Umberto Pelizzaris nefes kesen serbest dalış (freedives)

6/11/2009 · Kategori: çevre






UMBERTO PELIZZARI Ağustos 28 doğdu 1.965 Busto Arsizio, Varese ilinde de. O 1,89 metre boyunda ve 84 kg ağırlığında, ve akciğer kapasitesi 7,9 litre ...

Serbest Dalış Benim Hayatım ..!!

Bazı insanlar su ile doğal bir yakınlık, bazen var iken deniz ortamı kara olanlarına göre daha deniz canlılarının fazla gibi görünen ve Umberto Pelizzari bunlardan biri. 17 sinde  çoktan profesyonel bir yüzücü olarak 11 yıl kadar saat hızına sahip  olur.. O sadece 23 yaşında, 1988 yılında, Umberto Pelizzari dört yıl keşfettikten sonra ve apne ve disiplin ilgisini çeker ilk dünya rekorunu elde eder. 

Umberto anlatıyor: "Hint Okyanusu, Maldivler ve adaların yükselen kalbimde çok özel bir yerde tutar. Buranın güzel ılık sularında  'en güzel deniz yaşamı canlılığını bulursunuz.  Bu balina köpekbalığı olduğunu. Balina köpekbalığı gezegenimizde en büyük balık. Onlar dünyada tropik ve sıcak denizlerde bulunabilir ve bu onların biyolojisi ve davranışları çalışmak için mükemmel bir yerdir. Onlar uzunluğunda ve 40 metre kadar büyüyebilir 100 yıla kadar yaşayabilir. Onların büyük yüzgeçleri zarif su ve benekler ve çizgileri ile onları yönlendirmek onları yukarıdan kamuflaj verir. Ben balina köpekbalığı yüzünü sadece inç uzaklıkta mesafedeyım. Bu bana birkaç saniye için göz teması sağlar ve bu nedenle bu balina köpekbalığı bana olan güveni hakkında mutluyum .

 30 yaşında  olan balina ve köpekbalıkları cinsel olgunluğa ulaşmaz. Onlar sadece plankton üzerinde mikroskopik olan deniz bitki ve hayvanlarla beslenir.  Nüfus ancak bilinmeyen balina köpekbalıkları artık ticari balıkçılık tehdit artan yüz kendi yüzgeçleri için onları hedefliyorsunuz . Uzakdoğu'da köpekbalığı yüzgeci çorbası için talep bu nazik devleri ödül yakalama ve yüzgeçleri dolar değerinde binlerce anlamına gelir. Bu beni çok üzüyor .  Biz bu güzel yaratıkları korumak için daha fazla çaba harcamalıyız.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Bir Kadının Yarattığı Frankenstein

5/11/2009 · Kategori: tiyatro



Mary Shelley'in, zamanının çok ötesinde bir teknoloji vaat ettiği için edebiyat çevrelerini şaşkına çevirmiş iki yüz yaşındaki başyapıtı Frankenstein, defalarca kez, defalarca şekilde sinemaya uyarlandı ve hala da önlenemez bir film çekme furyasından nasiplenerek popüler kültürdeki yerini koruyor. Biz de, eserin popüler kültürdeki doldurulamayan yerini incelemek istedik.

Bugün, Shelley'in müthiş yapıtı Frankenstein'ın Mark Twain imzalı önsözüne baktığımızda, hikayenin zamanının ötesinde bir yapıda olduğunun neden her fırsatta vurgulandığını düşünüyorsunuz ilk başta. Ciltler halinde ülkemizde de çıkan ve dahası, envai çeşit romana ve filme farklı maceralarıyla da konuk olan bu karakter, tüm dünyada bir edebiyat karakterinden çok Karloff'un hakkıyla hayat verdiği o korkunç yaratığı hatırlıyor. 1815 yılında, eserin yazımına başlamadan üç sene önce aklına gelen bir fikri geliştire geliştire bu hale getiren, dahası feminist bir aileden gelme kadın yazar Mary Wolfstonecraft Goodwin Shelley, karakteri aslında filmlerin bize sunduğu o hilkat garibesi hallerden ziyade, felsefik ve toplumun dışına itilmiş bir grubu temsil eden bir karakter olarak resmetmişti. Eserin ilk uyarlaması da daha sinemanın pek ortalarda gözükmediği 1823 yılında tiyatro yoluyla yapıldı. Shelley'in epey beğendiği bu ilk uyarlamada, karakter insana çok benziyordu ve sadece çikolata rengine boyanmış bir insan tarafından canlandırılıyordu.

