindeki yüzlerce arkeolojik sit alanları ve çok sayıda kültürel değerler su altında kalacaktır.

- Onbinlerce insan (resmi rakam 78.000) Ilisu baraji projesinden etkilenecek, yani büyük oranda yerinden göç ettirilip kentlerde ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunları arttıracaktır.
- Bölgemiz açısından çok büyük değeri olan Dicle vadisinin zengin bitki örtüsü ve canlı varlikları yok olacaktır.
- Bölgedeki diğer baraj projelerinden de görüldüğü gibi bölgemizin ekonomik ve sosyal yasamına olumlu bir etkisi beklenmemektedir.

- Doğrudan ve dolaylı etkilenecek olan ve asıl söz sahibi olması gereken Hasankeyf/Ilısu ve bölge halkının (paydaşlar!), hiçbir şekilde onayına başvurulmadan Ilısu barajı projesi gerçekleştirilmek istenmektedir.

Bu gerekçelerden dolayı, Ilısu projesinin bir an önce durdurularak bölge insanının sosyo-ekonomik standartlarını yükseltecek, kültürel mirasini ve doğal güzelliklerini koruyacak, bölge insanının da dahil olacağı alternatif projeler geliştirilmelidir.

Hasankeyf ‘in Dünya Mirası Listesi’ne girebilmesi için gerekli şu şartları taşımaktadır:
1- Yaratıcı insan dehasının ürününü temsil etmesi: Hasankeyf Zeynel Bey Türbesi, Sultan Süleyman Camii, Köprüsü ve Dicle Nehri’ne tepeden bakan Kale gibi şaheserleriyle inanılmaz değerli bir bölgedir. Özellikle kalenin kapıları ve köprünün üstün tasarımı türünün tek örneği olma özelliği taşımaktadır. Gerçekten de, 40 metre açıklığındaki köprü dönemin geleneksel kargir yapı strüktürlerinin çok üzerinde bir başarı sergilemektedir.

2- Tarihin belli bir zamanını veya kültürel mekanını, mimari veya teknolojinin gelişimini, anıtsal sanatları, şehir veya peyzaj mimarisinin insani değerler arasındaki etkileşimini göstermesi: Mezopotamya’nın kuzeyinde yer alan Hasankeyf dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biridir. Bölge halkı tarih öncesi devirlerden Roma ve Selçuk dönemine kadar pek çok farklı ve güçlü devletin yönetiminde yaşamıştır. Artuklu, Eyyubi ve Akkoyunlu dönemlerine ait yüksek kaliteli mimari eserler, farklı kültürlerin Hasankeyf’i ne kadar zenginleştirdiğinin kanıtı sayılmaktadır.

3- Kültürel geleneğin, yaşayan veya kayıp bir uygarlığın eşi olmayan veya istisnai tanıklığını içermesi: Hasankeyf Ortaçağ’dan günümüze önemli izler taşıyan benzersiz bir şehir. Hasankeyf’i benzersiz yapan şeyler Dicle Nehri üzerindeki özel konumu ve bugüne taşımayı başardığı şehirsel ögeler. Son dönemlerdeki kazılarda da Roma dönemine ve öncesine ait ilginç mimari bulgulara rastlanması, kentin derinlere gider tarihi hakkında bilgi edinmemizi sağlıyor. Coğrafi olarak, bölge Suriye ve İran’ın mimari etkisi altında. 19. ve 20. yüzyılın modern şehirleşme dalgalarının Hasankeyf’i yok etmemiş olması bölgeyi ender bir kalıntı olarak daha da önemli kılıyor.

4-İnsanlık tarihinin anlamını taşıyan veya temsil eden bir yapı, mimari veya teknolojik topluluğun seçkin örneği olması: Hasankeyf’te de birçok ev, dini ve ticari yapı kayaya oyulmuştur. Bu gelenek çok uzun yıllar boyunca Dicle Nehri kıyısında yaşamış medeniyetlerle ilgili önemli tarihi ve estetik veriler sunmaktadır. Kalenin konumunun seçimi şehrin güvenliğini artıracak şekilde yapılmıştır. Dik yamaçların tepesine kurulan savunma yapıları yaygın olsa da, Hasankeyf’teki gibi incelikli bir işçilikle yapılmış olanlarını her yerde bulmak kolay değildir. Kapıların ve Küçük Saray adı verilen köşk üstün mimari nitelikleriyle Anadolu’daki askeri mimarinin en saygın eserleri arasında sayılmaktadır.