Bu denli teknoloji gerektiren bir hikayeyi görselliğe uyarlayan oyun, söylentilere göre epey başarılı olmuş ve aynı yılda bir tiyatro uyarlaması daha yapılmıştı. Bu uyarlama da, ilk uyarlamanın izleyicinin kafasına kazıdığı siyah imajı korur nitelikteydi ve karakteri yine siyahlara büründürüyordu. Bu uyarlama rüzgarı tiyatro dünyasını esir almak üzereydi ki, araya Edison'un (sonradan ampulü icat etmediği anlaşılacaktı) keşiflerinden biri olan sinema araya girdi ve bununla paralel olarak sinema dalı da belli bir evrim geçirdi. Sürekli bir üretim vardı, hatta canavarın başka hikayelerini edebiyat eseri yapan uyanıklar bile çıkıyordu (sonradan bu hikayeler tarihe karışacaktı). Anaakımı başlatan Hollywood isimli küçük bir kasaba sinema dünyasını esir alınca da Shelley çoktan yaşamını yitirmişti. 1851 yılında, 60 yaşındayken ölen Shelley'in ardından da 1910 yılında eserin Frankenstein adlı ilk sinema uyarlaması yapıldı. Bu uyarlama hayata geçtiğinde insanlar çoktan ilk bilimkurgu filmini izlemişti bile(Le Voyage Dans La Lune)ve heyecanlanacak çok halleri yoktu, dolayısıyla film romanın şok ediciliğinden uzak oldu. 1915 yılında eserin ikinci uyarlaması da yapıldı, meşhur "It's alive !" repliğini ilk kez kullanan film, hikayeye yine felsefik yönden yaklaşıp yine başarısız oldu.

Bu sırada dünyanın çeşitli yerlerinden uyarlamalar gelmeye de devam ediyordu. Eugenio Testa imzalı 39 dakikalık İtalya yapımı uyarlama Il Mostro di Frankenstein (ilk vizyona girdiğinde "Frankestein" gibi talihsiz bir harf eksikliğinin kurbanı olmuştu / İngilizce çevirisi "A Monster Called Frankenstein" dır), bu evrensel uyarlamalardan sadece bir tanesiydi. Bu döngü kısır bir şekilde yirmi uzun sene boyunca devam etti ve uyarlamaların hiç biri beğenilmedi, ta ki 1931 tarihli müthiş "Frankenstein"a kadar. Film hikayenin felsefik yönünü hiçe sayıp tamamen anaakımlığına odaklanıyordu ve yaratığı eserin aksine konuşturmuyordu. Bu uyarlama epey beğenildi ve özel efektleriyle de romanın etkisine ulaştı. Özellikle Frankenstein'ın canavarı rolündeki Boris Karloff filmde tam anlamıyla bir oyunculuk dersi veriyordu.

Hollywood, fazlasıyla beğenilen bu uyarlama aracılığıyla Frankenstein'ı bir para makinesine dönüştürmekten çekinmedi elbette. İlk film gibi David Whale tarafından yönetilen (ve canavarın da ilk filmdeki gibi Karloff tarafından canlandırıldığı) 1935 tarihli devam filmi Bride of Frankenstein, filme gayriresmi bir ekti aslen. Filmde, tıpkı ilk film gibi bir hikaye anlatılıyordu- isminden de anlaşılabileceği gibi, Frankenstein'ın gelini üzerinden hem de! Bu film pek beğenilmese de, yapımcılara yine epeyce para getirmekle kalmadı, aynı zamanda kült filmleri sırtında taşıyan bir popüler kültür ögesi oluverdi. Bu filmin ardından gelen üçüncü film Son of Frankenstein'da kadroya bir de Igor katılıyordu (Frankenstein'ın asistanı, Bela Lugosi tarafından canlandırıldı). Bu film de popüler kültürde kendine geniş bir yer ayırsa da Frankenstein Sülalesi'nin sonunu getirdi. Yapımcılar yavaş yavaş ana karakteri hikayeye katmaya başladı.

1942 yılında, yani ilk üç filmin külteştiği(bu filmlerden sadece ilkine saygı duyuluyordu)bir dönemde ortaya çıkan The Ghost of Frankenstein'da da karakteri üç film boyunca canlandıran Karloff yerine The Wolf Man yorumuyla haklı bir üne kavuşan Lon Chaney Jr. getirildi. Bu filmde Bela Lugosi oyununa devam ediyordu. Yapımcılar filme saygın bir devam sunmaktansa, kült bir yapıda seriyi inşa etmeyi daha cazip bulmuş olacak ki, bir sene sonra bir devam filmine daha öncülük ettiler. 1943 senesinde çekilen devam filmi Frankenstein Meets the Wolf Man ise şaşırtıcı bir kadro değişimi sunarak hikayeye The Wolf Man'i kattı, bu karakteri bir önceki filmde canavarı canlandıran Lon Chaney Jr. canlandırdı ve canavar rolüne de bir önceki filmde Igor'u canlandıran Bela Lugosi getirildi. Bu film de kült oldu.

Seri tam beş filme ulaştığında yapımcılar artık radikal bir değişiklik arayıp duruyordu ki, son filmin gişe başarısı ortaya çıktı. Bu son filmin ardından yeni bir kulvara göz dikildi: Canavarı başka klasik korku karakterleriyle karşı karşıya getirmek. 1944- 1945 yıllarında, bu şekilde iki film çekildi: House of Frankenstein ve House of Dracula. İki filmde de canavarı Glenn Strange canlandırırken, filmlerden ilkinde kadroya Karloff da katıldı. Karloff, filmde film için yaratılmış bir karakter olan Doktor Gustav Niemann'ı canlandırdı. Ayrıca ilk filmde Lawrence Talbot'u canlandıran Lon Chaney Jr., ikinci filmde The Wolf Man'i canlandırıyordu. İki film de Erle C. Kenton tarafından yönetildi. Kültlerin kültü bir devam filmi daha bu yoldan doğdu: 1948 tarihli Bud Abbott Lou Costello Meet Frankenstein. Filmin Bela Lugosi, Glenn Strange ve Lon Chaney Jr.'lı kemik kadrosunda bir isim daha vardı: The Invisible Man rolündeki Vincent Price. Bu film, seriyi kapatan film oldu.

Bu serinin ardından, karakter Frankenstein - 1970 isimli sözde gelecekte geçen 1958 yapımı bir filmde tekrar canlandırıldı. Seri bitmiş olsa da, filmin izleyicilere sunduğu minik bir sürprizi vardı: Victor Frankenstein rolündeki Boris Karloff. Bunun ardından çoktan modası geçmiş Frankenstein Sülalesi rüzgarını yeniden estirmeye kalkışan Frankenstein's Daughter vizyona girdi. Bu filmde bildik kadrodan pek eser yoktu ve kültlük bakımından, belki de kendisini fazla ciddiye aldığındandır, pek bir şey vaad etmiyordu. Yönetmen Richard E. Cunha'nın asıl amacı ise ilk Frankenstein filmine en az ilki kadar saygın bir devam getirmekti, ama film bir fiyaskoyla sonuçlandı.
'64 senesine gelindiğinde de seri kendi halinde öylece devam etmeye çalıştı, tabii ki gayrıresmi ellerde: The Evil of Frankenstein, House of Bare Mountain ve Frankenstein Meets the Spacemonster. Son film bir fiyasko olsa da ilk iki film kendi içinde hayranlar edindiler. 1967 yılında, karakter ilginç bir biçimde yıldızlar geçidi Bond parodisi Casino Royale'de kendine yer bulmayı başardı. Yıllardır Dracula filmleri üzerinde çalışan Jimmy Sangster'in yönettiği The Horror of Frankenstein da bir kült oldu. Kült filmler furyasının başlangıcından nasiplenen filmler geldi geçti, Dracula vs. Frankenstein, 70'lere gelindiğinde çekilmişti ve kitsch sinemadan payına düşeni fazlasıyla alır nitelikteydi mesela. Ayrıca karakter kendine Son of Dracula türü ikinci sınıf filmlerde de yer buldu (ikinci sınıftan kasıt, sıfır bütçedir).Bu zamana kadar karakterin hikayesini baştan anlatan bir filme rastlamıyorduk ki, '77 senesinde Victor Frankenstein filmi çıkageldi. Bu film, canavarın fiziksel görünüşünü değiştirmese de hikayeyi sil baştan anlatmıştı.