5- Üstün bir doğal mucize ya da istisnai doğal güzellik ve estetik önem arz eden alanlar içermesi:Hasankeyf, Mezopotamya’yı oluşturan iki büyük nehirden biri olan Dicle Nehri’nin kuzeyinde yer alıyor. Orta Doğu’nun kurak toprakları ve Dicle Nehri’nin bitmez tükenmez temiz sularının bir araya gelişi bölgede sıra dışı bir doğal güzellik ve nehir kıyısındaki nadir bulunan ekosistemler adına olağanüstü estetik bölümler oluşturmuş durumda. Nehir bölgedeki en temel temiz su kaynağı ve yüz binlerce yıldır bölgedeki her şey ırmağın akışına göre şekillenmiş. Buna neredeyse 10 bin yıl öncesine giden insan yerleşimleri de dahildir. Irmağın yatağı tek başına eşi bulunmaz bir doğal mucize.

6- Evrensel anlamda devam eden ekolojik veya biyolojik gelişimin örneği olması veya ekosistem, kaynak su, karaya ait gelişim, hayvan ve bitkisel topluluğun örneği olması: Fırat havzasındaki nehir ve kanyon ekosistemlerinin hızla yok edilmesinin ardından Dicle Vadisi bu özelliklere sahip yegane örnek olarak kalmıştır. Bölgenin benzersizliği ve yerinin doldurulamazlığı, nadir bulunan, hassas ve tehlike altındaki göçmen kuş türlerinin sayısından ve havzaya özgü biyolojik çeşitliliğin boyutlarından da anlaşılabilir. Bölgedeki tatlı su canlılarının tamamı yeri doldurulamaz bir biçimde o alana özgü canlılar. Bu durumu sadece Mezopotamya’ya ve hatta Dicle Nehri’nin alanlarında yaşayan pek çok bitki, balık ve avcı türünün varlığına bakarak anlamak mümkündür.
İmza kampanyası ve daha fazla bilgi için; “hasankeyfesadakat.kesfetmekicinbak.com” adresi ile ulaşabilirsiniz.

Türler
Aynı anda Akdeniz, step ve çöl iklimlerinin etki alanı altında bulunan Dicle Vadisi, Cicer echinospermum gibi yüksek tehlike altında ve korunma önceliğine sahip pek çok endemik türü de içeren büyük bir biyoçeşitlilik alanıdır.
Dicle Vadisi’nin ortasında konumlanmış olan Hasankeyf ise yırtıcı kuş türlerinin beslenme alanı olması açısından başlı başına bir öneme sahiptir. Bölgeye hükmeden uçurumların içinde tavşancıl (Hieraaetus fasciatus), küresel olarak tehlike altında olan küçük kerkenez (Falco naumanni), yine küresel olarak tehlike altında olan küçük akbaba (Neophron percnopterus) ve kızıl akbaba (Gyps fulvus) gibi türler yaşamaktadır.

Sarp ve çorak kumluk tepeler küçük ebabil (Apus affinis), boz kirazkuşu (Emberiza cineracea) ve alaca yalıçapkını (Ceryle rudis) gibi nadir bulunan kuş türleri için önemli bir üreme alanıdır.
Fırat kaplumbağası (Rafetus euphraticus) Dicle ve Fırat akarsu sistemlerinde endemik olarak bulunan bir türdür. Bu kaplumbağa türü yumurtalarını Dicle Nehri’nin kıyılarındaki kumullara bırakmaktadır.
Yaban keçisi (Capra aegagrus) ise Dicle Vadisi’nin kayalık uçurumlarını ve dik kanyonlarını kullanır. Bölgedeki mağara ve kovuklarda yaşayan çizgili sırtlan (Hyaena hyaena) ile birlikte ÖDA’daki öncelikli memeli türlerinden biridir.

Almanya, Avusturya Ve İsviçre Ilısu Baraj Projesi'ne Verdikleri Finansal Desteği Çekmek Üzere Harekete Geçti,
Ve
Avusturya'dan sonra Almanya da Ilısu'dan çekildi.
Hasankeyf'i ve Dicle Vadisi'ni sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı'na kredi veren ülkelerden Avusturya'dan sonra Almanya da çekildiğini açıkladı. Alman Ekonomi ve Kalkınma Bakanı Erich Stather yaptığı açıklamada 'Türkiye'ye prosedür gereği 180 günlük süre tanıdık ama bunun bir önemi yok. Bu baraj artık Alman parasıyla finanse olmayacak' dedi.
Almanya'da bulunan Doğa Derneği yetkililerinin, Almanya Ekonomik İşbirliği ve Gelişim Federal Bakanlığı, Devlet Sekreteri Erich Stather'den aldıkları bilgiye göre; Almanya, Avusturya ve İsviçre hükümetleri, Türk hükümetine Ilısu Baraj Projesi'ne sağladıkları kredileri geri çekme niyetinde olduklarını belirten son bir uyarı gönderdi. Uyarının nedeni, Türkiye'nin Almanya'nın koyduğu kredi kriterlerini karşılamakta başarısız olması.
Doğa Derneği tarafından Alman Parlamentosu'nun önünde gerçekleştirilen barışçıl bir eylem sırasında Hasankeyf Belediye Başkanı Abdulvahab Kusen, 'Sonunda bu üç ülkenin kredi kuruluşlarının Türkiye'den yerine getirmesini talep ettikleri kriterlerin karşılanmasının mümkün olmadığını anladıklarına memnunuz. Eğer Ilısu Baraj Projesi devam ederse Hasankeyf ve Dicle Nehri etrafında nesli tehlike altında olan pek çok canlı ile birlikte yok olmaya mahkum edilecek. Şimdi bu gerçeklerin farkına varma ve projeyi geri çekme sırası Türk Hükümeti'nde. Hasankeyf, sadece 10 bin yıllık tarihiyle bile UNESCO Dünya Doğa ve Kültür Mirası listesinde yer almayı hak ediyor' dedi.
Hasankeyflilerle birlikte Berlin'de bulunan Doğa Derneği Kampanya Koordinatörü, Erkut Ertürk, 'Başbakan Erdoğan'a, 2007'de ‘Tarihi mirasınızı kaybederseniz, Allah korusun ülkenizin, yurdunuzun tapusunu kaybedersiniz. Bir daha geri kazanamazsınız. İşte esas felaket bu olur.*' dediğini hatırlatmak istiyoruz. Eğer Almanya, Avusturya ve İsviçre hükümetleri dünkü toplantıda bize söylediklerini gerçekleştirirlerse, bu durum, Alman hükümetinin Türkiye'nin kültürel ve doğal mirasına kendi hükümetimizden daha çok saygı duyduğunu gösterecektir' dedi.
Ilısu Baraj Projesi'nin tehdit ettiği bölgelerden biri 10 bin yıllık insanlık tarihinin tanığı, çok sayıda kuş türünün, binlerce bitki çeşidinin ve diğer yaban hayatın evi olan Hasankeyf. Bu proje sadece dünyanın en önemli kültürel miraslarından Hasankeyf'i yerle bir etmekle kalmayacak, aynı zamanda Fırat kaplumbağası (Rafetus euphraticus) gibi dünya ölçeğinde tehlike altındaki bir türü de yok edecek.
Arkeolog Gözüyle
Oluş Arık'la söyleşi
(Tevfik Taş)
Ankara Üniversitesi Sanat Tarihi Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. M. Oluş Arık, 1985 yılından bu yana Hasankeyf'in açığa çıkarılması ve korunması için çaba gösteren bilim grubunda önemli bir yere sahip. Bugün buradaki kazıyı yönetiyor.
Taş: Yıllardır yoğun bir biçimde, Hasankeyf'le ilgileniyorsunuz. Türkiye, tarihi kentler bakımından zengin bir ülke, Hasankeyf bu zenginlik içinde nasıl bir öneme sahip?
Arık: Bugün eğer bir Türkiye sentezinden söz ediyorsak, bu sentezin başlangıç noktalarının, bütünlüğünü koruyarak bugüne gelmiş en önemli temsilcisi Hasankeyf''tir. Elbette, eğer çok önceleri diğer kentlere karşı daha dikkatli davranma bilincimiz olsaydı, bugün Hasankeyf'in başka akranlarından da söz etme şansımız olacaktı: Tarihi Harput, eski Malatya, eski Van gibi. Ama onları neredeyse büsbütün yitirmişiz.