Bu yapıttan destek alan bir alay film de karakterin hikayesini yeniden anlatmaya kalktı. 70'ler bitip seksenler başladığında, 1984 senesinde de karakterin fiziksel görünümünü değiştiren "Frankenstein" çekildi. 1987 yapımı ünlü kitsch film The Monster Squad Frankenstein'a yer verdi. Bu sıralarda Frankenstein'ın ilham verdiği Dr. Jekyll & Mr. Hyde ve The Incredible Hulk eserleri de sinemayı sallamakla meşguldü tabii. 1990 yapımı Frankenstein Unbound'da karakter Nick Brimble tarafından canlandırıldı. Filmin John Hurt, Bridget Fonda ve Jason Patric'li bir kadrosu da vardı ve yönetmen Roger Corman'dı. Karakteri yeniden canlandıran film, aynı zamanda o zamana değin çekilmiş en büyük bütçeli Frankenstein filmiydi.

Yıl 1994 olduğunda, Shakespare uyarlamalarıyla tanınan Kenneth Branagh karaktere felsefik bir yaklaşım getirdiği "Mary Shelley's Frankenstein" ile bu kulvara katıldı. Film romana en sadık kalan uyarlamaydı ve Kenneth Branagh, Helena Bonham Carter, Ian Holm ve John Cleese'li bir oyuncu kadrosunu buluşturuyordu. Bu kadronun yanında bir de canavar rolünde usta bir isim vardı: Robert De Niro. Film bence başarısızdı, ancak karakteri bu denli resmiyetle uyarlayan en yakın zamanlı yapım oldu. Frankenstein defteri sinemada böylece kapandı, en azından canavarı başrolüne alan başka bir film çıkmadı. Kalanlar tamamen TV filmiydi. Branagh'ın uyarlaması, Frankenstein sinemasını kilitlemişti.
Karakterin sinema macerası şimdilik böyle bitti. Bu sırada da, karakterin üzerine yeni romanlar yazılıyor, bilgisayar oyunları yapılıyor ve çizgiromanlar, oyuncaklar piyasaya sürülüyordu. Ayrıca karaktere kısa filmler ya da diziler de yapılıyordu, mesela 2004 senesinde bir Frankenstein dizisi çekilmişti. Karakter, 2005 yılında da Van Helsing'de şöyle bir göründü, ancak bir korku ya da felsefe karakterinden çok aksiyon karakterine benziyordu. Karakterin başka bir filmine kavuşamadığı tam on yıl böyle geçti, ta ki Guillermo Del Toro yeni Frankenstein'ın başına getirilene kadar. 2008 yılında, Del Toro, filmin bir devam filmi olacağını ve Hobbit'i bitirir bitirmez filme başlayacağını açıkladı. Shelley'in eserinden uyarlanan ve karakterin fiziğini de değiştiren çizgiroman NTV Yayınları'ndan çıktı. Ayrıca şu anda karakteri sil baştan anlatacak bambaşka bir filmin hazırlıklarının sunduğu söyleniyor. Eğer söylentiler doğruysa, film Timur Bekmambetov tarafından yönetilecek ve 2013 civarında vizyona girecek.  Bu mitin, popüler kültürün olanca devliğiyle sinema macerasının hakkını vererek devam etmesi ümidiyle.

www.sinemaestro.com

http://www.viddler.com/explore/8505000/videos/2/

Karloff'un canlandırmıs olduğu Frankenstein ikinci bölümü için bu linkten tıklayınız..!

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

İyi Oldu Gelmediğin !

31/10/2009 · Kategori: müzik


Nükhet Duru - İyi Oldu Gelmediğin...

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Tango yaşama benzer, tek farkı hata yaptığınızda yeniden başlayabilmenizdir..

31/10/2009 · Kategori: müzik


Zuhal Olcay ''Tango''

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Massive Attack : Inertia Creeps

11/10/2009 · Kategori: müzik



Massive Attack - Inertia Creeps

Sonsuza dek buradayım..Sasirdim

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Aşağı Yukarı ..:D

8/10/2009 · Kategori: Mizah




{#emotions_dlg.cheesy}Siritiyor

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Robbie Williams/Melekler

8/10/2009 · Kategori: müzik


Robbie Williams - Angels (Original)
Gözler

i sit and wait
oturuyorum ve bekliyorum

does an angle contemplate my fate
bir melek kaderimi tasarlıyor mu diye

and do they know
ve biliyorlar mı

the places where we go
gittiğimiz yerleri

when we're grey and old
bizler gri ve yaşlıyken

'cause i've been told
çünkü bana söylendi

that salvation lets their wings unfold
kurtuluşun kanatlarını açmalarına izin vereceğini

so when i'm lying in my bed
bu yüzden yatağıma uzandığımda

thoughts running through my head
aklımdan düşünceler geçiyor

and i feel the love is dead
ve aşkın öldüğünü hissediyorum

i'm loving angels instead
melekleri sevmeyi tercih diyorum

and through it all she offers me protection
ve o ,hepsinin içinden bana koruma sunuyor

a lot of love and affection
çok fazla aşk ve sevgi

whether i'm right or wrong
doğru ya da yanlış olsam da

and down the waterfall
ve şelaleden aşağı

wherever it may take me
beni nereye götürürse götürsün

i know that life won't break me
hayatın beni kırmayacağını biliyorum

when i'm come to call she won't forsake me
çağırmak için geldiğimde onun beni yüzüstü bırakmayacağını...

i'm loving angels instead
melekleri sevmeyi tercih diyorum

when i'm feeling weak
zayıf hissettiğimde

and my pain walks down on one way street
ve acım tek yönlü bir yolda yürüdüğünde

i look above
yukarı bakıyorum

and i know i'll always be blessed with love
ve daima aşkla kutsanmış olacağımı biliyorum

and as the feeling grows
ve hislerim gelişirken

she breaths flesh to my bones
o kemiklerime et soluyor

and when love is dead
ve aşk ölüyken

i'm loving angels instead
melekleri sevmeyi tercih diyorum

and through it all she offers me protection
ve o,hepsinin içinden bana koruma sunuyor

a lot of love and affection
çok fazla aşk ve sevgi

whether i'm right or wrong
doğru ya da yanlış olsam da

and down the waterfall
ve şelaleden aşağı

wherever it may take me
beni nereye götürürse götürsün

i know that life won't break me
hayatın beni kırmayacağını biliyorum

when i come to call she won't forsake me
çağırmak için geldiğimde onun beni yüzüstü bırakmayacağını...

i'm loving angels instead
melekleri sevmeyi tercih ediyorum ..

Öpücük


Ne  denilebilinir ki..

Robbie Williams'a  aşık olmayan kız  var mıdır acaba ... ..:))
Kalp

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Sessiz Veda/Melih Kibar

7/10/2009 · Kategori: müzik



Melih Kibar'ın "Çiğdem Talu" için yaptığı veda bestesi..

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Çalıntı Moda

4/10/2009 · Kategori: hayvanlar


"Stolen for Fashion"—Learn More at PETA.org.

Senin derin benim modam..!!

''Peta Hayvan Hakları örgütü''   gerçekleri gözümüze sokmak zorundaydı..Çünkü göremediklerimiz  vizörün arkasındaydı..Gercek  olanı vizöre yansıttı..ve bütün o moda çekimleri..İşte gördünüz arkasında gizlenen acı gerçekler..

Hala hayalini kurduğunuz bir deri çeşidi var mı?Öfkeli

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Web Stats
HaberTürk Tv