Hasankeyf, İran ve İç Asya'nın; Doğu Akdeniz ve Mezopotamya'nın; sonraları Bizans'ın temsil ettiği Roma'nın birbiriyle kaynaştığı bütünlüklü tek merkezdir. Bu kaynaşma ticaret, mimari ve üretim alanlarındaki açık izleriyle olduğu kadar sosyal bilimlerde, sosyal antropoloji alanlarında da tanınabilir durumdadır. Hasankeyf tektir. Kimileri kadavra diyor. Kadavra da olsa tektir.
Taş: Eğer projelerde köklü bir değişiklik yapılmazsa Hasankeyf, Ilısu Barajı'nın altında kalacak. Bunun bilinmesinden sonra, çeşitli kurtarma biçimlerinden söz edilmeye başlandı. Bunlar arasında Hasankeyf'in daha uygun ve korunaklı bir yere taşınması da var. Siz ne düşünüyorsunuz?
Arık: Hasankeyf, nasıl olursa olsun kurtarılmalı. Gerekirse sökülüp taşınsın. Kulağa hoş geliyor bunlar. Tılsımlı sözler! Ama üzerinde konuştuğumuz Hasankeyf oluşumunun gerçeği karşısında, bir teselliden ötesini söylemiyor.
Burası doğanın biçimlendirdiği bir coğrafya üzerinde, insan aklının ve emeğinin katmanlar oluşturduğu bir yer.
Mağara oluşumlarından ayrı yapılmış, kesme taştan birkaç bina, bir iki minare dışında neyi taşıyacağız? Olağanüstü genişlikte kaya kütleleriyle birlikte yükselen, hangi parçayı, hangi teknikle taşıyacağız?
Burası bir kent teknolojisidir. Bu Ortaçağ teknolojisini, üzerinde yükseldiği doğal oluşumu, hangi teknikle taşıyabiliriz; bunlar karanlık. Bugün gözle görülebilir yapıların altında, onları daha iyi anlamamızı sağlayacak öğelerden henüz haberdar değiliz. Birçoğunu tahmin bile edemiyoruz. Buradan bakınca, taşıma dendiğinde, tılsımlı bir demogojiden başka şey söylenmiş olmuyor. Kent dokusunu bir kilo domates gibi taşımaktan söz ediliyor gibi geliyor insana. Hele de en iyi durumda olan eserin üçte ikisi toprağın altında olan bir yeri konuştuğumuzda, bu daha da anlamanı yitiriyor. Belki milyonlarca olasılık düşünüldükten sonra...
Burada bazı önceliklerde ısrar etmekten başka geçerli yol yok. Bunların başında, Hasankeyf'in içerdiği bütün değerlerin açığa çıkarılması geliyor. Önce bu kenti, bu oluşumu, bu teknolojiyi bütünüyle anlamalıyız. Baraj dahil, bütün projeleri bunun üzerine kurmalıyız.
Şimdi biz kazı yaparken zamanla yarışıyoruz. Efes, Milet, Bergama gibi antik kentler neredeyse bir yüzyıldır kazılarak açığa çıkarıldı. Böyle bir kenti kazmak için bize verilen zaman ise, yalnızca birkaç yıl. Olanakların kıtlığından, esirgenmesinden söz etmekse gereğinden de çok yorucu olur. Baraj yapımı nedeniyle, bize sıklıkla şu söyleniyor: `Bir yerde bitirin. Bir noktaya gelince durun.' Nerede duralım? Osmanlı yapısının altında Selçuklu çıkıyor, onu ırgalıyorsun altında Assur çıkıyor. Söylesinler, hangisinden vazgeçelim!
Taş: Ama tümünün birden yok olmasına karşı da olsa bu yöntemi kabul edemez miyiz?
Arık: Barajın alternatifi var. Ama Hasankeyf'in alternatifi yok. Kuşkusuz burada her şey yok olacağına, bazı parçaların taşınıp kurtarılması iyidir. Bu nasıl olsa yapılır. Ama bunun yapılamayacak olan yanları, düşünüldüğünde, aslında neredeyse hiçbir şey yapılmamış olacak. Bazı örnekler vermek istiyorum:
İnsan yapısı eserlerin taşınması deniyor. Ama bu yapılar bir iki sanat ve mimarlık eserinden ibaret değil ki. Burada yollar, kanallar, kamu yapıları, semtler, temiz ve atık su sistemleri ve çarşıları söz konusu. Yani bütün dokusuyla bir Ortaçağ başkenti.